MİCHAEL HARDIMAN BENİM KİTAPLARIM HAYAT sizi ÜZMESİN ORİJİNAL ADI I-Iealing Life's Hurts YAZAR Michael Harlliman ÇEVİRİ Bengi Pirim YAYIN YÖNETMENİ Meltem Erkmen Kapucuoğlu YAYINA HAZIRLAYAN Sinan Köseoğlu BİLGİSAYAR UYGULAMA Nergis Şaman MONTAJ Kaya Güler FİLM-GRAFİK Ebru Grafik BASKI Şahinkaya Matbaası CİLT Güven Mücellit HAYAT SİZİ ÜZMESİN ISBN 975 :13 i J51-1) 1. Baskı Aralık 2001. istanbul @ Michael Hardıman 1997 Gill & Macıııillan Ltd Çeviri Bengi Pirim Epsiyon Yayıncılık hizmetleri Tic. San. Ltd. Şti. Osmanlı Sk. 24/4 HODYO Taksim/istanhul www.epsilnnyayincvi.com e .mail: cpsilon@cpsiloııyayiııcvi.cı.>m Genel Dağıtım: Yeni Çizgi Yayın Dağıtım Ltd. Şti. Gürsel Mah. Alaybey Sk. No: 7 Kağıthane/istanbul Tel: 0212 22057 70 pbx Faks: 212. (ı i 55 ---- GİRİŞ Bu iyimser bir kitaptır. İçeriği, hem benim kişisel deneyimlerim hem de çeşitli gelişme ve iyileşme aşamalarında bulunan insanlarla yaptığım çalışmalar sonucunda ortaya çıkmıştır. Ama yine de tedbiri elden bırakmayan bir iyimserliktir bu. Birçok iyileşme ve gelişme yaklaşımının, insandoğasının gerçek karmaşıklığına hayalperestçe baktığını düşünüyorum. Bu ham hayalcilik, kitapçı dükkanlarındaki rafları işgal eden birçok kişisel gelişim kitabına damgasını vurmuştur.' Günümüzde bu tür kitapların pazarı oldukça geniştir.Bu durum, okuyucu kitlesi içinde, kişisel gelişim ve yaşamda başarı kazanma alanlarına büyük bir ilgi duyulduğunu göstermektedir. Kendi içinde değerlendirildiğinde büyük gayretler sonucu ortaya konduğu söylenebilecek birçok kişiselgelişim kitabı, çoğunlukla konu edindiği problemlerekarşı kolaycı ve safçabir yaklaşım sergilemektedir. Bu kitaplardan bazıları, olumsuz bir biçimde düşünmek yerine olumlu bir biçimde düşünmeye karar vererek yaşamımızı değiştirebileceğimizi söylemektedir. Bazıları, hak ve gereksinimlerimizi dile getirirken daha ısntrcı olmak suretiyle değişebileceğimiz konusunda bize cesaret vermektedir. Bazıları da, eğer kendimizi daha iyi bir durum ya da konumda hayal edersek, bunun gerçekleşeceğini savunmaktadır.Bu yaklaşımların tümü belli ölçüde geçerli olmakla beraber, hiçbiri iyileşmek ve şifa bulmak için yeterli değildir. Bu yaklaşımlar, insanların günlük yaşamda başlarına gelen olaylarla biraz daha kolay baş etmelerine yardımcı olmaktadır belki,anıa çatlakların üzerini süslü zeka oyunlarıyla kapatıp içsel ikilemlerimizi gerçekten görmemizi engelleyerek iyileşmemizi de geciktirmektedir. Bu tür bir kitabı okurken, Reiff' III şu önemli sözünü hatırlıyorum: "Kişinin kendini bir ideale göre yetiştirmesi, onun yerinde saymaktan ve mutsuzluktan kurtulmasını garantilemez." Yaşamlarını köklü biçiinde değiştirmek için zaman, para ve çaba harcayan insanların çoğu sonunda bunun aslında ne denli Zor bir iş olduğunun farkına varmaktadır. . Bu kitap, iyileşme ve kişisel gelişmeyi, yol boyunca kendini gösteren çeşitli güçlükleri ve fırsatları da göz önüne alarak incelemeye çalışmaktadır. Çocukluk yıllarında meydana gelen yaralayıcı deneyimleri iyileştirme konusu, kitabın odağında yer almaktadır. Yetişkinlik döneminde çekilen acıların altında bu. Tür deneyimlerin yattığına inanıyorum. Tabii ki, çocuklukla ilgisi olmayan başka acılı ve travmatik deneyimler de vardır. İşsiz kalmak, eşini kaybetmek, boşanmak, parasızlık çekmek gibi birçok sorunun, çocukluk deneyimleriyle ilgisi olmayabilir. Ama yine de, bu sorunlarla başa çıkma tarzımızla (bu tarz ister iyi, ister kötü olsun) çocukluk yıllarında öğrendiklerimiz arasında güçlü bir bağlantı vardır. Elinizdeki çalışma, genel görünüşü itibariyle iyimser olmasına rağmen, insanın çektiği acıların derinliğini ve büyüklüğünü göz ardı etmemekte, iyileşmeninçok basit bir şey olduğunu söylememektedir. Daha çok, insan hayatının değeri üzerinde durmakta ve ruhumuz kendimize ve/veya başkalarına yönelik yıkıcı eğilimlerle ne denli çok sarılıp sarmalanmış olursa olsun, yine de hepimizin saygın bireyler olduğunu vurgulamaya çalışmaktadır. Bu bakımdan, öncelikle ele almak istediğim konular, acı çekme ve 'acının giderilmesidir. İlk bölümü bu konuya ayırıyorum. BİRİNCİ BÖLÜM Kişiliği Biçimlendiren Etkenler o Acı Çekme Deneyimiyle İlgili Bazı Yorumlar çoğu insanın çektiği acılar, çocukluk döneminde aldığı yaraların mirasıdır. Kişiliğin biçimlenmesiyle geçen bu yıllar, insanın en savunmasız dönemine denk gelir. Travmatik deneyimler, bazen bilinçsizce, ancak yetişkinlikte ortaya çıkmak üzere belleğe kazınır. Kimi zaman insanlar eski duygusal yaralarının üzerine yeni acılar eklerler. Bazılarıysa acılarını başkalarına yansıtıp, yeni acılar doğururlar. Bu hasarı gidermek, geçmişin yaralarını sarmakla ve sağlıklı bir şekilde yaşamayı başarmakla mümkün olabilir. Bu yapılabilirse, gelecek kendi başının çaresine bakacaktır. . Acı deneyimler, insanların değişmek istemesinde önemli bir rol oynar. çoğu insan iç dünyasındaki karmaşadan kurtulmak için şimdi sizin okuduğunuz türden kitaplar okur. Bu kişiler, sorunlara yanıt aramaktadırlar. Problem yaratan deneyimler üç kategoride incelenebilir. Örneğin, bazı insanlar yaşamlarını bazı şeylerden korkmakla geçirirler. Kendilerini açıkça ifade etmekte ve arkadaş edinmekte büyük bir güçlük çekerler. Bazıları dışarıdan iyi görünür, ama içlerinde derin bir mutsuzluk ve yalnızlık taşırlar. Bazılarıysa hem kendileri hem de etkinlikleri hakkında gergin ve kaygılıdır. Bu tür acılar için yapılabilecek en iyi tanımlama, onlara 'duygusal acılar' adını vermektir. Sonra, herkesin yaşamın değişik dönemlerinde tattığı tinsel (manevi) ve varoluşsal bunalımlar vardır. Kimi içinbütün bir yaşam, anlam bulmaya yönelik uzun bir yolculuktur. Kimileri için ise hayatta, kendilerini zaman zaman, insan olarak taşıdıkları değeri silikleştiren bir dünyada varolmanın anlamını sorgulamaya iten mücadeleler vardır. Buna varoluş mücadelesi denebilir. . Ayrıca, fiziksel bedenlerimiz yıpranmaya başladığında, hastalık yüzünden ya da ölüme giden doğal bozulmanın yol açtığı, hepimizin eninde sonunda yaşadığı bir acı vardır. Bazı insanlar ise yaşamlarını en sağlıklı biçimde sürmeleri gereken çağlarında, bir hastalık ya da sakatlık yüzünden, uzun süreli fiziksel acılar çekerler. Bu deneyim fiziksel 'acı olarak tanımlanabilir. İnsanın çekebileceği bu üç çeşit acı (duygusal, varoluşsal ve fiziksel acı) çoğunlukla birbiriyle bağlantılıdır. Diğer taraftan, duygusal acıları yüzünden tinsel ya' da varoluşsal bir bunalıma giren ve ardından fiziksel kaynaklarını tüketerek bir hastalığa yakalanan, hatta ölen insanlar görmek mümkündür. Aynı zamanda, fiziksel bozukluğu, tinsel/varoluşsal acıya dönüşen ve çözümlenmeyecek olursa duygusal çöküntüye sebep olan kişiler de vardır. Varoluşsal/tinsel bir mücadele vermelerinden ötürü, duygusal ya da fiziksel bakımdan çöken kişiler de görebiliriz. İnsanları daha iyi bir yaşam arayışına iten, teker teker ya da hep birlikte, 'işte bu deneyimlerdir. Acı, cıvanın akmasına benzer; nereye dökülürse dökülsün hemen akıp gider, kendi özelliğinden bir şey yitirmez, iç uyumu hiç bozulmaz. Bu yüzden, dokunduğu yaşamlara bulaşır. Bir nesilden diğerine devam eder. Acıçeken ebeveyn, dolaylı ya da dolaysız olarak, çocuklarını karmaşa içinde bırakır. Acı çeken liderler, takipçilerine trajedi yaşatır. Acı. çeken kişiler, onlar için. endişelenen dostlarına acı verir. Bu yüzden, şifa bulma ve iyileşmeden bahsederken, yalnızca kişinin iyileşmesinden bahsedemeyiz; olumlu değişimlerin, acı çeken kişinin çevresindekilere ve gelecek nesillere de yansıması gerekir. '" . Acı çekmek büyük bir iyiliğe ya da büyük bir kötülüğe de yol açabilir. Acıyla başa çıkma yöntemi, acının daha çok yıkıma yol açıp açmayacağını ya da olumlu sonuçlar elde edilip edilmeyeceğini önemli ölçüde belirler. Bu kitapta, acı veren deneyimlerin ,nasıl değerli deneyimlere dönüştürülebileceğini insanlara göstermeyi amaçlıyorum. Örneğin, en güzel yaratıcı hareketlerin temelinde .acı deneyimlerin yattığını biliyoruz. Van Gogh'un eserlerindeki güzelliğe bakmak ya da Chopin'in konçertolarındaki etkileyici ezgileri dinlemek, insanlığa verilen paha biçilmez armağanların nasıl kalp ağrılarından doğduğunu anlamak için yeterlidir. Diğer taraftan, onun eserlerinin karanlık notalarında, acının getirebileceği merhametsizliği ve ahlaksızlığı da görürüz. Bu konudaki en dramatik örneklerden biri, on yaşındaki iki erkek çocuğunun bir alışveriş merkezinde iki yaşındaki bir bebeği kaçırdıktan Sonra bu bebeği dövüp işkence ederek öldürmesidir. Bu hikayeyi okuduğumda, o sıralarda On bir yaşında olan kendi oğlumu düşündüm. Hiçbir deneyimle yozlaşmamış bir zihnin, böyle bir vahşet içinde nasıl rol alabileceğini düşündüm. İki çocuğumun da doğumunu düşündüm, yeni doğan diğer bebeklerin arasında küçük yataklarında yatışlarını anımsadım. O iki çocuk da mutlaka bir zamanlar aynı durumdaydı; Ufak giysilere sarınmış, hastanenin yeni doğan bebekler' servisinde, sıcacık odalarında yatıyorlardı. O minicik bebeklerin arasında dolaşırken, bir gün gelip de içlerinden bazılarının böylesine merhametsiz ve tehlikeli olacağına hangimiz ihtimal verebiliriz ki? Saldırgan insanların genellikle hiçük yaşlarda şiddete maruz kaldığını artık biliyoruz. Çocukları cinsel açıdan kötüye kulanan kişilerih, çocukluklarında kendilerinin de tacize uğradığını biliyoruz. Bunlar bu tür davranışların öhü olamaz. Bunlar daha çok, insan doğasının karanlık yüzünün, kötülüğü kendi kurbanlarına bulaştırışının örnekleri olabilir ancak. Ve bu kurbanlar da başkalarını yaralayıp yok ederler. İnsanın acı çekmesine yol açan paradoks, insan doğasının hoş ve itici, gü'zel ve çirkin, kaba ve ince öğelerinin doğduğu topraktır. O Acı Çekmenin Nedenleri Üzerine Yorumlar Acı çekmeye dair belli temel varsayımlar bu kitabın içeriğine temel oluşturmaktadır: 1. İnsanların acı çekmesine çoğunlukla yihe insanlar sebep olur. 2. İnsanlar çoğu zaman gereksiz yere acı çekerler. 3. Bazı insanlar çocukluklarında aldıkları duygusal yaralar yüzünden acı çeker ya da diğerlerine acı çektirirler. 4. İnsanlar kendilerinin ve başkalarının yaşamlarıyla başa çıkma yollarını değiştirebilirler. İnsanların Acı Çekmesine Çoğunlukla Yine İnsanlarSebep Olur İnsanlar iki şekilde acıya ve yıkıma yol açarlar. Birincisi, başkalarına doğrudah ya da dolaylı olarak yaşatılan acıdır. Başkalarını kötüye kullanabiliriz; çocuklarımızı psikolojik, fiziksel ya da cinsel bakımdan istismar edip onların ruh sağlıklarını bozabiliriz. Dünyaya duyduğumuz kızgınlığı bizden daha zayıf' olanlara saldırıp zarar vererekya.da başkalarının şanssızlığından zevk alarak gideririz. İnsanların;acı çekmesinde doğrudan rol oynamasak bile, hırsımız ve korkumuz bizi acıyı durdurmaktan alıkoyabilir. Başkalarının çektiği acıya karşı duyulan kolektif sorumluluğun etkileri, bu alanda ortaya çıkar. Çevremizdeki insanların birbirlerine politik ya da sosyal anlamda haksızlık yapmasına gözüpek bir şekilde karşı çıkma konusunda başarısız oluşumuzun mazur görülecek bir tarafı yoktur. Uyum sağlamak hem iyiliğe hem de kötülüğe araç olabilir. Kaldı ki, tüm kolektiner ya da gruplar, bireylerden oluşur. Grupların işlevlerini yerine getirebilmeleri için; onları oluşturan bireylerin fikir birliği içinde olmaları gerekir. Her birimiz gruba katkı yapar ya da ondan bir şeyler alırız, bu yüzden grubun davranışından bir yere kadar sorumluyuzdur. Acıya sebep olmanın ikinci yoluda, kendi Kendimize. acı çektirmektir. Bunun temelinde genellikle birinci türden acılar, yani başkalarının sebep olduğu acılar yatar, Kendimize acı çektirmenin yolu, yaşamımıza yete'rince değer vermememizden geçer. Bu, kendi kendini yok etme, yavaş yavaş yıpranma, bağımlılıklar, zihinsel hastalıklar, kronik stres şeklinde ve hatta en acıklı yıkım olan intihar şeklinde ortaya çıkar. 15 İnsanlar çoğu Zaman Gereksiz Yere Acı Çeker Yağmurdan kaçıp yaşlı bir meşe ağacının dalları altına sığınan genç bir adamın yıldırım düşmesi sonucu ölmesini hiçbirimiz engelleyemeyiz. Küçük bir çocuğun kan)lücrelerinin çılgınca Çoğalarak, onu lösemiden yavaş yavaş öldürmesine de bir anlam veremeyiz. Düşüncelerini kolayca ifade edebilecek denli parlak bir zekaya sahip olan insan gibi bir varlığın Maltipıl Sıkleroz veya Alzheimer hastalığına yenik düşmesi, tüm duyarlı insanların dikkatini insanoğlunun içine düşebileceği trajediye çekmektedir. Bu hastalıklar"zorunlu olarak çekilen" birer "acı" öbeği, ve aslında ölmesi kaçınılmaz bir varlık olmanın bir yönüdür. Geride kalanlar kaybettiklerinin acısını çekecek ve kısa süren yaşamların hüznünü duyacaklardır. Ama acı olayları saymaya kalkarsak, zorunlu acıların (insan olmakla ilgili, kaçınılması mümkün olmayan Ve başımıza gelmesinden yalnızca yaşamın sorumlu olduğu acı deneyimlerin), insanın başının altından çıkıp yine insanı etkileyen ve aslında önlenmesi mümkün olan acılardan çok daha önemli olduğunu görürüz. Yani, çektiğimiz acıların çoğu yaşamın doğal birer parçası değildir ve gereksizdir. .Bazı insanlar Çocukluklarında aldıkları duygusal yaralar yüzünden acı çeker ya da diğerlerine acı çektirirler Ünlü bir komedyen 'bir keresinde, "hayatta ancak öleceğimizden ve vergi vereceğimizden emin olabiliriz," demiş. Bildiğimiz gibi, bunlar aslında insan yaşamının hiç değişmeyen Özellikleridir,ama her yeıiıkinin bildiği başka bir şey daha vardır ki, o da, hepimizin bir zamanlar çocuk olduğudur. Ancak birçoğumuzun farkında olmadığı bir şey de şudur: Çocukluk deneyimleri bizi yaşamımız boyunca iyi ya da kötü yönde, etkiler. Bu basit gerçeğe inanmayanların sayısı çoktur. Bu insanlar, birer yetişkin olup çıktıkları zaman akıl Ve mantığın beyinlerini kontrol altına aldığını ve kendilerine hayatı verimli bir şekilde yaşamalarını sağlayacak araçlar sağladığını düşünmeyi tercih ederler. Bu mantık, basit olmasından ötürü rahatlatıcı, ama bir o kadar da yetersizdir. Dünya üzerinde böylesine çok umutsuzluk, karmaşa ve acıya rastlamak insanların akılcı davrandıklarına inanmamızı engelliyor. İnsanın deneyiminde rol oynayan başka birşeyvar. Yakın zamana kadar, insanın öyküsünün karmaşık bir öykü olduğuna ve nasıl gelişeceğinin öngörülemeyeceğine dair yaygın bir inanç vardı. Yaratıcılığın doruklarına tırmanma ve- tutkuyla sevme özelliği, Tanrı'nın armağanı olarak görülüyordu. Kötülük ve acının sebebi insanın günahkar doğam, kaderin cilvesi ya da şeytanın oyunlarıydı. Bu açıklamalar, dini bir dünya görüşünden kaynaklanmış've insanlık tarihi boyunca insanları rahatlatarak bir düzen sağlamıştır. İnsanları kaderlerinde acı çekeceklerinin yazılı olduğuna inandırarak, kabul edilemez şeylerin kolayca kabullenilmesine yol açmıştır. Yakm zaman içinde, fen bilimleri ve sosyal bilimlerin gelişmesiyle, insanın durumuna yeni bir iyimserlikle bakılmaktadır. Tüm problemler sonunda çözülebilir. İnsanlar daha uzun yaşayacak ve' daha mutlu hayatlar süreceklerdir. İyi insanlar gücü ellerine geçirecek ve dünya nimetlerini insanlığın yararına kullanıp, entelektüel ve teknolojik gelişme sağlayacaklardır. Oysa, dünya üzerinde verdiğimiz mücadele bize önemli değişimler yapma ve gelişmeler kaydetme olanağı vermesine karşın. bu gelişmelerin getirdiği değişimler sırasında İnsana ilişkin yeni karmaşıklıklar ortaya çıkmıştır. Eskiden insanlar, şimdi geçmişte kalan hastalıklardan ötürü acı çekip ölüyorlardı. Şimdi yeni hastalıklardan ötürü ölüyorlar. Eskiden insanlar, dini inançları ve derilerinin rengi yüzünden acı çekiyorlardı. Şimdi daha çok sayıda insan saldırgan sosyopatların ve çılgın seri katillerin elinde can veriyor. Modern dünya, teknoloji ve sosyal planlamayla mutsuzluğa çare bulamamıştır. İnsanlar Iı;'WI birbirlerini kötüye kullanıyorlar. Nefret yeni şekiller aldı ve yeni yüzler edindi. Bazıları. bu problemleri Çözmek için, eski dinsel arınmaya dönmek gerektiğini savunuyor. Bu bizi geriye, Çözülemeyen problemlere götürmekten başka işe yaramaz. Bu şekilde ancak yeni problemleri eskileriyle değiş tokuş etmiş oluruz. . İnsan ırkının yaşadığı sıkıntıların tek bir Çözümü yoktur. Bu gezegende kavgasız yaşayacağımız bir zaman olmayacaktır. Ama yine de, her insanoğlu bir değişiklik yapma şansına, dünyayı hem kendisi hem de temas kurduğu kişiler için daha iyi bir yer yapma fırsatına sahiptir. Birçok insanın. bunu yapmayacak ya da yapamayacak olması, insanın karanlık tarafının hep olacağının göstergesidir. Bu kitap, yaşamıni değiştirmek ve kendi yaşadığı köşede bir değişiklik yapmak isteyenler içindir. Politik değişim. sosyal bilinç ya da dünyayı değiştirmeye kalkan çeşitli sistemleri konu alan bir inceleme değildir. Dahaçok, insanların yaşamlarıyla nasıl barışık olacaklarını, kendileri ve başkalarıyla kurdukları bağları ele alan bir incelemedir. . Çocukluk döneminde olup bitenlerin yetişkin'lik döneminde ki yaşam tarzının üzerindeki etkisi çok önemlidir; eğer değişmek istiyorsak bu etkileri gözden geçirmeliyiz. Ernie Larsen, "Yaşadıkça Öğreniriz; öğrendikçe uygularız; uyguladıkça varoluruz," diyerek, bu konuda faydalı biryorum yapmıştır. Nasıl bir insan olacağız'? Çektiğimiz acılara yenilerini mi ekleyeceğiz, yoksa onlardan teker teker kurtulacak mıyız'? İşte bu soruların yanıtı Öğrendiklerimize, deneyimlerimize ve bu deneyimlerle ne yaptığımıza bağlıdır. İnsanlar kendilerinin ve başkalarının yaşamlarıyla başa Çıkma yollarını değiştirebilirler. Bu varsayım yüzyıllar boyunca filozofları: bilim'adamlarını ve din düşünürlerini fikir ayrılığına sürüklemiştir. Öyle ki, bu konuyu tartışmaya kalksak kitabın geri kalan kısmını sadece buna ayırmamız gerekir. Yine de, burada ben, insanların değişebileceğini söyleyerek ne kastettiğimi kısaca açıklamak istiyorum. Birincisi; değişim zordur. Değişim, sadece fikirlerimizi değiştirmek demek değildir. ,Dünyanın her yanı iyi niyetli insanlarla doludur, ama bunların yaşamımızın birer parçası olmasını engelleyen bir sürü güçlük vardır. İnsan, yeni bir çözümle yönlendirilemeyecek denli karmaşık bir varlıktır. Bu karmaşıklık kısmen, yaşamımızın geçmişimiz tarafından şekillendiriliyor olmasıyla ilgilidir, ve anlamlı bir değişime ulaşmak için önce bu şekillenişin anlaşılması gerekir. İkincisi; her şey göründüğü gibi değildir. İnsanı harekete geçiren etmenlerin, bir ölçüde, bilinçaltının karanlık vyasaklı köşelerinde yattığını anlamamıza yardım ettiği için Freud'a teşekkür edebiliriz. Bu yüzden, ilk önce günlük yaşantımızın altında neler yattığını anlamalıyız ki, gerçekçi bir şekilde değişime ulaşalım. Üçüncüsü; insanların büyük çoğunluğu seçme yetisine sahiptir. Derin bir özgürlük duygusuna sahip olanlarımız şanslıdır. Çoğunlukla, irademizi, yapmak istediğimiz şeyler yolunda kullanabiliriz. Bu şans iki kenarı keskin bir kılıca benzer, çünkü özgürlüğümüzü birine yardım etmek ya da onu, incitmek için kullanabiliriz. Diğerlerinin daha sınırlı bir özgürlük deneyimi vardır. Hayatta kalma gibi temel bir içgüdü tarafındansürüklenir ve hayatta kalmamızı sağlamaya yetecek araçları bulamazsak, yaşam alanımız gözümüze hayli daralmış görünür. Bu Wl' kişiler kendilerini çevrelerindeki şahısların insafına kalmış hisseder ve manevra alanlarının kalmadığını düşünürler. Bazılarıysa kapasiteleri yetmediğinden, .yapacaklarının, şu anki durumlarında bir değişime yol açmayacağına inanırlar. Değişim özgürlük içerir. Bu yüzden, insanların daha özgür olabilmelerini nasıl sağlarız, bunu incelemeliyiz. Bu olabilir ve olur da. Bu konuyu ileriki bölümlerde daha ayrıntılı olarak inceleyeceğim. Ö Özet Artık insanın iyileşmesi ve yaşamını değiştirmesiyle ilgili olan,öğeleri tanımlayabiliyoruz. İlk işimiz çocukluk dönemindeki karakter gelişimini incelemektir. Kişiliğin gelişmesi, aile ortamı içinde, kendimizle Ve başkalarıyla baş etmeyi öğrenmeyi de içerir. Kendimizle ve başkalarıyla ilişki kurma biçimimizi tayin eden bu ilk stratejiler, yaşamımız boyunca yönümüzü çizmekte kullandığmız haritalardır. Ailelerin işlevini yerine getirememesinden doğan yıkıcı davranış kalıplarını,da teker teker inceleyeceğiz. İkinci işimiz, bu kalıpların, yetişkinlikle nasıl alışkanlığa dönüştüğünü incelemektir. Bu davranış kalıplarının iş yaşamımız ve diğerleriyle ilişkilerimizi, yakın ilişkilerde eşlerimizi ve Çocuklarımızı nasıl etkilediğini inceleyeceğiz. Aynı zamanda bu kalıpların bizim içsel, duygusal ve zihinsel durumlarımızı duygularımızı dışa vuruş ve yaşayış şeklimize, dünyaya bakış açımıza etkisini göreceğiz. . Kişiliğimizin şekillendiği yılların bizi nasıl etkilediğini bir kez anladıktan ve bu dönemden yetişkinlik evremize taşıdığımız Davranış kalıplarının farkına varrdıktan sonra, üçüncü işimize geçebiliriz. Bu da iyileşme ve değişim işlemidir. Duygusal hası..,, gidermeyi, farklı düşünce kalıplarını öğrenmeyi, davranışları değiştirmeyi ve ruhu geliştirmeyi içerir. İlerleyen sayfalarda ayrıntılı açıklamalar yer almaktadır. 20 İKİ Aile "Ağaç yaşken eğilir." o Giriş Orada durmuş, John'a bakıyordum. İri kahverengi gözleri parlıyordu; kasları gerilmiş, nefesi sıklaşmıştı ve bana vurmamak için kendini zor tutuyordu. Göğsü bana yaklaştıkça pek güzel kokmadığını fark ettim. Artan öfkesinin karşısında, takım elbisem bir elimde kalemim ve burnumun üzerinde hafifçe ileri kaymış gözlüğümle kolay bir avdım onun için. Gözlerine bakıp yumuşak bir sesle konuştum, kendi korkumla baş etmeye çalışırken onu da sakinleştirmeyi umut ediyordum. John'un gözünde, onun kendini hayatı boyunca aşağılık biri gibi hissetmesini sağlayan herkesi temsil ediyordum. Annesi duygusal açıdan, hızla büyüyen gencin gereksinimlerine onca yoksulluğun içinde yanıt veremeyecek kadar tükenmişti. Babası, çocuğuna karşı, canı çektiğinde onu dövmekten başka türlü bir ilgi duymuyordu. Öğretmenleri, okuldaki derslere dikkatini vermediğinde onunla hiç ilgilenmiyor ve sorunçıkardığı için onu aşağılıyordu. Polis, araba çaldığında onu kovalıyor ve yakaladığında çok sert davranıyordu. Ve o işte burada. okul hayatı yarım kalan gençler için hazırlanmış bir eğitim programında, Üniversite mezunu ukalalardan birini dinlemek zorundaydı. . John'a, yumuşak bir dille, bana vurmak istediğini ve beni dinlemenin ona zor geldiğini bildiğimi söyledim. Bana saldırmamasını tercih edeceğimi, meseleyi çözmenin daha iyi bir yolunu bulabileceğimizi Ve onun yanında olduğumu açıkladım. Öfkesinin yavaş yavaş dindiğini hissettim;koluna dokunarak, çıkıp bir sigara içmesini ve söylemek istediklerini düşünmesini istedim. Kriz bitmişti, grubun diğer üyelerine dönüp elimizdeki projeyi uygulamaya devam etmeye koyuldum. Michael bacak bacak üstüne atmış karşımda oturuyor, delici, zeki gözleriyle dikkatle beni izliyor ve söylediklerimi analiz ediyordu. Başarılı bir hekimdi, keskin bir zekası vardı, ama kendine güvensizliği ve kendinden şüphe edişi onu yıpratmıştı. Stres seviyesi ve kendini işine verme isteği, içsel çatışmaya ve başkalarıyla, özellikle yakınlarıyla ilişkilerinin çökmesine neden oluyordu. Sabırsız ve duyduklarına karşı tepkisizdi. Olağan yaşamına geri dönebilmek için çabucak düzelmek istiyordu. Görüşmenin sonlarına doğru, kaba ve kızgın görünmemek için her ne kadar bu duygularını dışa vurmuyor idiyse de artık bana iyice içerlemişti; çünkü biliyordu ki, yaşadığı sorun aslında gayet karmaşıktı ve ben buna basit bir çözüm önermeyecektim. Dışardan bakıldığında, bu iki insan birbirinden çok farklıydı. Ama benzer sorunlar yüzünden acı çekiyorlardı. Kişilikleri ve yaşam biçimleri, sağlıksız ailelerde yetişmiş olmanın etkilerini hala taşıyordu. Yıkıcı yaralar almışlardı; bilişsel, duygusal ve sosyal gelişmeleri tamamlanmamıştı. John bilişsel olarak bölünmüştü. Dikkati dağınıktı ve bir konu üzerinde yeterli ölçüde yoğunlaşamıyordu. Ancak somut şeyler düşünebiliyor, fikir ve hayal dünyasıyla baş edemiyordu. Uyarıcı, renkli ve çok sesli bir ortamda büyümediğinden, problemlere de çözüm bulamıyordu: bir başka "deyişle, nasıl düşüneceğini bilmiyordu. Diğer taraftan 22 Michael, bilişsel olarak fazla tatmin ediciydi. Önceki çevresinde güvenlik ve sevgi yoktu ,akıllı olduğunu göstermek, ilerlemenin tek yoluydu. Şimdi tamamen bir fikirler dünyasında yaşıyordu. Sonuç olarak, çok başarılı ve üretken bir doktordu, bilimsel zekası uzmanlık alanının incelikleriyle dövüşüyordu. Ama bu beceriler ona özel ilişkilerinde yardımcı olmuyordu. Yaşadıklarını hep zeki problemlerine dönüştürme alışkanlığı, onun yaşamın akılla ilgili olmayan yanları hakkında pek bir şey bilmediğini gösteriyordu. Bu insanların her ikisi de duygusal açıdan yaralıdır. John 'un duygusal yaşamı kör bir bıçak gibidir. Ana duygusu öfkedir, dikkatini bu öfkeyi dünyaya yansıtmaya vermiştir. Acıma duygusunu "zayıflık" ve itibar yitirme olarak görür. Sevecen duygular çok azalmıştır ve sadece bazen cinsel birleşmeden sonra, öfke kalkanının ardından dışarı sızmaktadır. Seks hem John hem de Michael için sadece fiziksel bir fetih ve gevşemedir. John'un" " sezgi gücü son derece zayıftır ve John, rahatsızlık verici duyguları yüzünden başkalarını suçlamaktadır. Diğer taraftan Michael, partnerinin sunduğu sevecenlikle gevşemeyi becerememektedir. Gevşemek, içinde derinde yatan güvensizlik ve çaresizlik hislerini serbest bırakmaktadır. Sosyal açıdan, John her şeyi reddetmekte, kendini yalnızca çete üyeleriyle birlikteyken rahat hissetmektedir. Arkadaşları da tıpkı onun gibi fiziksel açıdan güçlü, yaşamdan zevk alamayan ve kendileri için yararlı, yapıcı etkinlikler yaratamayan genç adamlardır. Sürekli olarak, toplumla savaş halindedirler. Sosyal becerileri asgari düzeydedir. Güçlü kuvvetli olmaları yüzünden, bilgi gerektirmeyen ağır işlerde çalışmaktadırlar. Ancak teknoloji sayesinde artık öyle işler bulmak da pek kolay değildir. Bugünün gelişmiş toplumu içinde tatmin olmalarının pek yolu yoktur. " ' Michael sosyal açıdan başarılıdır. Parası, saygınlığı ve onu motive eden bir mesleği vardır. itibarı, umutsuzca onaylanma 23 ihtiyacını gizleyen bir maskedir. Ne kadar çok para kazanırsa kazansın, ne kadar başarılı olursa olsun, yine de mutsuzdur. İnsanlarla sosyal ilişkileri, değerini kanıtlama ihtiyacıyla yüklüdür. Bu gereksinim kendini kurumluluk şeklinde dışa vurmakta ve gerçek dostlar edinmesini engellemektedir. İlişki kurduğu insanların çoğu da onunla aynı oyunu oynamaya, başarılarını sıralamaya çalışmaktadır. Bu da onları yıpratıcı bir boşluğa itmekte ve sosyal oyunları aşarak, gerçek ilişkilere girme gereksinimi doğurmaktadır. Bu hikayeler, çocukluk anılarının, yetişkinlerin yaşamındaki etkilerini tartışmak için yararlı birer başlangıç noktasıdır. Üç alandan bahsetmiştik: bilişsel, duygusal ve sosyal gelişim. Karakter oluşumunun büyük bir kısmı, on yaşından önce, bu üç alanda meydana gelir. Bu oluşumun sağlıksız ve yıkıcı olması halinde, birey ve dünyayla ilgili belli başlı kalıplar ergenlik çağında pekişmekte ve katılaşmaktadır. Bu kalıplar bireyin yetişkinlikte kullandığı yaşam haritasını meydana getirmektedir. Tersine, bir çocuğun yaşamındaki temel etkileşimleri pozitif se, ergenliktcki kimlik oluşumu sağlanm<\kta ve yetişkinlik için oluınlu bir I~arita ortaya çıkmaktadır. Doğalolarak, her kuralın istisnası vardır ve çocukluğu çok olumlu geçmiş bazı kişiler, er genlikte yollarını kaybedebilirler. Aynı zamanda, çocuklııkların da acı deneyimler yaştlmış kişiler, ergenliklerinde pozitif etkile şimlcryaşarlarsa, yaşama karşı daha donanımlı hale g~bilirler. Ancak bu gibi durumlara nadiren d~tlanır. Gelişmenin üç alanını, bu bölümde (!aha sonra daha detaylı olarak tartışacağım. Ondan Önce, çocuğun gelişiminde önemli etkisi olan ana faktör leri incelemek istiyorum. Bu etkiler daha çok çocuğun aile, okul ya da arkadaş grubu nun yanıttığı etkilerdir. Çocukluk yıllari geçtikçe bu kurumların etkileme gücü de aşamalı olarak değişir. Erken yaşlarda, aile en etkili olanıdır; SOI1n\ okul deneyimi önem kazanmaya baş~ar: on 24 iki yaı;mda, ak"m ve arkadaj gı:ubun"n etkileri önem kazan" ve ana fakW'haline gelir, Bu böıüm, bireylerin karakıer'gelişimin- . de ailenin önemi üzerinde durmaktadır. . o Aile Bau toplumlarmdaki insanlannbüytlk çoğunluğu çekiıdek ~ ~ aile denen ortamlar içinde yetişmekıediL Bo, çocuğun gelişi minde iki ki,inin \baba ve annenin) ",kil i nlduğu anlamma geliL Eskiden \ ve 'bugün hazı farklı topıumlardaY bu etki daba dolay Iıydı, çünkü aile içinde birçok yeti,kin eıkin rol alıyor, sorumlu luk ü,tleniyor ve çocuğa bakıyurdU, Sanayi devdmiyle beraber, çocuklarmküçük yajlardaki gelijiminde de büyük bir değişim meydana geldi, ayol zanıarıda nüfus yoğunın;!;\! yüksek ,ehirler nrtaya çıku, KısacaSı, anneler, babalar ve onlarm çocuklanndan olu\an biyolojik birim, ıoplu11)un ölçü'Ü \1>lline geldi. Bu geliŞ me çocukları tehlikeli biı duruma sokmuştur, çünkü hirçok şey aruk cbeveynin çocuklanna karjr davranışlanna bağ!ıthL Ebeveynin davranışlan oıumluysa, çekirdek aile,' gelişmekte olan küçük bireylere büyük bir gü.)"en ve sevgi ortamı sumır. Ebeveynin davramjlaı' olum,uzsa, ,Çekirdek aile, d,şandan az sayıda kişinin müdahale edebildiği, mahrem biı acı çekme orta ını lıaline geli', Çekirdek ailenin çökmekle olduğu, büyükanne ve büyükbabalaım çocuk üzerindeki ,orumlulukla" payla\\1ğl, çiftlerin çocuk nğruna ya da ekonomik yeıersizlikler yüzünden ber.ber olUrmadıkhın bir dönemde yaşıyor nl,ak da, henüZ çekirdek aileye de bir alternatif bl1lunamamı~tır. Bu yüzden, bu kiıabın içeriği açı "ndan , çoCuğ\!n gelişimin de çekirdek ailenin önemini incelemek önemlidir, Bu kiıabm ana konusu, ister pozitif isler negatif oısun, erken yajlarda edinilen deneyimlerin in"m davranljıoda önemli etkilerinin olduğuduL Bu deneyimıerin aynı zamanda ıoplumun değer yar gılanyla biçimlenmediğini söylemek de kolaycılık ulur, Yani, bir ailenin ijlevi, içindebulunduğu topıumun yansım,ısıdır, BaZI 25 , i örneklere bakalım.. Bazı kültÜrler, kadıll,l erkekten daha önemsiz gi?rerek, baskıcı bir ideolojiyi benimser. Bu kültür içindeki bir aile, erkek çocuklara kızlardan farklı d~ıvranacaktır. Bu tür ailelerde yetişen kızlar erkeklerden daha çok korkacak, onlara daha az gÜveneceklerdir; özgüvenleri gelişıheyecek, sosyal konularda pasif ve itaatkar bir Hıtum içinde olacaklardır. Modern Batı toplumundaki değişimler de ailenin işlevini et kilemcktedir. En yeni a~ımlardan biri Robert Bly'nin çlediğLgi- . bi "Babasız topluın"dur. Sıkça görüyoruz ki, evJiliğin çatırda ması, çiftin güçsüz düşmesine ve erkeklerin dışta bırakılmasına sebep olmuştur. Kadının partneri olma rolünü bırakan erkekler, çocuklarının babası olma rolünü de kaybetmektedirler. Bu sosyal gerçeklik çocukların gelişimini etkilediği gibi, gelecek nesilleri de etkileyecek yeni toplumsal.problemlere sebep olmaktadır. TopIlimsal değişimin diğer boyutları, aile içi ilişkilerin doğa sını doğrudan etkilemez, ama yine de çocukların Y " tedider. Bu tür insanlar için, seks 've aşk içinden' çıkılmaz bır sekilde birbirine karışmıştıl' ve onlar seksinı aşkı elde etmek ıçin tek,yol oldugunu düşünürler. Bazı durumlarda. intikam olgusu da devreye gll'er. Örneğın. bazıfahişeler, erkeklerden nefret eder ve cinseWkh;rıni bu yolla ortayakoyarlar. Nefret ve intikamın rolü, erkeklerin.,seks bağım lılığında çok etkiHdir. Kab,ı bir deyişle: "BuL, hisset, kuJ1an Ve unu!," yaklaşımı cı kck scks bağımlılarının kadınlar:ı bakış açısı nı oluşturur. Kışinin seks bağımh lığında nefreı ve irıtik<ım duygularının roloynadığı durumlarda, çocukluk deneyimlerinin bÜyük kısmı, karsı cıns ebeveyh tarafından iStİsmarın Y a da ebe . >. ii veynden diğerinı istismarııw tanıklık etmiş olmanın izlerini taşı maktadır. Belki de en çok ho~ gÖnileh ve kabul edilen bağımlılık, işle OJan ba.iiımlılık ıürÜdÜL Tıpkı insan bağımlılığı gibi, dışar dan normal görünen bn hağınıldıktır; oysa etkileri sağlıklı ve deqgelı bü yaşam ıçin Ö!dnk';a YJKiCıdır. t,;kolikJer, Itim v~lr1ık Jan işleri tarafından yönelikn kışilerdir.Hti"bağımlı1ığı diğerle riııdcnayıran bir ÖıeUik,pan,tkazanmak ve(Yatınm yapmakyo lııyia gdeçeği güvence altın~ı alma ihtıyacıdıf. lşkolikler, genel lıkle, parasal sıkınıılard~ın çok korkadur ve çoğu da, biriktirme ihtıyacının YOğunluğuyla,.bliYlık parasal riskler alırlar ve sonun da maddı gÜçlükler yaşarlar. 110 ~ Gi; ~ ,:n.,.- '" "i, işkoliklikte güçlü bir Öğedir. BağımJı nın yaklIIiarı, ilişkinin gündelik güyenliğini yitirirler. çoğu iş kolik, parasal endi~eJcrle dolu bİr geçmişe sahiptir; bazen bunun sebebi alkol bağımlısı anne ya da baba olabilir. Bu kişiler "Bunu bir daha asla yaşamama" çabalarıyla, alıma girdikleri iş yükÜn den ötürü sağlık ve mutluluklarını kaybederter. İşkolik!iğin bir başk" güçlü öğesi de, gururdur. çoğu işkolik, Çocukluğunda koşuııu sevgiyle yetiştirildiği için, değerinin işte ki başarısı ve kazğerlendiren kişiler, benliklerinin büyük bir kısmını kaybederler. Yaşam yokuluğunda başka kayıplar da olunca, geçmişteki kayıpların hayal":tleri uyanır ve büyük duygusal sıkıntı ve acıya neden olur. Bır\-ok olaydan kaynaklanan duygusal travma aslında olayın kendisinden değil, eski yaraların deşilmesinden ve bilinç altİna itilmiş olayların bugüne taşınmasından ötürü ortaya çıkar. Bu yüzden, erken yaşlarda duygusal bakımdan terk edilmiş olan kişiler yetişkinlik çağında bir ilişkiyi ya da hayatlarında önemli birroloynayan başka bir şeyi kaybettikleri zaman,.tekrar tekrar yoğun bir kayıp hissine kapılırlar. Bu his, çoğunlukladepresyonla sonuçlanır. Depresyonun bir başka boyutu da çözümlenmemiş öfkedir. Depresyon yaşayan birçok kişi, öfkesini göstermekte büyük zorluk çeker. Üzüntü gibi, öfke' de normaJ bir duygudur. Ötkeiıin sağlıklı d,ışavurumu, kendimizi korumamızı ve ihtiyaç duyduğumuz şeyler için savaşmamızı sağlar. İşlevsiz aileJerde lt.,ljyljyen çocuklar, kavga duygusunu yitirmişlerdir. Değerlerini yitirdikleri gibi, aynı zamanda olumsuz duyguları dışa vurmamak ve her ne pahasına olursa olsun çatİşmaları önlemek için eğitilmişlerdir. Bu çocukların kimileri hassas yapılıdır ve öfkesini İçe ~Ilmaya daha yatkındır. Kendilerini suçlamaeğilimleri vardır ve savaşmanın yaratabileceği travmayı göze almak yerine, kendilerine karşı cezalandıtıcı ve eleştirelolurlar. Yetişkinlikte, yeni kayıplar meydana geldiğinde, bu kişiler kendilerini suçlarlar ve kendilerine karşı 'tutumları çok sert olur. Bu, zaten var olan aşağılık duygusuyla birleşince, kişi gittikçe çöker. jKişinin kendine J yeteri kadar güvenernemesinden ötürü, ihtiyaçlarını elde etmek 113 ve kendini korumak için savaşamaması, depresyonun üçüncü boyutuna yol ;ıçar kişi aı;tık yaşama çaresiz ve umutsuzca bakar. Kişinin. günlük yaşamla baş edebilrne gücü, artık devam edemcyeceği noktaYd gelene dek azalabilir. Bu acı ve üzüntü dolu yeri terk etmek i\Üı intihar seçeneği düşünülebilir. Ölümün bu çekiciliğinin alt'ında hiçbir şeyin bir değişim getirmeyeceği ne olan inanç yatar. Bu durumda olan kişiler, yaşamın aslında. umut vaat etmiyor olmadığını fark edemezler. Öylesine karam sarlaşıI' ve özgüvenIerini öylesine yitirirler ki, değişim fırsatları nı değerlendirmekten kaçınırlar, başaI'Jslzlık ve umutsuzluk duy gusuna daha çok kapılırlar. Bu duygular oldukça yoğun' olabilir, kişiyi hareket ettiremez hale getirebilir. Dünya bir umutsuzluk Wneli gi~)i görünür. Düşünceler değişir ve tüm yaşam deneyim leri katlanılması gereken birer, yük haline gelir. iliskiler ölür, ki ş i onları sürdürecek ilgi ve du y iwsal desteği . . ~ ~ ~ :-;ağlayamaz. Bu, yaşama karşı zaten varolan karamsar bakış açı ~ sını pekiştirir. kişiyi yalnızlık ve sevgisizlik duygulaQyla baş ba şa 91l'akır. Tüm bu değişimler içten içe meydana gelir ve iyileş )ı1csi için kişinin düşünce vc hareketlerinde büyük değişimler 01 / ması gerekir. Ancak o zaman korkunç duygular yavaş yavaş yok olmak yeni, daha olumlu ve zcnginleştirici duygularla yer değiş tirir. (Bu konuya bir sonraki bölümde değinilecektir.) İkinci en yaygın duygusal bozukluk "anksiyete"dir. Bu klinik terim yerine, "korktılu olımı" terimini kullanmayı tercih ediyo rum. Gç)lelliklc. bu durum, belirli bir durum ya da şeye bağlı ol mayan gerilim ve korku duyguları halinde ortaya çıkar: Bunu yaşayan kişiler hemen her zaman bir şeylerden korkarlar,ancak bu korkunun sebebini bulamazlar. Her gün, çarpıntı, terleme, tit reme ve tüm diğer korkuya bağlı bedensel rahatsızlıklar baş gös terir. Psikolojik olarak, kişidehşet ve korku duygularını yaşar. Ortada hiçbir neden olmadığı halde, sanki her an kötü bir şey olacakmış duygusu içindedir. Başka kişiler de fobi geliştirirler. Bunlar, çoğu kişiye kor 1/4 kunç gelmeyen durumhırda ortaya çıkan, paniğe yoL açan, sc bepsiz korkulardır. Bu duruma birçok örnek vardır. Örneğin: Agorafobi (açık alan korkusu; örneğin süpermarketlerden, kala balık caddelerden vb. duyulan korku); klostrofobi (kapalı alan korkusu; örneğin asansörlerden, küçük odalardan vb. duyulan korku); akrofobi (yükseklik korkusu: örneğin çok katlı binalar dan, uçurumlardan, köprülerden vb. duyulan korku)... Bu tür fobiler için birçok tedavi yolu vardır. Yine de, bence, fobik insan ların çoğu genelde zaten içlerinde sÜrekli korku taşıyan kişiler dir. Fobi, bu korkunun dışavurumudur. Bu, korku genellikle ki şi o nesneyle ilgili travmatik bir olayın ardından belirli bir nes neye yöneldiğinde meydana gelir. Örneğin, bir süpermarkette para ödemek Üzere çantasını açtığında parasınınçıkışmayacağı nı fark eden kişi, önce süpermarketlerden korkar sonra da bu korkusu genelleştirilerek diğer kalabalık yerlere çevrilir. Korkulu olmak, genellikle 'yıkıcı bir aile ortamında yetişme nin sonuçlarındandır. Bu duyguda iki anahtar öğe vardır: tem kinlilik ve güçsüzlük. Temkinlilik, tehlike beklentisi demektir. Çocukluklarındaaile ortamında yaralanmış olan kişiler, bazı ai levi sorunlarla başa çıkabilmek için, tehlikenin yolda olduğunu haber veren bazı işaretleri gözlemeyi erkence öğrenmiştir. Bu en çok alkoliklerin ailelerinde görülür: kapıdaki anahtarsesi çocukların y~klaşmakta olan fiziksel ve sözlüsaldırılara karşı kendi lerini korumaya hazırlanmaları mesajını vermektedir. Yaşamının erken aşamasını böyle duygusal ve fiziksel ilçıdan tehlikeli çev relerde geçirmesi, kişinin psikolojik ve fiziksel yapısını kalıcı bir şekilde etkiler. Bu etkilerden biri de tehlikeye karşı temkin liliktir. Bu, kişinin işlevleri üzerinde yıkıcı etkiler yaratabilir. Bedenlerimiz tehlikeyle karşılaştığında çeşitli tepkiler verir. Dövüş ya da kaç tepkisi, tehlikeyi yenmek ya da edgeliemek için geliştirdiğimiz bir tepkidir. Bu korunımı mekanizmaları, bü yük bir duygusal enerji gerektirir; bunları 'çok az kullanırız, gi den bir arabanın önünden kaçarken, duvardan düşen bir çocuğu yakalarken yada çok önemli bir toplantıya yetişmekiçin koşar ken. Korkulu insanlar, sürekli tehlikeyi bekleyerek yaşarlar. Be denleri gergin ve kilitlidir, geıiellikle "oldukça gerilmiş" ya da "kızmışlardır. " Korkulu olmanın ikinci öğesi, güçsüzlüktür. Kişi kendini sürekli tehlikeye karşı yüreklendirmeye çalışır, ama öte yandan da tehlike kendini gösterecek olursa onunla baş edecek gücü olmadığına inanır. Bu güçsüzlük duygusunun temeli, kişinin çocuk,," luğunda anne babasının şiddetinden kaçamamış olmasından kaynaklanır, Depresyon yaşayanların çoğunda olduğu gibi, 'bu korkunun temelinde de değersizlik duygusu ve güvensizlik var dır. Korkulu kişiler, başkalarının kendilerinden daha güçlü ve iyi olduğuna inanıdar, aynı zamanda da kendilerini zayıf ve beceriksiz hissederler. Örneğin, korkulu bir insan, kredi, almak için bankaya gitti ğinde, önceden reddedilme korkusuyla kuşatılmıştır ve banka memurunu kendisinin değerlibir müşteri olduğu. hakkında ikna edemeyeceğini düşünmektedir. Reddedilmeyi beklediği için, karşılaşma sırasında korkacağınıbilir, buyüzden korkuyla baş edebilmek için kendini kasar. Bazı durumlarda, bu karşılaşmadan caymayı seçebilir, bunun so.nucunda kendine inancı daha da azalır ve parasa] ihtiyacını karşıl,ıma konusundabaşarısız olur. Banka görevlileriyle görüşmeye karar verdiği qurumdaysa, kendine güvenli davranamaz ve krediyi alamaz. B~ da yine kendini aşağılcımasına ve güç~üz hissetmesine yol açar. Kaygı ya da korku duygusu, burada tartıştığımız gibi sakat layıcı bir duruma dönüşebilir. Bu, duygusal bir bozukluk olarak, genellikle özgüvene, tehlikeye karşı aşırı duyarlılığa ve güçsüzlük duygularına bağlıdahaderin bir belirtiolabilir. Bu bozukluktan kurtulmak için, altında yatan sorunların belirlenmesi gerekir. Üçüncü temel duygusal bozukluksa, saplantılı takıntılı tepki lerdir. Bunlar, kişi ve onun etr.:ıfındakiler içini,büyük sıkıntı nedeni olandüşünce ve davranış alışkanlıklarıdır. Bunların en bili~ 116 nen örneği, kontrol etme ve temizlik takıntılarıdır. Kontrol etme takıntısı, kişi kapıları kilitleme, ocağı kapatma, ışıkları ve diğer elektrikli aletleri kapatımı gibi işlerini yapmadığımı dair düşüncelerin saldırısına uğnıdığı zamanartaya çıkar. Bu düş~inceler bir kere zihinde belirdi mi, kişi evinin soyulacağına ya da yanacağına dair kaygı duyar. Uzun 3Üre kendi kendini yedikten sonra eve döner ve her şeyin olması gerektiği gibi olduğunu görür. Çıktıktan kısa bir süre sonra, şüpheler yine birikmeye başlar ve kişi tekrar kaygılanır. Temizlik takınıılarının hepsi temelde aynıdır, kişi mikroplardan ya da hastalık bulaşmasından yoğun bir şekilde korkar. Bazen günde yüzlerce defa düzenli olarak elleri yıkamak, bu tür takıntının en uç örneğidir: Kapı kotlarını temizlemek, giysileri ve aletleri mikroplardan arındırmak amacıyla sürekli temizlemek bu rahatsızlığın göstergeleridir. Saplantısal bOZukluklar t,~k1l1ıllara benzer, f~ıkat bunlar içseldir, dışa vurulan davranışlardan çok, zihinselolaylardır. Saplantılar, kişinin zihinsel enerjisini, yaşamın kaygıuyandıncı, tek bir yönüne yoğunlaştırmasıdır. Bunun en iyi örneklerinden biri sağlık saplantısıdır. Bu durumda kişi aklını saplantılı bir şekilde sağtığına takar. Örneğin, kanser olup olmadığı gibi belli bir ko nu hakkında yoğun erdişe yaşar. tster gerçek İster hayali olsun, her ağnyı ve sancıyı bir tümör belirtisi olarakkabul eder. Yorucu testler sonucunda durum olumlu çıksa chı, kİşİ bu sefer de hiçduyuımamış, yeni bir hastalığa yakalandığından endişe duymaya başlar. Güçlü dinsel inançları olan kişilere sıkıntı çektiren sapfantı türleri vardır. Uygun bir şekilde gÜnah çıkaop çıkarmadığı konusunda büyük endişe duyan, son derece kuralcı dinsel öğretileri benimsemiş kişiler tanıyorum. Ayinegirmeden önce, Iıafızalaflm yoklar ve affedilmemiş ya da itiraf etmedikleri günahlarıolup olmadığına bakarlardı. Ayine günahlarındal1 arınmadan katılmak onlar için korkunç bir durumdu. Bu tür saplantılar ya 117 ~ayan ki.~iıer, bir sÜre kendilerine i~kenee ettikten sonra genel likle bir rahiple tartı~ır ve sonunda giinahlardan arınma olarak tanımlanan duruına kavu~urlar. Bu, sorunun kısa vadeli çözÜ miıdür, çÜnkü tUm giinahlar (ister itiraf edilmi~ ister edilmemişolsun) afredilir, ama yeni gÜnahlar i~lenir. Ahlaki kaygılar çoğa III' ve daha bÜyÜk bir sıkıntıya yol açar. . Bu baiukluklar, kişinin hayatIili karıştım ve etrafındakiler için de yaşamı çok zor/a~tırır. Bu problemlerin altında iki şey yatar: mÜkemmeliyetçilik ve kontrol. Bazı yaralı çocuklar, mü kemmeliyetçi yetişkinler olup çıkarlar. yenellikle, koşu!lu sevgi alan ve ele~tirilme ya da reddedilme korkusunuyaşayanlar, her şeyi mükemmel yapmak zorunda olduklarını düşÜnÜrler. Sonuç ta, standartlarından ödün veremezler ve O'lgunlaşma İle sağlığm anahtarlarını, yani çevreye uyum sağlamayı öğrenemezler. Ödün veremedikleri için, kendilerini ve çevrelerindekileri de taylı, yorucu davranl~larıyla deli ederler. Miikemmel olmayı, yalnızca kendilerinden değil, ctraflarındakilerden de beklerler ve etratJaı . 'uıdakiler onların diizenine U y madığında ç ok sinidenir ~ L ve kendiltrini kaybeder/er. İkinci öğe kontroldiir, Mükemmeliyetçi kişi çevresini, öZel likle de etrafındakilerin duygusal durumlarını kontrol etme yöMnde ç'ok gÜçıÜ bir ihtiyaç duyar. kendi duygusal yaşamının gelgitlcriyJc baş etmeyi öğrenememiş olduğundan, duygularını sıkı dcnctinı altında tutar. Katı bir karakter sergiler, Bilinç altın daysa. tiim duygularının ortalığa saçılıp bilinç düzeyine ge,lerek ka~rnıaşaya yol açacağı korkusu yatmaktadır. Çevrede bu olasılı ğı artıran hcr şey denetim altına alınmalıdır. Bu yüzden, yakın çevresindeki' herkes, eğer "çok t~ızla" duygusallık gösterirse, otoriter bir tavırla ya da alaycı bir yorumla karşılaşır. Bu Wr denetimin birbaşka şeklide, kişinin etrafını düzen içinde tutma takıntısıdır. Takıntdı tertiplilik; bir şeyin diizgün durmamasından duyulan kaygı (egrilmiş bir resim gibi); olayla rı hatırlamal için takıntılı birbiçimde ı;ürekli notlar almak; hat ta bazen notlar hakkında 110tlar almak... Bunların hcp~i. /',rafıiimİlsizce düzen içinde tutma ihtiyacını gösterir. Gergin ,':1'1 ;fI1 larda, bu davranışlar daha çok ortaya çıkar, bazen kişi b. , !'ır yüzünden hareket edemez hale gelir. Bu kişiler, sorului.' . f,l oldukça eğilimlidirler. Şimdi bu konuya geliyoruz. i iX o Sofı~lıık Yirminci yiizyılın başlarında, Freud dinin kolektif.bir nevroz olduğunu savunan Bi,. Yal1i!sam({/~/J/ Gelecelfi adında bir kitap yazdı. Nevroz, kişinin kaygıyı engeIlemek için geli~tirdiği sa vunma mekanizmalarının toplamıdır. Freud'a göre, din ya da di ğer adıyla kolektif nevroz, belli toplumlar tarafından ölüm kor kusunu önlemek, yalnızlıkkaygısını ye suçluluğun acısını gider mek için kuJlanılan ortak bir inanç sistel11idir, Freud'un fikirle rjnin temelini oluşturan tarihsel ve antropolojik bulguJarın çoğu o zan~andan beri çürütüJmüştür. Ama elinin. zihinsel bir savun ma mekanizması olduğu görüşü hala geçerliliği korumaktadır. Bana göre din ve tinscHik, insangelişiminin öneıııli boyutJarıdır. TÜm diğer özeIliklerimiz gibı, onlar da yıkıcı ve işlevsiz bir hal alabiJir/er. / ij Sofuluk, bazı insanlar için kaÇıŞ noktası olabilir. Sofuluğun dışavurum şekilleri şunlardır: Farklı inançlardan olanlara karşı hoşgörüsüzlük; katı karakter, yani kişinin kurallara Ve düzenle meler:e karşı yoğun bir ihtiyaç duyması; cinı;eJ bozukluklar ve duyarsızlık; dinsel deneyimlerin duygusal ve düşünı;el yönleri arasında kesin ayrımlar yapılması; kendi dinsel göri)~lcrine uy 11](lyan her şeyin şeytani olduğu inancı; yaşamın tüm yönlerini iyi ve kölÜnün çatışması olarak alg.ılamak; başkalarına karşı eleştireJ, yargılayıcı ve bazen hükmedici tutumlar; dinsel görüş lerle uyuşmayan deneyimler ya da gerçekliklerle baş cdememe ve suçluluk duygusuyla yoğun çatışmadır. Bunlar ve bazı diğer belirtiler, kimileri için çok zararlı bir yaşam tmzı olacak şekilde bir araya gelebilir, 119 Sofuluk, tinselolmaktan çok psikolojik bir fenomendir ve te melinde yaralı bir çocukluktan gelen birçok kişilik özelliği ya tar. Bunların en önemlileri kesinJiğe duyulan ihtiyaç, bastmlmış düşmanlık ve güvensizliktir. Bu özellikler, kendilerini kişinin düşünürken faydalandığı dinsel (bazep de politik) kavramlar aracılığıyla gösterirler ve kişiye, yaşama anlam vermekte kulla nabileceği bir Myatta kalma stratejisi temin ederler. Bu strateji, çözdüğünden dÜha çok problem yaratır, kişiye ve etrafındakile re daha -fazla sıkıntı verir: Emin olma ihtiyacı, sofuluğun önemli bir özelliğidir. Bu yüz den, bazı kişiler, "gerçeği" bildiklerine inanırlar. Anlama bece rilerinin ötesine geçen her şeyi kadere bağlarjar. Belli bir nokta~ da, kendi kalplerini ve akıllarını yeni bir algılayış biçimine ka patırlar ve katı dogma ve dini inançlara tutunur/ar. Kesinlik, kuşkusuz; acı çekmenin anlamı, öliimden sonra yaşam, iyilik ve kö!iilük gibidaha büyük soruların yanında oldukça sorgulanabi lir birerdemdir. Duygusal bakımdan olgun ve sağlıklı insanlar, olgunlaşmamış ve çocuksu inanışlar yerine, bu olguları anlama ya çalışırlar. Aklın gelişmesi; bence. kişinin değişime açıklığı ve her şeyi sorgulama isteğinden kaynaklanır. Sofuluğa saplanmış olanlc\r, akıllı olımı şansmı yitirirler. Dü'şmanlık da, sofuluğun bir parçasıdır. Tarihsel gerçeklik, kötiilüğiin din adı ahında yayıldığını gösterir. çağımızda, dinsel gerçeklik adı altıııda yayılan inanılmaz vali'şeti tüm dünyada gö rebiliyoruz. İrlanda'da, Katolikler ve Protestanlar arasında, Uls ter' in altı bölgesinde süren ayırım, önemli bir örnektir. Düşman lık, diğer dinin 'inananlarını Tanrı 'nın gözÜnde küçük görmenin ilahi bir istek olduğuna inanarak, ak.la uyduı:ulur. Sonsuza dek cezalandırılacak olan sapklUlar, diğerleriyle eşit bir şekilde sc vilıneye ve sayılmaya layık görülmezler. Güvensizlik de (ne gariptir ki) sofuluğun bir parçasıdır. Ga rjplik, Tanrı inancının, dindar/ar için en temel güven duygusunu oluşturınasındaelıL Sofulukla güvene büyük önem verilir, ama 120 .~ \ ''1 Lİ . oğun bir güvensizlik duygusu da yaşar. GÜ venmek, hem kendımizi keşfederken hem ele sevildiğimize ve sevgi-saygı göreceğimize inanırken yaşadığımız duygusal emniyet deneyimidir. Sofuluk bunun karşıtıdır. Tanrı sevgisinin ah Iakçıhkla edinilebileceğine inanır ve inançları yaş~ımıınıza uy gulayamas,ık bile onlara inanmayı öngöriir. Sofuluk bu yüzden korkuya dayanır. Yaşamın belirsizlikleriyle din yoluyla başa çık maya çalışan kişi, aslında korkmuştur. Bu korku, kendini genel likle suçlulu~ duygusu şeklinde gösterir. Cezalandırılmaktan kork,ın bir çocuk gibi, kişi Tanrı 'yı cezalandirıcı olarak görür. Üstelik böyle bir suçluluk duygusu ve korku, kişiyi daha iyi bir insan yapmaz. Albert Ellis'in sözlerini hatırlıyorum: "Kışi kendini daha gÜnahkar ve suçlu hissetmeye başlarsa, mutlu, sağ ~ .. Iıklı ve kurallara uyan bir vatandaş olma olasılığı azalır..." Ozet le, kişi sofulaştıkça mutsuz, yargılayıcı ve katı olur; sürekli kor ku ve suçluluk duygusu içinde yaşar; ne kendini ne de başkala miı bağışlar. İçinde yıkıcı duyguları barındırır. Bu durumun kö keni genellikle çocuklukta yatar. Çocukluğunda haksız ve sert muamele gören ve otoriteden korkanlar, yetişkinlik çağına gel diklerinde, bUjJidavraıllşlarını doğruluk maskesi altında yinele melerine yol açan her tUr dinsel sistenıin ağına düşehilirler. " o GÜcÜn İstisman GÜç (iktidar) terimine yüklenen birçok anlam vardır. Bu bö Iumde tartışılan bağlamda güç, yaşamm akışını etkileyebilme yeteneğine' işaret etmektedir. Bir tür güç duygusu olmadan, ya şam oyunundaçaresizkuklalar haline geliriz, oraya buraya itili riz, diğer kişilerin amaçları uğruna kul!anılınf' Güçsüz kişilerin güçlüler tarafından kullanılma biçimi kimi zaman beni hayrete düşürmüştür. Çocukluk deneyimlerinin, kişinin gÜçlü ya da gÜç süz olmasında büyük etkisi vardır. Bu bölümde, yetişkin olarak gÜce bakış açımızı tanımlamaya çalışacağız. Bu bakış açısına göre önem taşıy<ın iki öğe vardır: güçsüzlük ve güç. 12/ Çaresiz bir çocuk kadar güçsüz bir şeyolamaz. Bu çocuk, er ken yaşlarda, yıkıcı bir çevrenin etkisi,ne maruz kalmışsa, istis mar edilerek ya da sevdiklerinin istismar edilişine tanık olarak, güç konusunda zararlı bir tuıumgelişlirir, Bunun sonuçlarından biri, sürekli güçsüzlük duygusudur. Yetişkinlikte bu güçsüzlük duygusu şu şekiIIerde oHaya çıkar: Sorunçözme ve kendi haya 11/11 kurma inisiy;lIifinin eksikliği; yön verecek kişilere bağımlı lık; keııdi adına karar verememek; yaralayıcı ya da acı veren du rumIardan çıkamamak. İnisiyatif eksikliği, hiçbir şeyin bir değişim geçirmeyeceği inancından kaynaklanır, Kendilerini böyle algılayan kişiler, ya saının onların Üzerine geldiğini dÜ~ünürler. ç ok az sorumluluk .. ~ ~ w alırlar ve geneJIikle amaçsızdırlar. Yaşamda ne yapmak istediği ne karar verebilen yetişkinler olmak yerine. başkalarının onların 'yerine karar vermesini beklerler. Bu, kontrolü ele almaya çalışan kişilere karşı ilgiye yol açar. Başlangıçta, birine sahip olmak ya da yaşama yön vere'cek bir inanç sistemine sahip olmak rahatla- . Iıcıdır. Ancak, giderek. bu büyüyen bir çaresizlik duygusuna yol açar. Kişiler kendi yaşamlarının sorumluluğunu başkalarına ver dikleri nı man, kullanılma ve kötü muamele görme tehlikesiyle ~arşı kar.şıya kalırlar. Dünya böyle kurbanlarla doludur ve yar dım etmeye çalışanlar için bu kişilerin özgürleşme çabalarını iz lemek çok yıpratıcıdır. Bu güçIüğün sebebi, bu insanların kendi adlarına karar verme becerilerini yitirmiş olmalarından kaynak lanmaktadır. Kişinin kendi yaşamı üzerinde söz sahibi olmasının en önemli öğelerinden biri belki de kendi kararlarını verebilme yeteneğidir. Bu yeteneği yitirmiş ya da hiç edinmemiş kişileri görmek beni sürekli şaşırtmaktadır. Yakınlarda, kendi adına karar verme hakkına ve sorurnluluğuna sahip olmayan kırk yaş larındaki bir kadınla, tedavi amacıyla bir gÖrüşme yapmıştım. YaşamınIll tüm önemli alanlarında (evliliği, çocukları ve işi) 122 ..< \' onun yerine bir başkası tarafından belirlenenlerin dışında hiçbir seçim yapmamıştı. Sonuç olarak, tüm bu alanlarda tatıninsizdi ve kendi ihtiyaçları, arzuları ve hedefleri için hiçbir karar vere memişti. Görüşmemiz sırasında, bazı noktalarda "Ne istiyorsun?" di ye sordum. Bu soru yüzünden kafası karışmış, afaJ/amış gibi gö ründü ve ilerlemekte olduğu yolu seçerken bu soruyu kendine sormadığını fark etti. Hoşlanmadığı bir işte çalışıyordu; kendine uymayan biriyle evlenmişti ve hazır olmadan çocuk yapmışlar dı. Bu, kendi ihtiyaçlarına neyin yanıt vereceğine karar vermeyi bilmeyen kişilerin başına gelen şeydi. Bu kişiler güçlerini yitiri yodal'dı ve yaşamları dışarıdan, başkalarının iradesiyle yönlen diriliyordu. Güçsüzlüğün üçüncü şekli, tehlikeli ve zararlı durumlardan uzaklaşamamaktır. İnisiyatif duygusunun yitirilmesi, karar ver me güçlüğüyle birleştiğinde, kişi duygusal ve fiziksel açıdan tehlikeli durumlara giden yollara girebilir. Kendini böyle bir du~ ruında "bulur", ama o durumdan çıkmak için gerekli olan bece ri. cesaret ve kavrayışa sahip değildir. Bunun en alışılmış örne ği, patolojik bir koca tarafından tlziksel anlamda kötüye kulla nılan bir kadındır. Her gün, eşinin değişmesini umar vc bunun için dua eder. Onu değiştirmek için her yolu dener. Sonunda, tü kenir ve tüketmeyi düşünmeye başlar. Çabalamasına rağmcn, yine de ilişkiye geri dönecektir. Bu gioi durumların çoğunun ar dında, kişinin çocukluğunda terk edilme ya da istismar ,edilme deneyimini yaşadığı dönemler vardır. O dönemlerdeki çaresizli ği, yetişkinliğinde de devam etmektedir, gereksiz acı çekmeyi önleme duygusu yok olmuştur. Bu tür güçsüzlük belki de en be lirgin olanıdır; bazı kişiler, tehdit edici ortamı terk edemedikleri için ölebilirler bile. Güç, insan yaşamında başlı başma önemli bir öğedir. Sağlık lı ve tatmin edici yaşamlar sürebilmemiz için, çevremiz üzerin de bir miktar güç kUllanabilmeliyiz. Yukarıda gördüğümÜz gibi, 123 güçsüzdüşenler, yaşadıkları tüm deneyimlerden zarar görürler. Bu zarar, genellikle gücün başkaları tarafından kötüye kullanılması sonucunda ortaya çıkar. Bu bölüm, çocukluk deneyimlerinin, kişiye gücü istismar etmeyi nasıl öğrettiğiyle ilgilidir, Güç istismarı, tarih boyunca insanların acı çekmesine en çok katkı yapan etmenlerden biridir. Gücün sosyal ve politik düzeyde nasıl istismar edildiğini gördüğümüz zaman şaşkınlıktan donakalır, kötülükten ve sefaletten bahsetmeye başlarız. Oysa, gücün istismun politik bir sorun değildir; gücü istismar eden kişi 'gözle görülür bir konuma geldiğinde Ve hareketleri büyük grup ları etkilemeyebaşladığında politik bir hal alır. Güç istismarının temelinde ne politik ne de sosyal öğeler vardır, bu tamamen ki şinin kalbinden kaynaklanmaktadır. Bazı insanlar, tarihe geçmelerine neden olan istismarcılık ve yıkıcılık gibi kötü özellikleri, tÜm gözler üstlerine çevrilmeden çok önce kazanmışlardır, O halde şu sorularla baş başa kalıyoruz. Güç istismarının yapısı nasıldır? Hangi güçler istismarcıyı harekete geçirir? Bu sorularaverilecek çok yanıt vardır, ama asıl önemli olan şey, gücü kötüye kullanan kişinin yetişme biçimi ve onun varlığının temelinde ne tür bir güç ilişkisinin yattığıdır. Bu alanda, çocukluk deneyimleri çok önemlidir, Güç istismarım oluşturan üç ana bileşen vardır. Bunlar: başkası üzerinde güç uygulayabilecek durumda olan kişi; o kişinin başkalarını yaralayacak kararlar vermek adımı bu gücü kulları.. ması ve başka bir çıkış yolu göremediklcrinden ya d.ı gerçekten. bir yololmadığından ötürü bu etkiyi önlemeyecek kadar güç:-;üz oları kurbanlar. Bu tanımı kullandığımda. güç istismarının günlük ve olağan bir durumolduğunu görüyoruz. Dikkatimi çeken bazı örnekler, bu olgunun toplumun her kesiminde varolduğunu açıklıyor, Birincisi, gÜç istismarın'ın, dini Öğretiler şemsiyesi altında kullanılışıyla ilgili. Bir müşterim, yaşamı tehlikeye girmeden bisterektomi (ameliyatla rahmirı alınması) olamayacağını defalarca söyleyen bir rabipten bahsetmiş 124 il .\1 ti. Sanki adet döneminde.. yoğun kanamalar yaş~masının ve zatenbakabileceğinden çok sayıda çocuğa sahip olmasının konuyla ,hiç ilgisi yoktu. Bu örnek bİr güç istismarını göstermektedir. Rahip, bir erkek olarak, bu kadının üzerinde hiçbir güce sahip değildi ama Kilise 'nin ve Tanrı 'nın elçisi olarak, kadının inanç larını gerçek ihtiyaçlarının aleyhine kullanabiliyordu. GÜç istismarı, kadının özel hayatını etkiliyordu ve ,onun sağlığına hiçbir özen göstermiyordu. Bu örnek, güç ve güçsüzlük arasındaki ilişkiyi açıklaması ba kımından öneırilidir. Kadın kendini güçsÜz hissediyordu, çünkü Kilise'nin mutlak otoritesine inanıyordu. Bu inancı taşım(\y(Ul birçok insal farkındahğı art'fe m~\ktır Eııalanlar, kişınin kendi hikfiyc:,ini anlatnıası; i%tck." çocuğa ulaşmejk; yaratıcıifade ve beden faılındÜiığıdır. .. Kişinin K~ndi Hikiı}'csiııi Al1laım~\Si Kişinin kendi hj{~ıyesini anlatması, duygularının farkı' ı varmasının anahtarıdır. Kişi buişieme bir danışma ornımınd~ı, destek grubıı~da Ydda tck başına başlayabilir. Kişinin hiJdiye~jnin al).ahtarögelGrj, ;ÜLc içindeki birinci! i1işkileretrafındadönet. Hikayemizı bilmeden, his!'iettiklerilllhin ne kadarının geç.mİşten kaynak.f,lndığı!1i bilemeyiz. lrwin Yalom 'un bir yorumu geliyor aklmB 'Yaralı insanlar,geçmi.-ıi geleceğe taşımaya çalışırlaL" HıkÜ~\ernizi bilmek, geçmişten gelip, bugünÜmUzü 140 141 rahatsız eden, gelecek için sorunlar yaratan şeyleri fark etmemizi sağlar. "Hikayemiz" derken, yalnızca olaylarla ilgili bilgileri kastetmiyorum. Tüm hikayelerdeki gibi, duygusal içerik de gerçekler kadar önemlidir. Bunu açıklamak için bir 9rnek vermek faydalı olur. Çocukken çok dayak yediğini bilen bir adam hayal edelim. Bu, hikayeyi meydana getiren olaydır. İyileşmeyi sağlayan şey, dövüldüğünde adamın kendini nasıl hissettiğidir. . Küçük çocuk korkmuş ve gerilmiştir, anne ya da babanın ona acı vereceğini bilmektedir. ilk darbe geldiğinde ürker ve siner; iç dünyası yıkılmaya başlar, ama acı bedenine yayıldıkça, kontrolünü kaybetmemeye çalışır. Gittikçe öfkelenir, ama daha .çok dövülmekten korktuğu için kendine bunu yapan yetişkine bu öfkesini gösteremez. Aynı zamanda, sevdiği yetişkin (anne ya da bab-d) tarafından dövülmek onu incinmiştir; affedilmek ister, yine yakınlık görmek ve güvenli ilişkiye kabul edilmek ister. Yaralı insanların ruhlarının derinliklerinde bunun gibi bir sürü el değmemiş deneyim vardır. Bu insanların hikayelerini anlatmaları bunları gün ışığına çıkarır ve geri getirir, bastırmaya çalıştıkları duyguların tümü su yüzüne çıkar. Bu kitapta "kendi kendine yardım" alıştırmaları vermeye pek istekli değilsem de, bence yukarıda tanımlananlar, farkındalık kazanmak adına oldukça yararlıdır ve buradaki amaçları da bununla sınırlıdır; Hikaycnize başlamak için, hem annenize hem de babanıza aİt ilk antlarınızia ilgili bir günliik çıkarmanız yararlı olur. Yavaş yavaş ayrıntılara girebilir, hatırladığınız olayların duygusal boyutlarına dikkat edebilirsiniz. Şu soruları sodıbilirsiniz: Bu olduğunda kendimi nasıl hissettim? Bu, anneminfoabamın/kar deşimin beni nasıl gördükleri ya da bana karşı neler hissettikleri hakkında neler ifade ediyor? Bu olayla nasıl baş ettim? Çocukluk ve ~rgenlikle ilgili tüm olayları hatırlayana kadar tabloya devam edin. Hem olumlu hem de olumsuz olaylar üzerinde , durun, acı tatlı her anıyı hatırlamaya çalışın. Bu olayların, bu f1iil1kü vı:.ş;ıntlOızı nasıl etkilediklerini görünce şaşıracaksınız. Bu ı~ı- .. - i. ;e, hatırlanmayan anılar da yüzeye çıkacaktır. Eğer cinsel taciz kuJJanma gibi çok travmatik olaylar vaı:sa, bu işlem onları ortaya çıkarmayacaktır; ama yine de yararlı bır baş langıç olacaktır. .. İçerdeki çocuğa Ulaşmak Duyguları serbest bırakmanın ikinci öğesi, içerdeki çocuğa ulaşmaktır. Bu teknik, gömülmüş duyguları yeniden yaşama, yeniden anlama konusunda çok etkilidir ve dikkatle uygulanma / . . sı gerekir. Ilk önce bunun temel mantığından ve bugünkü terapı dünyasında nasıl algılandığından bahsedeceğim. Birçok terapist, hepimizin içinde bir çocuk bulunduğu görüşünü savun maktadır. Bu çocuk bizim çocukluk halimizdir. Bazıları buna mükemmel çocuk ya da büyülü çocuk demektedir. Bense, buna efsanevi çocuk demeyi seviyorum. Efsanevi dememin iyi bir sebebi var. Efsanevi karakter, kurgulanmış ancak gerçeği barın dıran kişidir. Bu yüzden, Eski Yunan mitolojisi, kahramanlar, tanrılar, tanrıçalar ve kötülerle doludur, onlar gerçek mesajlar iletirler ve insan ırkıyla bağlantılıdırlar. Hikilyeter bilimsel açıdan gerç'ek değildir, ama konuları gerçektir. İçimizdeki efsa nevi çocuğu, kendimizle ilgili bilgilerimize dayanarak hayal gücümüzle keşfederiz; bu çocuğun resmini oluşturarak, bugün kim olduğumuz hakkında bir sürü şey öğrenebiliriz. Bunun için bazı teknikler kullanılabilir, ama bence, bunun en iyi yolu, bir bireysel görüşme yil da grup ortamında bir danışman yardımını almaktır. Bu tekniklerin çoğu özellikle bu şekilde iyileşmek amacıyla bireysel danışmalarda ya da hafta sonu gruplarında 'kullanılır. Eğer böyle kıs.ı süreli bir hafta sonu çalışmasında bu işe giri~irseniz, ardından mutlaka duygusal destek almanız ge rekir. '1) ',,'; ) 142 143 . .. Yaratıcı İfade Kaybolan duyguları yeniden ortaya çıkarmanın üçüncü yolu, yaratıC'ı iradedir. Alice Miller çocukluğunun acı ve kötü yönleri ni, resim yaparak ortaya çıkarmıştır. Terapist olarak aldığı mesleki eğitimin bir parçası olan psikanalitik tedavilerden sonra, resmi. bireysel ifade yöntemi olarak kullanmaya başlamıştır; Sonuçta, resimlerinin gölgelerinde, daha önce yaşadığı travmatik ,deneyimlere ait bir sÜrü sembol bulmuştur. Bu deneyimlerden sonra psikanaliz alanından uzaklaşmıştır ve şu anda insan yıkıcılığınııı travmatik temelleriyle ilgili bir otorite kabul edilmektedir. Picasso, Hitler, Nietzsche ve diğerlerinin yaşamlarındaki sanatsal ifadeleri yorumkıyarak dikkat çekmiştir. Bu örnek, sanatsal ifadelerin içimizdeki gücünasılortaya koyduğunu göstermektedir. Duygularımızı yar.ıtıcı deneyim aracılığıyla çevrtmize ulaştırabildiğimiz belli başlı alanlar müzik,resim ve yazıdır. çoğu insan hiçbir sanatsal yeteneği olmadığını düşünür. Bu, mevcut değerlendirme standarthırına göre doğru olabilir. Duygulara ulaşmak için kullanlUj'n y.ıratıcı ifadeler, sanat.~al bir şey ifade etmeyebilir. Burada bahsedilGn, genellikle mantığımızın koyduğu sınırları aşmaktır ve tabii kişi bunu yaş<ırken gizli kalmış bir yeteneği'n farkına vararak hoş bir sürprizle karşılaşabilir. Renkler, duygularla doğrudan ilişkilidir. Örneğin, bazı renkler soğuk, bazıları sıcaktıc bazıları parlaktır; bazıları soluktur. Pazarlama stratejistleri ve reklamcılar her gün bu gerçekliği tüketim toplumuna uygulamaktadırlar. Burad\!, nynı.kuralı, duygusal tepkiler uyandırmak ve kendi duygusal yapımızı anlamak için kullanabiliriz. Poster sayfaları ve boş sayfalar başlanglçiçİn uygun olacaktır. Duygularınız üzerinde yoğunlaşQ1aya ve bunla rı renkler, şekiller yoluyla dışa vurmaya çalışın; Yavaş yavaş ba zı temalarm ortaya çıkmaya başladığını göreceksiniz. Bul}u yaparken rahatlamaya başl<ımadan yorum yapmayın; bırakın renkler konuşsun, İfade etrl1ek, duygulara bir kanal açmaktır ve bu 144 ıek başına bile gevşeticidir. Ayrıca, b;:;,ynin sağ tarafının çalışmasını sağlamış olursunuz. Beynin bu tarafı, çocukluğunda sarsıcıdeneyimler geçirmiş. olanların genelde kuı1anmadıklan bölümdür. Rahatladıktan sonra, çocukluğunuzu (soyut ya da gerçekçi bir tarzda) çizmeye başlayabilirsiniz. Sonra, bir danı,şman ya da ctrk<ıôaşlTz!a beraber eserlerinizi yorumlayabilirsiniz. Gregg Furth'ün kitabı Çizım/erin 'Gizli DÜnyası bu aşamada .size yardımcı olabilir. ' Müzik, duyguları ifade etmenin L '.;' başka etkili yoludur. Sevilen şarkıların h~men nemen tümü~ş+< şarkıiarıdır ve melodileri kalbimize dokunarak kadar güçlüdür. .Benim en çok beğendiğim parçalar, bu anlamda, tfenim duygusal yapım hakkında çok şeyanlatır. Bruch'un Do minör keman"konçertosu, Mahler'in 5. Senfoni'sive Çaykovski'nin Patetik Sonatı, benim bazı çok te mel duygularımryansıtır: tutku, dMyarhhk vemelanblL Eğer size birroüzik yeteneği bahşedilmişse, kendi melodilerinizi yaratmayave sözler yazmaya başlayabilirsiniz. Daha az yekneKli olanlarımız dinlemekle ve müziğin ~yandır~ığı~duygularla ye tinmekdurumundadlLDeıieyime do~ru sürtiklenmek için kendi- . mize izin vermek önemlidir. Birçok'yarah kişiiçin, bu egzersiz gereklidir, çünkü daha önce de söylediğim gibi,hasarın sonu~ cunda duygular donar ve her şey' yüzeyde yaşanır. Duygusaltr dünyanızla ilişkiyi ilerlettikçe, daha zengin deneyimler edinme~ ye başladığınızı göreceksiniz. Duyguları ifade etmenin bir başka şekli de, yazmaktır. Etkili birteknik, mf'ktUp yazmaktır. çoğumuz mektup yazmayı, biriiçriyle haberleşme arac;ı olarak kabul ederiz. Qysa, mektuplar kendimizi anlamamıza ve duygularırnızı ifade etmemize yardımcıolabilirler. Özellikle biriyfe yüz yüze görüşemiyor ya da bunu istemiyorsak, mektup yazmak bize oldukça yararlı olabilir. (Çoğu durumda, bu mektuplar özel diyaloglardır ve yazıldıkları kişiye gönderilmezler.) İyi bir başlangıç için, yaşamımızı önemli şekilde etkileyen 145 herkesin bir li;esini yapabiliriz. Bu, ailenin tüm üyelerini kapsar, hatta akrab.Jarı ya da öğretmenleri de kapsayabilir; yetişkinlikte, 9ir eş, eski-eş ya da ilgi duyulan başka biri de işin içine girebilir. Onların :'aşamınızı nasıl etkilediği üzerinde durarak, bu kişilerin hepsin.. mektup yazmak için zaman ayırın. Söylememiş olduğunuz sÖzleri ,söyleyin; duygularımza yoğunlaşarak! olabildiğince tutkulu clun. Sonra bu mektubu bir damşmana ya da yakın ~ırkadaşınız, okumayı deneyin. Bunun sonucunda genellikle göstermediğiniz hisler ortaya çıkacak ve büyük bir rahatlama yaşayacaksınız. Bittiğini düşündüğünüz ilişkilerde ya da bitirmekistediklerinizde, mektubuyavaşça yırtabilir ve parçaları yakarak, o kişinin yaşamınızdan çıkıp gittiğini hayal edebilirsiniz. Yazmak başka açılardan da faydalı olabilir. Günlük tutmak ozellikle yararlı bir tekniktir. Bir kişinin günlük hayat deneyim lerine verdiği tepkileri birebir olarak yazması anlamına gelir. Bu, özellikle bugünü yaşamakta güçlük çekenler ve duygularını hemen kestirip atma eğiliminqp olan insanlar için yararlı bir tekniktir. Ira Progoff'un çalışmalarına dayanan günlük yazma kursları, farkındalık kazanma ve iyileşmek için, günlük yazma becerilerini geliştirmeye yardımcı olabilir. Dili kullanma konusunda yetenekli olanlarsa, hikaye ve şiir yazarak kendilerini ifade edebilirler. henüz geliştirmediği dönemlerdeki olaylar için geçerlidir. En tartışılan konulardan biri, doğum travmasıdır. Birçok terapist, bedenin doğum travmasmı hatırladığını düşünmektedir. Bu konuyu (Wilhelm Reich' m çalışmalarına dayanarak) açıkça ortaya koyan ilk kişi Arthur Janov'dur; yalnızca bu temele dayanarak, "ilk çığlık" adında bir terapi çalışması geliştirmiştir. Daha yeni yaklaşımlar, sadece doğum olayı üzerinde durmaktan çok, bilinç düzeyine çıkmayan duygusal deneyimlere bedenin verdiği tepkileri kullanmayla ilgilenmektedir. Bu yöntem özellikle, çocukluğunda fiziksel ya da cinsel tacize uğramış kişiler üzerinde etkiliçiir. En çok beğenilen ve gelişmiş yöntemlerden biri holotropik nefes çalışmasıdır (bu yöntemi ben de kullanıyorum). Stanislav Grof'un geliştirdiği bu yöntem, kişinin farklı birbilinç durumuna geçmesine yardım ederek duygusal ve fiziksel tepkilerinın şiddetlenmesini sağlarnaktadır. Çözümlenmemiş "'travmaların, yeniden yaşama ve katarsis (duygusal ve kişisel dışavurum) yoluyla ortaya çıkartılıp çözüme'ulaştınlması kuramma dayun maktadır. Ancak bu, nefes çalışmasının yalnızca bir boyutudur; kimileri bu yöntemin zihinsel kavrayışın ve kişiliğin gelişmesi ni de sağladığını düşünmektedir. Diğer yararlı yöntemler, bedenin enerji alanını kullanmaya yöneliktir. Bunu tedavi anlayışlarının merkezine oturtunbirçok yaklaşım ortaya çıkmıştır. Bunların en çok bilinenleri biyodimımik terapi ve SHEN (Spedfic Human Energy Nexus [Özel İnsan Enerjisi Bağlantıları)) terapisidir. Şimdiye dek bu yöntemler, özellikle kişilerin "konuşma tenıpisinin" beyinsel ve dışavuruma dayalı yaklaşımına karşılık vermekte zorlandıkları vakalarda oldukça başarılı olmuşlardır. Burada bir uyarıda bulunmak gerekir. Bu tür teknikler eğitimli uygulamacılar tarafından, sakin ve huzurlu bir ortamda kullanılmalıdır. Bu tür yoğun çalışmalardan sonra kişinin günlük yaşamına yavaş yavaş dönebilmesi için ona zaman tanınınalıdlr. Yardımalınayı konu eden .. neden F:ırkındalığı Duyguların dışa vurulabileceği dördüncü alan da, beden ça Iışmasıdır. Bu bölümde yine bazı uyarılar yapmak yerinde olacaktır. Tedaviye yönelik beden çalışmaları, en derindeki duyguları bile ortaya çıkarınaları bakımından çok güçlüdürler. Bu konu aynı zamanda psikoterapi alanında tartışmalı bir konu olarak kabul edilir. Bu tartışmanın nedeni, kişinin gedeninin fiziksel anlamda sarsıcı olayları "hatırlayabildiğinin" keşfedilmesidir. Bu, özellikle beynin bu imgeleri belleğine alma yeteneğini 146 1~7 dokuzuncub~;!-~iıt"oJü'ti~~dafi~ ayrıntılı 'bii, tartışmay<ıj}iriı~ektjr. " ".. ',.' ~j , ~ " 'las Tut~v~;~a~~'B.~§EtDit, ,,", ' . KilYip, Y~i,k~;riı~,1j1rp.çasIQı.r.KaY~Plabaş~tme şe1dimiz.~. saği~~Jy.aŞayıp.;yi~~i~mız ya dw iy Heşme1niş ya~ ~aıar ~~nq.~~;~~{i~~.1ekip .~ekn1~ğimiz konusun~a ~m.1t- tpt.ıÇI~l.~Y~B'.çQÇlt1d~~n~a '.dUy~al yandar almı~ kışiler. ç.ö~Üfl1:ıeıtialmış~itırk: " 156 ~' ('J)'rj ~ J kişinin güven ve özgüvenle gelişmesine yardım etmelerini sağ lamakla mümkün olur. Bu yakla.~ımlar değerlidir ve düşünce biçimlerini değiştirmede önemli bir ro'lleri vardır. Ancak, banagöre, şifa bulma modeli olarak yetersizdirler. Bence önemlibir noktayı kaçırmaktadıı'lar: Yaralı insanları etkileyep. şey, zihinlerini kullanma hiçimle ridir; bu yüzden, bazı olumsuz düşüncelerini olumlularıyla değiştirmeleri yeterli değildir. İnsan zihrıi basit bir kayıt cihazın dan' çok daha karmaşıktır. Bilgiyi süzer, anlamları hesaplar, yorumlar, öilgin;n belli kısımlarını seçer, belli kısımlarını iss: reddeder, bunların hepsini tutarlı ve anlamlı bir dünya görüşü oluştutmak adına yapar. Bu karmaşık zihinsel işlemler, yıkıcı çocukluk deneyimlerin den ötürü zarar görür ve yetişkinlikte kişinin yararlı dÜşünme stratejjlerigeliştirntesine' yardım edemez. O halde, şifa bUlma, düşünce . . > ha hoşgörülüdür ve bunlara daha kolay tahammül edilebilir, ama hepsine karşı çıkan, dogmaların, dayatmalarmı kabuletmeyen kişiler de çıkar ve onlara bu yüzden imınçsızlar denir. Bazı aşırı durumlarda, bu gruba,. küçük ya Cıa büyük ölçÜde, içlerine şeytanın yer1eştiği grup da denir. Bu sayede, eleştirenleri yargılamak, ;-eddetmek ve bazen suçlamak kolaylaşır. İşte bu noktada dini inanç kişinin güverfsizlik duygusundan kaynaklanıyorsa, çok tehlikeli bir hal alabilir. Bertrand Russell' m da dediği gibi, "Asiındiıcahil olduğpmuz bir konud"kidini inancın verdiği bilgi, evrene karşı haddini bilmezce bir küstahlığa dönüşür." Tarih, bize bu işlevin ne kadar yikıcı olabildiğini göstermektedir. Siyasi ideoloji de, bilinmezlikle baş edemeyenler için çok verimli bir zemindir. Terörizmin doğuşu buna iyi ve yakın bir örnektir, Bana göre, terörist hareketlere girişenler, saldırdıkları sistemin herhangi bir değerinin olabileceğini kabul edemezler ve kendi ideolojilerinin tek doğru olduğuna inanırlar. Dostoyevski,.Avrupa'nın devrimci terörizmden çok önce, terörist inanış ve hareketlerinin meşrulaştırılmasımn olağanüstü bir portre. sini çizmişIİr. Suç ve Ceza adlı romanının karakteri Raskolnikov şöyle der: "Bu insanlarm suçları elbette, göreceli ve çeşitlidir; i çoğunlukla, bugünün, daha iyi bir gelecek için yıkılmasını ister' 161 'i ler. Ama eğer kişi kendi fikri adına, bir cesedin üzerinden atlamak ya da kan içinde yüzrnek zorunda kalıyorsa, bence, tamamen vicdanı tarafırtdan yönetilecektir. Bunlar oldukça aşırı örneklerdir, ama bazı kişilerin kesinlik; 1 arayışlarının nasıl bir potansiyel yıkım sergileyebileceğini anlamak adına faydalıdırlar. insan yaşamına ve özgürlüğÜne en kor-. kuııç yıkımı getirenler, duygusal acı, sakat düşÜnce ve siyasi gücü birleşıiren kişilerdir. Böylece, daha güçsüz ve etkisiz olanlara, güvenli bir sınır oluştururlar ve elbette onların haklarmı ve Özgiirlüklcrini de ellerinden alırlar. Bu yaralı insanları, siyasi görüş ya da dini inançları bakimından daha dengeli olanlardan Üyıran, şey onlann başkalarının fikirlerini dikkate alamamalandır. Bu kişiler kendi bilişse! geIişiınlcİindeki bozuklukları ortaya çıkararak yeni deneyimlerden kaçarlar. Kendimizle ilgili ya da dünyayla ilgili inançlarımızın olmasının yanlış bir tar~ıfı yokıur. Ama bu ihançlar değişime açık olmalıdırlar, olgıınlaşma ve reddedilmeye de açık olmalıdırlar. YanL,birey olarak gelişmeye devametmek için. kendimizle ya da dÜnyayla ilgili hiçbir inanclI11Iza muılak gözüyle bakamayız. Elbe!le. bu gen,'ekle yaşamak. geçmişlerinde bir tarafIan karmaşa bir laraftan aşırı korumacılık yaşayanlar için çok dalıa I.;orkulucııdur. Bence. yinc de, 11lLıtlu ya~amlarsürebilnlCk içi ii her şey.den emin 0ln1 . . > > düşhiihi hatadır. İncinmis biri. gÜvenmekte gliclük eeken biri, . ~ > ~ ~ > , ris~ almayı Öğrenmeden başkasına güvenemeyecektir. Kimse SLlya girmeden, yüzme Ögrcııcmez; aynı şekilde, kimse kendini o çizgiye oturtmadan güvcnmeyi öğrenemez. Ve yüzmede olduğu gibi, kişi suyu yavaş yavaş derine gitmeye cesaret edene dek de ner. Bir ilişkide, kişi yavaş yavaş ufak tefek riskler alarak dürüst olmayı dencr. daha sonra ilişkide bulunduğu kişiye karşı daha şcflA olmak için daha büyük denemelere girişebilir. . Burada yakın ilişkilerden ve cinsel öğeleri olsun yÜ da olmasın sevgiye dayanan ilişkilerden bahsettiğiıni açıkça belirtmem gerek. Bu.al:lI1larda, şu d,~öneınlidir! İncinmiş bir kişi dürüstltik riskine girdiğinde, gÜvenin onu incitmeyeceğinden .emin olmak için bir süre kaçacaktır. Elbette, yaralı bir kişi her dürüstlük dcneyiminde rcddedildikçe daha çok zorIanacak ve böylece güvensizlik hissi ilk biçimdeki gibi gelişecektir. Ancak, başka bir yol da yoktur, iyileşme çlöneminde kişi kimler tan~fından daha az reddcdilece~ini kesfeder. Bu anlamda bakılınası !Zereken bir ~ . . . .. .. . ~ başka özellik de karşılıklılıktır. Karşılıklılık Karşılıklılık, ilişkide alışv~rişin dengeli olmasıdır. Daha ön ce, incinmiş kişilerin karşılıklı olmayan ilişkiler kurmaya çalış tığını görmüştük. Kişi ya kendi ihtiyaçlarını gözetmeden sürek li vermektedir, ya da kendi sorumluluğunu alamadan, başkaları na aşırı bağımlılık geliştirmektedir. Oysa, sağlıklı bir ilişki, her iki tarafın da birbirine yatınm yaptığı, birbirine bir şeyler verip bir şeyler aldığı birilişkidir. Buişleyiş, zaman zaman değişebili!, özellikle bir taraf bazen daha sayunmasız ya da muhtaç ola bilir. Bu durumda, taraflardan biri güçlü ve dayanıklı olduğu için, öbürü kendi ikilemini çözene kadar ilişkide lider konumu. na yerleşebilir. İlişkinin karşılıklı olması bakımından önemli olan bir mese le de, koşulsuz sevgidir. Kimileri için (daha çok aramızdaki ide alistler için) koşulsuz sevgi, bir ins,m1l1 diğerini, ilişki boyunca her ne olursa olsun, sevmesidir. Bu, benim buradatartıştığım ili~ki biçimini düşünürsek, bana hatalı geliyor. İki kişi arasındaki özel iiişI-:, kişilerin birbirlerinizenginleştirip geliştirmeleri ve büyütmeleri temeJine dayanır. Her iki tarafın da çabası ve katkıları olmadan, ilişki durağanlaşır ve ölür. Bazı ilişkiler koşulsuzluk gerektirir. Anne babayla çocuk arasındaki ilişki bunun için iyi bir örnektir. çocuğa, yetişkinliğine taşıyacağı güveni sağlayan, bu koşulsuzluk özelliğidir. Bir başka koşul~uzluk örneği de, hayır işlerinde görülür; kişiler kendiliklerinden ve karşılığında bir şey beklemeden katkıda bulunur lar. Ancak bu ilişkiler arkadaşlık ilişkileri değildir, ve insanlığın tarihinde önemli rolleri varsa da, arkadaşlık ya da aşk ilişkileri ne temeloluşturmazlar. Sevgiyi, acıma ve yardımla karıştırma malıyız, çilnkü çoğu kişi ilişkilerde mutlu ve tatmin olmak için bunları yapar. İlişkilerdeki beklentileriniz önemlidir, bu beklentHer mutlaka fark edilmelidir. i Ancak bazı durumlarda, yaralı veıincinmiş kişilerin durum larında, bu beklentiler gerçekçi olmayabilir ve hiçbir ilişkiyle de :wx 209 kar§ılaıı<ımayabilir. Özellikle, eğer kişi yetişkinliğindeki ilişkilerde, geçmişindeki kayıpları gidermeye çalışıyorsa ortaya Çıkar. Buna iyi bir örnek, yetişkinin,anne ya da babasıyla kuramadığı sağlıklı ilişkiyi şimdi kurmaya çalışmasıdır. Bunun tipik örııekleri,karşı cinsle olan ilişkilerde, erkeğin, eşini annesinin yerine koymaya çalışması ya da kadının eşinden babası gibi davranmasını beklemesidir. Bu beklentiler, yıkıcı sonuçlar doğurmadap hiçbir ilişkide karşılanamaz; çünkü kişi bir anne ya da babayıddealize etmiştir ve bu role bürünmesi gereken eş, k"rşı sındakine koşulsuz sevgi stlnmak zorundadır. Bu iür bir zorluğun kökleri incelenmelidir. Çocuklar, doğaları gereği, özellikle çocukluklarının başlarında muhtaç, narsist ve ben-merkezcidirler. Eğer bu ihtiyaçlarıkarşılaninazsa ve erken yaşta bunlardan zorla vazgeçmek zorunda bırÜkllırlarsa, yetişkin olduklarında, birçok narsistik ihıiyacıve koşulsuz sevgiihtiyacını yeni ilişkilerine taşırlar. Bu oldu ğunda, diğerleriyle yakın ilişkiler sırasında bazı özellikler ortaya çıkar. Öfke patlamaları, aşırı mülkiyetçilik, kıskançlık, sommıkanlık ve sürekli ilgi ihtiyacı, yetişkinlikte ilişkiyi etkileyen, çocukluk dönemine ait narsistik ihtiyaçlardır. İncinmiş kişiler sağlıklı ve karşılıklı ilişkiler kurabilmek için, bu sorunlarla yüzleşmck zorundadırlar. Bu duygusal fırtınalarla baş elinenin temeli, kişinin karşılıksız kalan ihtiyaçlarıyla yaşama ve büyüme sorumluluğunu öğrenmesi, sürekli ve koşulsuz bir şekilde sevgi veremeyen eşinin eksiklikleriııe odakhmmayı bırakmasıdır. Bu bizi, sağlıklı bir ilişkinin başk<~...t:ıir boyutuna taşımaktadır: zorlama. Zorlama YeIİşkinler arasında kurulan sağlıklı bir ilişki, her iki tarafı da zayınıklarını itiraf etmeye ve bu zayıflıkları olgun bir şekilde yenme yoııarı aramaya zorlar. Sağlıksız bir ilişkid7, genellikle bir laraf diğerini aşırı derecede hoşgörürken, diğer taraf da 210 ') kendi eksikliklerini ve zayıflıklarını kabullenmeyi beceremez. Bu senaryoda, hoşgörülü taraf eşini zorlamaz ve siniriyle ölkesini içine atar. Diğeri, hatalarını inkar eder, çoğunlukla kendi zayıflığından ötürü diğerini suçlar. Bu tür bir sağlıksız ilişki, dengeyi korumak için iki tarafın yaptığı bir gizli anlaşmadır ve ilişki içinde gelişme ya da değişimi sağlamaz. İçindeki kişileri ister zorlasın ister zorlamasın, ilişkinin onlJ" "'Vuuua uc;u uc; Ut:IU1t:SıeKlaşımgıbl şüpheci ve akılcıyım. Ölçülebilen ve bilimselolarak açıklanabilen güçlerden başka güçlerin insan yaşamında etkili olduğu görüşüne şiddetle direni yorum. Bu direniş bence oldukça yararlı, çünkü beni zihinsel intihardan ve (ben dahil) bir kişinin yapacağı öznel yorumlara dayalı bir deneyimin geçerliliğini kabul etmektenalıkoyuyor. Tinsel konularla ilgil~nirken eleştirel düşünceden kaçmak, her tür şar1atanlığa yol açar. Benim şüpheci1iğim ise, eğitimimden kaynaklanan bir önyar gıve belki de benimgururumun yansıması. Yardım mesleğinde çalışan birçok insan son yirmi-otuz yıl içinde, garip bir nedenle, Batı dünyasının anladığı anlamda öğrenme ve bilgi kavramları nın diğer tüm yaklaşımlardan daha doğru ve geçerli olduğuna inanan eğitimli, elit bir sınıf haline geldi. Buradaki büyük yanıl gı,bilimsel yaklaşımın yalnızca fiziksel dünyaya uygulanabili yor olmasından kaY}Jaldanmaktadır. Onun kullanımında UZman laştık, teknolojik bir dünya yanıttık ve Ortodoks din anlayışını bu dünyadan söküp çıkardık. Her iki hareket büyük yararlar sağlamıştır. Bir Yemdan bilim, birçok insana daha kaliteli bir yaşam sunmuş. hastalıJ.;:ları kont rol altına almış ve güçlü iletişim olanakları sa&lamıştır; diğer yandan dinsel reformlar, insanların hayatını seçkinci ve ikiyüz lü biçimde etkileyen dinsel inançları reddetmiştir. Bu hareketle rin olumsuz sonuçları, bence, yakında tam olar~\k hissedilecek tir. İnsanların insanlıktan çıkmaları ve sosyal kimliği yok edil miş bir alt sınıfın oluşması, daha önce bahsettiğim konular ara sında yeralıyor. Bu etkiler, teknolojik gelişmenin tek başına ya rarlı olduğuna dair saf ve iyimser inanıştan kaynaklanmaktadır. İkinci tür bir etki de, insan doğasına ilişkin tinsel anlayışın yiti rilmesi ve ~nsanların tİnlerini beslemeleri için yeterli kaynaktan yoksun bırakilmalarıyla ortaya çıkmıştır. Ortodoks din anlayışı nın kaybolup gitmesi çoğu insanı tinse! bir boşluk içinde bırak mıştır. Bu aslında kötü bir şey değildir; tinsel gelişmeyi kontrol ir 223 eden bir iktidar hiyerarşisi insanlığın yaşamına yüzyıllar boyunca inanılmaz zararlar vermiştir, artık çoğu düşünür için bu kabul eciilemei bir şeydir. Ancak, insanın tinsel açlığının ve yaşama bir anlam verme ihtiyacının yerini dolduracak açık bir şey de yoktur; Bu bölümün geri kalan kısmında, insanların kendi yaralı ruhlarını iyileştirmelerini ve tinsel açıdan gelişerek tatmin olmalarını sağlayabilecek bazı olumlu rehber Iıkeler göstermeye çalışacağız. Bazı anahtar temalar benim kendi deneyimlerimden ve tinsel gelişmenin güçlükleriyle başa çıkanlar uzerinde yapılan gözlemlerden elde edilmiştir. Bunları incelemeden önce, tinselliğin ne olmadığını açıklamak yararlı olabilir. P Tinsel Gelişme,Ne Değildir? Tinsel açıdan gelişmek; evrenin doğası, Tanrı'nm varlığı ya da herhangi bir dini inancın iddiaları gibi bir entelektüel inanç demeti Üzerinde ince ayar yapmak demek değildir. Bu tür inançlar kişinin tinsel gelişmesi için gerekli ortamı hazırlarlar; ancak tek başlarına yapabildi'kIeri şey, kişinin dünyayı algılamasını sağlayan bilişsel bir çerçeve oluşturmaktır. Bu onların önemini. inkar etmek için söy'ı,ehmemiştir. Gerçeklik fikri, herhangi bir tinsel deneyimi degerıendinnek için önemlidir; ve ben kişinin deneyimleri için rasyonel bir oluşumun sağlıklı 've önemli olduğunu savunan, eski okuldanım. Bir örnek bu noktayı açıklamaya yardımcı olacaktır. Geçenlerde, zihinsel gelişmeyi felsefi bir biçimde açıkliıyan bir komedyenin hikayesini dinlerlim. Evrenin doğasıyla ilgili çok eski ve basit görüşlerle çoğu insanın alay ettiğinden b<ıhsederek başladı konuşmaya. Bir zamanlar genelolarak kabul edilen bir görüşü, dünyanın devasa bir kaplumbağanın sırtında durduğu inancını örnek verdi. Sonra olağanÜstü teknolojik ve bilimsel gelişmelerin ortaya çıkardığı "yeni fizik" açık lamasından (Stephen Hawking tarafından geliştirilen), evrenin sınırsız boyutta küçük, ancak sonsuz derecede yükSekyoğunlu ğa sahip bir parçadan patlayarak oluştuğu açıklamasından bal\}- , seni, Esprisi, bazen kaplumbağa fikrini kabulleıımenin daha kolayolduğuydu! Bu hikaye, tinsel açıdan ne kadar ilerlediğimizi göstermektedir. BaZtI sorular akla gelmçktedir. Gerçekliğin doğası ve tinsc1lik arasında bir bağlantı var mıdır? Bu bağlantı bu deneyimleri geçerli kılur mı ,ya da deneyim tek başına, kendi. içinde ve kendi için midir? Eğer kaplumbağa hikayesini biraz daha ileri gölÜrürsek, bu hikayeye inananların, kaplumbağanın zihnindekileri anlamaya çalışacakları söylenebilir. Diğerıeri, daha maddeci zihniyetliler, enerjinin nasıl maddeye dönüştüğÜnü kurcalayacaklardır. Şu soqıyla baş başa kalıyoruz: kaplumbçığanın' var olup, olmaması aslında önemli mi? Arayışımızın sağladığı deneyimler bize yaşamııTIJzda yardım etmez mi? Bu soruya "Hayır" yanıtını vermek kendilerini tinsel yolculuğa çıkaranların en çok öriem verdigi nqktadır: Bu, bence, tinsel açıdan yoksuııaşmaya yol açan biryaklaşımdıL Çünkü eğer tinselolanı, yaInızca deneyim 'alanına ve gerçekliğin doğasını da, yalnızca mantık dünyasına ait olarakgörecek şekilde birbirinden ayırırsak, insan deneyimine yapay ve neredeyse şizofrcnik bir şekilde yaklaşmış oluruz. Bazı yazarlar bunu sağ7s01 beyin ..ınısı ayrnmla açıklarlar. Ben de onlarla hemfikir oImaya cğilimliyim. Sol beyin, mantıklı düşünmeyse, sebep-sonuç ilişkileriyle ve diğer çıkarımlarla il gilJdir: sağ beyin fantezileri, hayalleri ve yaratıcılığı içeren ta raftır. -Ancak, bu taraf modern dünyada gerektiği kadar kullanılmamaktadır, ancak nasıl ki sol beynin fazla kullanılması ..problemler yarattıysa, mantık ve çıkarırnlar adına sağ beynin fazIa kullanılması da sorun yaratlr. Bu yüzden, insanın tinselliğin i daha deneysel ve bilimsel gerçeklerle birleştirerek anlamaya çalışan, yeni bir yaklaşıma ihtiyaç vardIL Bence bÖyle' bir yaklaşım henüz bebekIiğini yaşamaktadır ve ifadesini özeIlikle tinsel iyileşme alanında çalışaııların çabalarıııda bulmaktadır. Tüm tinsel konuları, özellikle de 225 224 e1 psikiyatri ve psikoloji gibi alanlardaeleştirel bir şekilde reddetIllerniz ger~kmez; ama belirsiz inanışlara ve eleştirel olamayan değerlendirmelere dayanan saf ve basit bir peri ımısalı dünyasına da ihtiyacımız yoktur. nın sebeplerinden yalnızca biridir. çoğu dini öğreti, bir tür ölüm sonrası kavramını içermektedir. Hıristiyan'!'ve İslami öğretilerin temelinde diriliş kavramı önemli yere sahiptir. Tıpkı hayaletler- , le ilgili olaylar ve normal d~şı deneyimler gibi bu öğretiler de, insan bilinciniJl bedeflin ölmesiyle,sona ermediği fikrini destek , lemektedir. Tinselliğindördüncü öğesi', insan bilincindeki güçler kadar bunların dışındaki bazı güçlerin de kimj olaylarda etkili olduğu görüşünün kabul edilmesidir. Bu etkiler, insan deneyimine uygulandığında, mucize adİnı alırlar. Bu"tür olayların en bilinen örnekleri, tüm tıbbi beklentilerin aksine, be.denin iyileşmesi gibi örneklerdir. Diğerleri, duaların kabul edilmesi ve korkunç durumlarda inanan insanların korunmasıdır. Yukarıdakilerin tümü, bunları kabul etmeyenler. tarafından, normal insani bilincin dışındaalternatif bir gerçeklikle açıklanarak recldedilebilir. Dini açıklamalar, yukarıdaki öğelerin varlığım ka6~ııenmekle beraber, onlara farklı anlamlar yüklerler. Bu konuları ayrıntıyla incelemek bu kitabın amacı değildir, ama bence, insanların inancının doğruluk ya da yanlışlığını anlamak için bazı kurallaruygulanabilir. Eski açıklamaUlrın yeteceğini söylemek yeterli değildir. Eğer, birey Tanrı 'nın varlığına inanıyorsa, buna inanmaya hakkı vardır; eğer başka biri inanmıyorsa, onun da inanmamaya hakkı vardır, a9cak, her ikisinin de görüşünün doğru olması mümkün değildir. Bunun gibi, dünyanın düz olduğuna immanlar kadar yuvarlak olduğuna inananların da buna !;Kıkkı vardı. Ancak, şimdi fark ediyoruz ki, dÜıiya yuvarlaktır ve bu inanç onları ne kadarrahatlatırs~ rahatlatsın, aksine inananlar yanılmışlardır. Modern' bilimin yükselişiyle,uzay araştırrpaları çağı sayesinde, dünya üzerine birçok bilginin kesinliğini ve doğruluğunu yargılamak kolaylaşmıştır. Buna göre, bu gelişmeler tinsel inançları ölçmek için yardım edemezler. Farklı bir gelişme gerekmektedir, bu i henüz yeni başlamıştır ve eğer yeterli desteği görürse, tinsel o Tiıısellik Nedir? İnsanların son derece değişik bilinç düzeylerinde yaşama po taıısiyeline~ahip olduğunu bilmek, tinsellik kavramını anlamak ,lçısındanoldukçaÖnemlidir. Bu düzeyler, gerçekliklere günlük, sıradan deneyimlerden farklı kapılar açarlar. Sınıdan deneyim, gÖrme, duyma, koklaılHı ve dokunma yoluyla, bilinç düzeyiiıde olu~aıı uyanıştır. Tins.eI, sıra dışı düzeyler ise, hakkında çok az şey, bi linen diğer güçler tarafından yönetilir. İnsanın içindeki kapasitelere karşı cahilliğin sebeplerinden biri, Aydınlanma çağından beri Batı düşüncesini yöneten rasyonel, bilimsel kültürün bu ti.irdcııeyimleri reddetmesidir. Bu reddediş, en çok bu deneyimlerin temel işlevler üstlendiği diğer kültürlere ve toplumlanı kar:" şıllır. Onlar, teknolojik olarak daha güçlü kültürler tarafından söIl1lirgelcştirilip, baskı altına alındılar, ve büyünün ilkel şekilleri olarak tanımlanan tÖrenler ve yaşayışlar ilerleme adı altında yok edildi. Tinselliğin ikinci öğesi, dÜnyanın her yanında rastlananbir IcnÖmenclir: insanlar kcl/diııi aşma deneyimini yaşamayi arzulanı,ıkıadır. Bu deneyim sırasındaegodan arımlıp, gerçeklikle, praıik ycgünlük dünyadan uzak bir bağlantı kurulur. çoğu kişi, hıı dcn'ryinı aracılığıyla, aşkııı bir varlık olan Tanrı 'y'la bağlantı k i i rulduğuna inanmak tadır. Tinselliğin üç'üncÜ öğesi, bedenin ölümUnden'sonra da varpl" 111,1 inancıdır (kimileri için bu inanç. doğmadan önce varoluşa da i~;;ııet ,cder). Bti inanış, sevileo birinin kaybından sonra, çoğuımıza rahatlık vcrsf de, aynı zamandakişinin kendi ölüm gerçe,Qiylp baş etmesinc de yardımcı olur. Ancak bu duygusal yaralar, insanların yüzyıllar boyunpı ölümden.sonra yaşama inanmaları. 2:(ı 227 dünyamızda da büyÜk gelişmeler meydana gelecektir. Şu anda, bildiklerimizle yetinmek zorundayız ve kendi tinsel gelişmemizi keşfetmek istiyorsak, bu bilginin dışınaçıkmak zorundayız. Bu bağlamda iki genel alan değer kazan,ır; kutsallık duygusu geliştirmek ve kt;ndini :.ışmay, baş:.ırmak. Kutsalhl\ Duygusunu Geliştirme : Tinsel açıdan olgunlaşmak, kısmen, daha derin bir kutsallık duygusu geliştirmeyi kapsar. Bu, insanı ~ürekli m~şgul eden ve hep diinyevi etkinlikler sürdÜrmeyi gerektiren modern hayatta yapılması zor bir iştir. Ku~sallık, tinsel olana bir tür saygı gösterisini, kendini onun gücüne ve anlamına teslim ederek sessice yoğıııılaşmayı anlatır. Çeşitli nesneler veya uygulamalar onun anlamıyla ilgili olmalarından ötürü kutsalolurlar. Heykeller ve tabl~lar gibi nesneler; dualar, kutsama, ilahiler, meditasyon, kutsal kit'iıplar ve müzik kendi içinde kutsal değildir. Onlar, asli insan kabiliyetinin sembolizm aracılığı ile'bu tip şeylere yönelttiği anlam dolayısıyla kutsalolurlar. Onlar, s~nra kutsaııığı öyle bir şekilde temsil ederler ki, normal bilince girerler. Nitekiın Madonna ile çocuğunun resmi b.azı kişilere İSA'nın doğumundaki gizemi temsil eder; bazılarına bütün boyutları ile anneliği ve bazılanııa da çocukken insanlık için binatın beslenmesini teinsil etmektedir. Dolayısıyla, resmin kendisi önemli değildir. Onun kutsallığı, ona yÖnlendirilen anlamlann içinde yatar, işte kutsallığı bu şekilde sembolizc edebilme yeteneği, tinsel olgunlaşmaya yardımcı olmakta kullanılır. Kutsallık duygusuna ulaşabilmek için hayatınUç alanı özellikle önenılidir: i. Kişinin kendi varlığı; 2: hayatın kendisinin gizemi; ve 3. doğa Üstünün gizemi. -. Kişinin Kendi Varlığı . Karakteristik Özelliği bir yandan, kar etme peşinde koşan bir .-' 22X kültürde, beşikten mezara dek maddi kaygılarla yaşayan insanların teknolojik ilerleme tarafından, hızla dönen çarklara indir . genmesi; öte yandan da, insanların hayatta kalabilmek için umutsuzca mücadele ettiği yeksul ve ahlaksız toplumlar olan bir dünyada, insanların kendi varlıklarını bir mucize (jlarak algılamaları güçtür. Ama bu algılama, tinsel gelişmenin önemli bir kısmını oluşturur. Bir bireyin varlığından bahsederken, yakın . çevresiyle girdiği ego mücadelesini kastetmiyorum. Daha köklü bir deneyimi: hayatın, her insani varlıkta eşsiz bir tarzda vücuda gelmesini,kastediyorum. Burada, Ruhuıı Bakını' adlı kitabın yazarı olan Thomas Moore'dan kısa bir bölüm aktarmaktan d~ıha iyisini yapabileceğimi sanmıyorum: ,1' Ruhun bakımı... benlikle ilgili laik masalın boyunu . aşar ve bize her bireyin yaşaı:nının kutsalolduğunu keşfettirir. Sadece bu kutsallık değerli değildir, tüm yaşamlar da önemlidir. Her bireyin kalbi ve tohumu, bu akıl sır ermez gizel!1in ta kendisidir. İnsanı normale döndOrmeyi ya da onun hayatını standartlanı uydurmayı hedefleyen sığ tedaviler, bu büyük gizemi, ayarlanmış kişilik olarak bili'nen sosyalortak payda boyutuna indirger. . Bir kişinin varlığının kutsalolduğukolayca unutulabiırr. Bu satırları yazarken küçük kızım Sarah'a bakıyorum ve bir güç'be- . ni ona duyduğum sevginin derinliklerine doğru alıp götürüyor. M isyon adlı mmin müziği alçak sesle çalıyor ve ben onun yaşarnını~ gizemi ve mucizesini kabul etm.enin ne kadar kolay ol<:luğunu fark ediyorum. Ama, tüm başarısızlıklarıma, yaralanma ve hatalarıma mitmen ben de mucizevi bir varlıihm. Bunu düsiin - - . . rnek beni rahatlatıyor ve umut veriyor. Tinsel gelişme, bir muci ze olma duygusunu yeşertmeyle etkin biçimcie ilgilenmeyi içerir. Bunun mükemmel bir insan olmakla ilgisi yoktur: bu bir kendini geliftirme. alıştırması değildir. 229 Bir kazanma formülüyle üstesindengeliİ1ebil~çek basit bir konu sanılmasındal! endişelendiği~ için tins~l gelişme yakla- . şunları hakkında bazı öneriler yapmakta isteksizim. Her inS~un kutsallığını, deneyleme ve ifade etme biçimi farklıdır. Bazı et- : kinlikler bu tür bir dışavurumudesteklerler, ancak, bu~u bilinç 'düzeyinde görülmesi için bir ortam yaratarak yaparlar. Bunlar~ dan biri düşünceye odaklanmaktır. Bunun için yararlıpir yön tem, her gün kısa aralıklarla buna başlamak; sessiz bir yer bulup, .. bir mum yakıp, yaşamı yürütenin ne olduğu üzerinde yoğunlaş~' . maktır. Mum, sizin kendi yaşamınızın ışığını sembolize etsin;' sessizce oturun, yaşadıklarınızıngöziinüzün önünden geçmesineizin verin. Bu alıştırma, tinsel dünyanızm kapılarını aralamaya başlayacaktır. Bu olmaya başladığında. tinsel konulara 'karşı içinizde yeni bir ilgi uyimacaktır. ,~ . -c-,Yaşamın Gi.zeıni Tinsel açıdan kendini geliştirmek isteyenlerin, canh varlıkla~ ra nasıl davranıldığı konusuyla ilgilenmel~ri ahşılmaffil'ş bir şey değildir. Kimi et yemekten vazgeçer, kimi hayvan II akları için savaşır. Bazen, bu uygulanıalaraşırıya ıs,<ıçıp amacından supabi~ lir, yıkıcı bir hal ,Ilabilir. Politikacılarabombulı.mektuplar'gön~ deren hayvan haklarısavunucuları, ciddi şekilde n\hatsızdır. Bu aşırılıklar, rahatsızlık veQcidir ve gerçeği yansıtmaktan uzaktır: tinsel olarak gclişmek demek, yaşamın gizemine 'tüm biçimle-' . riyle saygılı olmak demekı.ir. Sonbaharda düşen yaprak, topmğı yerliler ve baharın gelmesi için besin kaynağı olur; ölümün devam eden gizemi ve etrafımızda süregelen yenidep ..doğuş çoğunlukla görmezlikt~n gelinmektedir. H.er birimizyaşam döngüsü içinde kÜçük bağlantılar oluştururuz. Doğadaki 'yaşama odaklanarak, o geniş çaplı dÖl1güde .kendimiıe bir yer edin~ diğimiz hissini duyabiliriz. Bu, kendimize,. az geıişmiş'oidı.ığumuzu kanıtlamak ıstercesine verdiğimiz önemi auJt:ım\mııa, yaşamımızı sürdürmek için daha dingin biçimde ç~aharcuma 230 JI mıza ve çektiğimiz sıkıntılara huzurla katlanmaınız~ı yardım edecektir. ; Benim en sevdiğim etkinliklerden biri, özellikle i~lerinters gittiği zamanlarda, daha çok geceleyin ve görsel etkenlerin az olduğu saatlerde deniz kenarında sessizce oturmaktır. Gelgiı.in , sürekli hareketleri ve okyanusunuçsuz bucaksızlığı, bende bir zamansızlık ve sonsuzluk hissi uyandırır. Okyanus, bana yaşamın gücünü anımsatır. Onun zenginliği, suların bazen scssizce çekilmesi, bazen de dalgaların tutkuyla kariıyı dÖvmesi, benimki de dahilolmak üzere yaşamı yönlendiren gücün resmine benzer. Bu tür deneyimleri. tu tarh bir biçimdeyaşamımıza uyarl~ırs~ık, aşkın güçlere yaklaştığımız hissine kapılırız. - Doğaüstünün Gizemi Tinsellik, doğaUstü olaylara değinilmeden yeteri kadar açık Janamaz. çoğu kişi için, tinselliğin temeli Tanrı inanCJnd~1 yatmaktadir. Tanrı'nın kavranış biçimi, en az inananlarınsayısı kadar çoktur. Tinsel geli~me bakımından, insanların 'I'Ünrı 'ya bakışaçıları gelişmeyi engelleyebiljr. Bu kül!ürde rastladığımız bakışaçilarından biri de, cezalandırıcı Tanrı' dır; onun sevgisi kazanı imalı ve öfkesi iyi işler yaparak giderilmelidir. Bu cinsellikten ya . daeğlenceden hoşlanmayan bir Tanrı' dır, tutkusuzluktan hoş!anır, temelde güvensizdir, çünkü insanlar ona inanmazlarsa öfkelenir. Neyse ki~ son on yılda bu türsaptırılmış bir tinselliğe verilen önem erozyona uğramıştır, bu tür inanışlardan kaynaklanan duygusal, zihinsel ve tinsel gelişme bozukluluklarının ışığında, bu kavramların bir kenara atılmas1l1m daha i),'i olacağı ,söylenebilir. Ancak, kenpini tinsel açıdan geliştirirken,dinsel bir ilahi giiç fikrini elde tutmak isteyenlerin, bu y~kıcı Tanrı görüşü yerinc ne koyacakları sorusu ortaya çıkmıştır. Son aJı;:ımlara göre, doğu düşüncesinden ithal edilmeye başlanan alternatif bir TIınrı görli ) şü gelişmeye başlamıştır. "Yeni çı onu fazla yuJmwa çekmei. Diıısel,prtodoksinin yaralayıcı boyutlarını terk etmekle ilgili sÖyleyecek çok şeyolmasına ve hoşgörülü bir tinsel inanç sistemini kuqıklamak gerekmesine rağmen, yeni çağ tinselliğinin de bazı eksiklikleri vardır. Benim bu konuyla ilgiligörüşlerime gö re, insanlli, tinsel yaşamın parçası olarak ihtiyaç duyduğ,u Tanrı, . en azından insanlığın yüce özelliklerini yansıtmalıdır. Kimse 232 Tanrı değilse, Tanrı'yı anlayamaz. Tek Uintıdumuz, bizim deneyim ve anlayışımızın Tanrı 'nın doğasını biraz yansıtabi/mesidir. Bu a'nlamda, Tanrı, onu diğer doğalolaylardan ayırt eden tüm özellikleri bakımından, insandan üstün olmalıdır. Bence, bu özellikler, sevme kapasitesi, yaratıcı zekfi ve özel binkimliktİr. ,k KimSe, belirsiz bir enerji gücüyler ona bazı özellikler yüklemeden ilişki kuramaz. Bu yapıldığında, o gücü özel ve 'kişisel bir şeye, yani Tanrı 'ya çevirmiş oluruz. Dini mirasımızın çoğunu, tinsel gelişmenin bu alanında kullanabiliriz, Yıkıcı özelliklerini çıkardıktan sonra, dinde, zengin bir tinsel beslenme; törenlerle, dualarla, sembolik dini kutlamalarla ve huzur verici adetlerle dolu bir zenginlik k,!lır." Ancak, Ortodoks elinin "günahlarıyla" derin yaralar almış olanlar, bu tür olaylara katılamazlar ve onları bu anlamda fazla zorlamamak ger~kmektedir. Dua edil .meyi hak eden bir Tanrı, insanların acılarını da anlar ve yaralıinsanları reddetmeyecek kadar özgüvene sahiptir. Bu bağlfımda, tinsel yönü gelişmiş insanların çoğunun bu dünyadaki dinlerden birine bağlıolmadığıl11, ve en dindar insanların d,\' genelliklehasta olduğunu unutmamak gerekir. Bu yüzden, kimileri için tüm Ortodoks din anlayışlarını reddetmek, geçici ya da kalıcı bir iyileşmeişareti olabilir. O Kendi Sınırlarını Aşmak Yirmili yaşlarımda ilgimi çeken konulardan biride aşkın (transandantal) deneyimler, ve bu deneyimlerin insan gelişimi üzerindeki etkileriydi. Beni özellikle etkileyen şey, kendini aşma ve kendini gerçekleştirme arasındaki diyalektik ilişkiydi. Bu konular, ınsanlık hikayesinin bir parçası olarak beni hala derinden ilgilendiriyar. Kendini geliştirmeyi k,onu alan psikoloji yazınının en önem verdiği noktalardan biri kendini gerçekleştirmedir, Bu, bireyin dünyadaki gelişimi ve kendini i.fade ediş biçimi; kişinin potansi- . yelini kullanması, kendini sevmesi, kimliğini bilmesi, ve yüksek ,~" 233 \ inisiyatife sahip dlımısıdır. Kendini aşmanın farklı bir amacı vardır, ve tarih boyunca dini öğretilerin üzerinde durduğu bir konu olmuştur. Bunun anlamını İsa'nın sözleri oldukça güzel bir şekilde yansıtmaktadır: "Ruhunu kazanmaya çalışan. onu kay '-bedecek.ve benim için onu kaybeden, bulacaktır." Kendini aşmanıl1 önemli noktası, özveride bulunmaktır; başkalarına maddi ve manevi biçiınde vermektir; ve insanın kendisiyle ilgili endişelerden kurtulmasıdır. Şimdiye dek, bu kitap iyileşme ve gelişmenin. kendini gerçekleştirme boyutlarıyla ilgilenmiştir. ÇÜQkü bu iyileşme sürecinin vazgeçilmez birparçasıdır. Dahası, kişinin. kendini s,ağlıklıbir şekilde anlamadan, yaşamın kendini aşma boyutuyla uğraşması çok tehlikelidir (bu benim bndini aşmakla ilgili söylediğim şeyler açısından önemlidir). İnsan bağımlılıgı kOQusunda yazdığım şeylerin çoğu. kendi kimliklerini ve kendini korumayıöğrenmeden. kişilerin kendilerini aşma işine girmelerinden kaynaklanmaktadır. BiL işlem genellikle, dini öğretilerin siıçlayıcı yönlendinnelerinin doğrudan sonucudur, çocuklar kendileri olgunlaşıp, güç kazanmadan bazı kavramlarla boğuşmak zorunda kalmışlardır. İyileşme aşamasına gelen kişi için kendini aşmak büyük önem taşır. Paul Toumier bunu şöyle açıklamaktadır,: Hangi psikoloji okulu izlenirse izlensin, özgur ve sevgi dolu özveriler, kişiyi bıışanııı kılmak için, tedavilerin 'hedeflediği son şeydir. İlk hareket ise yaratmak olmalıdır. Bu, psikoterapinin anlamıdır: bireyin yaratılması. İkinci hareket ise yok etmektir. Birincisi zenginlik sağlar, ikincisi ise kurtulmayı ve ayrılmayı getirir.' Toumier, buna benzer olarak şunu da söylemektedir: "Kişinin vazgeçebilm~~i için önce bir şeye sahip olması gerekir. Kişi. vermeden önce almalıdır, kendini terk etmeden önce varolmalı :214 -'~ '" " dır. Bir yere, sonunda orayı terk etmek için geliriz. hazineyi har vurup harman ,savurmak içihisteriz. kişisel varlığıysa T,mrıya sunmak için." Bu hoktalan vurguladıktan sonra, olgun bir yetişkin olma yo- ';ı: lunda, kendini aşmanm ne ,anlııma geldiği üzerinde durabiliriz. Dini bir örnek vermek Üıydalı olacaktır, Tanrı aslında hem var 'dır hem de kendini aşmıştır. Tann'nın her yerde hazır ve nazır oluşu. yarattıkları arasında etkin bir şekilde varoluşu anlamına gelir, ve O'nun kendini aşması da O'nun yarattıklarından çok üstün ve onların ötesinde olduğu anlamına gelir. Kendini aşmak. bu yüzden, ötesinde anlamına gelir. Kendini aşmak. pmtik ve sıradan olanın ilerisinde olmaktır; İnsanların, varoluşu, yaşamlarıDlftbE:rhangi.bir durumunun ötesinde yaşama kapasiteleri vardır. Kendini aşma deneyiminin iki temel kategorisi vardır; biri, ijıininegoşunun vafolğuğu,amanarsistik ihtiyaçlarının onu yö " ," ". "etmediği dwmdur. Kendini aşmanın bu türü. başkalarını sev mek,. ve başkalarıyla ilgilenirken kendini unutmak şeklindedir.. B\lk~iler, eğer birinin bencilliğine yanıt vermezlerse çoğuriluklakeQdilerini rahatsız hissederler. Birmaratonda Yenilme acısınakatlman atlet. görevi tamalTdamak uğruna daha yüce bir hedefi seçme acısına kati'lmmahdır. Bu basit ömekte,kişi kendini aşar. Bu tür kendini aşma deneyiminde, insani bir özellik olan ôzgürlük;' büyük roloynar. Kendini aşmanın ikinci türü. ego sınırlarının kaybolmasıdır. Eğer egomuzun, psikolojik bir deriyle kaplı olduğunu ve bu derinin tüm ego deneyimlerimizi örttüğünü düşünürsek, kendini aşmak bu derinin yırtılması ve egonun kaybolması demektir. İnsana özgü üç tür deneyim bununla açıklanır: aşık olmak, cinsel yakınlık ve esrime (dini ya da baş'ka türlü). Başka tür kendini aşma deri~Ünleri oldukça acı verici ve korkutucudur. Bunlar psikolojik çökü.şler, uyuşturucuyüzünden paranoyaya kapılmak Ve bazı din adamlarının üçıklamalarına &öre şeytan tarafından ele .geç~.iJmektir. Kendini aşmanın olumlu ve zevkli boyutlarıçok. 235 , i 11 kışkırtıcıdır, çünkü yapayolarak uyuşturucularla elde edilebilirler, bu, neden bazı insanların bağımlı olduklarını anlamakta çok önemlidir. Bazı yazarlar, kendini aşma deneyimlerinin tinselliği ve bağımlılık arasındaki ilişki üzerinde durmuşlardır. Örneğin, Christina Grof ve Tav Sparks, bağımlılığın aslında tinsel bir so run olduğunu söylerler, bağımlı sürekli olarak kendini aşmayı, yaşamak istemektedir ve belirli bir ,gerçeklik içjnde yaşamayı gittikçe dana acı verici bulmaktadır. Yirmi yıl önce, Adrıun Van Kaam bu olguylu ilgili en kısa ve en kapsamlı açıklamayı yapmıştır: kıldığında bağımlılıktan kurtulmanın başka yönleri de görÜlebi lir. İnsan yaşamının her alanında olduğu gibi, kendini aşma da hedefinden sapıp yıkıcı hale gelebilir. İnsan bağımlılığı (daha' önce gördüğümüz gibi bu, bir bağımlı ilişki türÜdür) kendini aş O1,mın ilk aşamasının amacından sapmış biçimi, kendini başka biri jçin kaybetmektir. Ruh hali~i değiştiren maddelere bağımlı lık, egosuz ve heyecanlı dencyiml~r yaratan ikinci öğe olarak görülebilir. O halde, kendini aşmanın sağlıklı gelişimi nerededir? Daha önce, kendini aşma deneyiminin iki türü olduğunu söylemjştim. Birinde kişi bilinçlidir ve kendinjn farkındadır; ikincisindeyse, egonun sırÜrları belirsizleşir ve ego yitirilir. Bu iki alanda da, sağlıklı bir kendini aşmayla tinsel gelişme . sağlanabilir. .. Bağımlı, edinebileceği bağımlılık öğelerinden kendine en yakın olanını seçecektir ve yaşadıklamF' göre, günlük işlerinden onu uzaklaştıracak, sorumluluklarından kurtaracak, yetersizlik ve değersizlik duygusunun verdiği acıları hufjfletecektir: Diğer taraftan, bu nesne ona biitünlük ve tatmin hissi sağlayacaktır. Sonra, bağımlı, bağımlı olduğu nesneye karşı büyülü bir inanç geliştirjr; başarısızlık . ve yetersizlik yüklü dayanılmaz dünyasından onu kurtaracak güçhi bir sembol halini alır. Bu neredeyse mistik sembolizm, bağımlılık duyulan nesneye sahip olduğu gücü ve inatçı dayanıklılığını sağlar. Ego Eşliğinde Kendini Aşmak Kendini aşma deneyiminin bilinçli ego eşliğinde yaşanabil., mesinin birçok yolu vardır, ama kişi bu deneyiniler sayesinde kendini linsel açıd,m geliştirmek istiyorsa üç öğeye dikkat etme lidir: sevgi duymak; affedici olmak; ve telafi etmek. Sevgj duy mak demek, kişinin bilinçli olarak başkalarının gelişmeleri ve ihtiyaçlarıyla iIgilenme becerisini geliştirmesidir. Sevginin altş tırma yapmayı gerektirmesi kimilerine alışılmadık gelebilir. Çünkü çoğu kişi sempatiyi, romantik çekimi sevgiyle karıştmr. Aşkla ilgili çeşitli hikayeler anlatılmasına rağmen bunlar onun varojuşu için şart değildirler. İyileşmekte olan insanların çoğu, sevgiyle yeni bir ilişki kurmayı öğrenmek zorundadırlar. Tins~1 gelişmenin bir kısmı ise, sevginin daha geniş boyutlarını kapsar. kısaC'a kişinin komşularını ve yaşamı sevmesini bpsar. Bu sev- , gi öğeleri alıştırımı gerektirir. Bunun için, kişinin cöm~rt ~ verici karakter özelliklerini ge nişletmesi gerekir. Kimi,leri günde birkaç dakikalarını, başkala rının ihtiyaçlarını düşünerek geçidrler, arkadaşları. ortakları ya Özellikle eroin bağımlılarının bildiği "ejderi kovalamak" tabirini düşününce bu bağımlılık görüşüne büyük yakın'lık duyuyorum. Bağımlı eroini bir kere tadınca, gerçekliğjn gri dünyasında yaşayamaz olur; bu denemeler sırasında en korkunç sarsıntılan yaşasa bile sürekli olarak bu deneyimi yaşamak.ister. Öyle görünüyor ki, uyuşturucu kullanımı hem olumlu ve hoş kendini aşma deneyimlerine hem de sarsıcı ve korkunç dene yimlereyol açmaktadır. Belki de tüm bağımlılık!ar, insanın ken~ . . dini aşma gereksiniminin bir ölçüde sapmasıciıI" v~ bu açıdan ba 237 236 da ilgili oldukları herkesi düşünürler. Belirli birini ya da bir grup kişiyi seçerek onların ihtiyaçlarını karşılamak için planlar yaparlar. Bu sadece dua etmek, onlar hakkında iyi düşünmek, onlarıdeste~leyen ,bir telefon açmak, bir kart ya da hediye yollamak ya da maddi I:]ir yardımda bulunmak olabilir. Açıktır ki, bu konuda duyarlılık gerekmektedir, çünkü burada en önemli'endişe başka sının iyiliğidir. Bu tür bir ilgi ve cömertlikle, kişi kendinden öz-' o . gÜr\eşmeye başlar ve sağlıklı ve doymuş birkişi olmayı başarır. Bu, çoğu terapide gelişmemiş bir temaelır, çünkÜ gördüğümüz gibi terapinin amacı bireyi kurmaktır. . Affeqicilik, tinselliğin kendini aşma öğelerinden ikincisidir. çoğu kişi kalbinde kilitli bir acı ve sertlik taşır. Bunun sebebi, çoğunlukla onlara başkalarının çektirdiği acılardır v~ bunlar,J1enüz çözümlenmemiştir. Bazı durumlarda, kişi yas tutmayı bitir~ meden, affetme denemelerine girişir (bu 150nu yedinci bölümde tartışılmıştır). Bu sırada, affedicilik, bastırmanmya da reddedişin bir biçimi' olarak kullanılır ve öfkeylesertlik bastırılır, s'oğunlukla başka ilişkilerde ya da durumlarda ortaya çıkarlar. Yani alTedicilikten bahsederken, yaralarımızı kapatmamızı engelleyen acı ve matemi tamamen yaşayıp tüketmenin önemini belirtmeliyiz. Kişi acı çekmesine yol aç~ınları henüz affetme mişsc, tinsel açıdan gelişmesi ~nümkün olmayacaktır. AITedememe duruJmlgenellikle iyileşme olmadığının göstergesidir. O halde, aiTedicilik nedir? Affedicilikle ilgili iki öğe, bize faydalı yollar sunar: anlayış ve temizlik. "Anlamak, affetmek içindir" ifadesi her zaman doğru olmayabilir. ama biraz geçerlilik taşır. Bizi incitenkrin, aslında kendilerininde incinmiş kişi ler olduklarını anladığımızda, cahilce davrandıklarını, kendi , " . ~ sağlıksızlıklan yüzünden böyle yaptıkbrım düşünürsek, kendi mizİ onfarın istismarcı etkilerinden korumuş oluruz. Kişiyi, davranıştıın ayırmak mÜınküıjdür biribizi inc;ittiğinde, onun da daha iyi huylar,I olduğunu düşünebjliı;iz, Hiç kim~e,bir tck davrac nıştaı' ibaret olamaz. Bu elbette, yaşamları başkalarinın istisınel~ nx ~. rı yüzünden trajik bir değişikliğe uğrayanlan pek rahatlatmaz. Ancak bu yine de affediciIik yolunda önemli bir adımdır. Affe dkilik, burada diğer kişinin yararına 'değil; bireyin kendi geliş mesi, ve acıyı artık" beraberinde taşımaktan kurtularak özgür olması içindir. , f Anlayış, aynı zamanda kimsenin hcıt~lslZ olmadığı fikrini içe rir, yaralı kişi de beışkasl111 yaralayabilir. Bence İsa'nın öğretile ri bize anlayışlı olmanın doğasıyla ilgili inanlll11~lz bir erdem aşı lamıştır. Bir hiki.iyedd:;'arizler* İsa 'yı del1,~mek için ona zinel ya parken yakalanan, ve eğer Musa' nın eski yasalarına göre ceze~' landıracakolursa, taşlanarak öldürülmesi gereken bir kacl.ın gös terirlerve ne yapmanın doğru olacağını sorarlar. İsa 'ııın verdiği' akıllıca cevap, çarpıcıdır. Musa '11111 kanunlarmın geçerliliğini tartışmak yerine, İsa sadecekuma figürler çizerek, ilk taşıhiç günah işlememiş birinin atmasını ister. Cezanın infaz edilmesi konusunda pek istekli olan insanlar, daha çok şey yaşanlış (ve daha çok hata yapmış) olan yaşlılar en başta olmak üzere, yavaş yavaş oradan uzaklaşmaya b~ışlar. Bu hikayede; kendi hataları mız ve.;zayıflıklarıı111z üzerine odaklandığımızda, başkaların\ı,ce zalandırmak ve yargılamaktm kaçmdığunızı görüy~>nız. {\offedidliğin doğasll11 anlamanın (kinci sembolü de, arınınak kavramıdır, çoğu gelişmiş dini sistemiçsel değişim için yıkan mak ya; da suya girmek sembolJerini kuHanır. En tanıdık ô'lan vaftiz törenleridir. Temizlenmek, çqn1llrIiJ, kirIi olanı Yıkayıp at makqr, Affedicilik, başkasına karşı duyulan sertliğin gitınesine izi 11, vermektir ve böylece bu sertliğin, kıncılığın bizim yaşarnı mızı etkiIemesinden de kurtulmaktır,' .. Danışmanlıkla uğraşan, tinsel yönü oldukça geljşmiş bir ar kadaşım var. Uzlaşma ve affetme denemeleri yapan çiftler için, yıkanmayı çok farklı bir biçimde kullanıyor. Kişiler <ınısl1Ida ye terligüven oluştuğunda ve geçmişteki <ıcılardan kurtulmak için * İncil'de aılı geçeı\;"c 1\IlISC\'ili~in bliıiiiı kıınılların" kuıı birbiçimdc uyduklarına inanılan bir grup Y:!lıudi. 23') ciddi bir çaba sarf etmeye başladıkinnnda (sadakatsizlik ve istismar olayları da dahil): onlara bir ayin düzenlemelirin tavsiye ediyor. Sessiz bir oı~bm yaratarak, affetme üzerine meditasyon yapmalarını öneriyor. Sonra her ikisi de, diğerinin ayaklarını yıkıyor, aynı zanÜ\l1da da hangi hareketlerinin aiTedilmesini ist~diğini söylüyor. Bu alıştırma iki taraf için de çok etkili, ve birbirlerine verdikleri yaraları geride bırakmalarmı sağlıyor. Modern terapinin, kendine yetebilme ve bağımsızlık üzerinde bu kadar çok durması, affedkiliğin, iyileşme ve gelişme üzerindeki etkisinin unutulmasına yol açıyor. Kendini aşmanın üçüncü öğesi hataları düzeltmektir. Burada hedef, kişinin ba.~kalarını değil, kendini affetmesidir. Kitabın başlarında. yaralı kişilerin yalnızca kurban olmadıklarını, onların da JJaşkalarıl11 incitme kapasiteleri olduğunu söylemiştim. İncinmiş kişilerin çok azı, kendilerini; başkalarını incitmekten alıkoyabilir. Hataları düzeltmek, geçmişin yarım kalmış işleriyle başa ~'ıkmayı kolaylaştırır. Hataları düzeltmek, ba~kalarına verilen zararı çoğu zaman gidermez. Ö y le acılar vardır ki , asla ivilesmezler. Örneğin , bir L - , < bağımlılığı yüzünden, .çocuğunu yıllarca istismar eden bir anne ya da baba diişünün. Bu alışılmadık bir senaryo değildir. İyileş-. mekte olan biri, artık derinden yaralı ôlan genç- yetişkinlerin yaralarını nasıl iyileştirebilir? Bu aşamada anne ya dababanın yapacağı hiçbir şey, kaybolan yılları geri getirmez, kaybedilen fırsatları ve kalp kırıklıklarını gidermez. Bu durumda hatalar, ilişkileri yeniden kurmak ve daha fazhdıasarı ödemek için, kaybedilenin bir kısmını geri istemek adına düzeltilir. Eğer, çocuk lardan biri okulda başarısızsa, hatayı düzeltmek, onun eğitimle . ycriidcnilgilcnıııcsini sağlamaya çalışmak, ona destek olmaktır. Başk,ı bir scnaryoda ise, genç bir çocuk acısını bağımlılık ya da başka bir aykırı davranışla ortaya koyabilir. Hataları düzeltmek, burada, gerekli yardımı araştıranık, omın ihtiyaç duyduğu kaynaklara ulaşın,Jsınl sağlamaya çalışmaktır. . 240 " ,J} Bunlar pratik olasılıklardır: ama telafi etmenin duygusal öğeleri, verilen acının sorumluluğunu kabul etmek ve kişiden ÖzÜr dileyebilmektir. Bundan sonra, kabul etmek ya da reddetmek kişilere kalmıştır. Kişi, iyileşme sÜtecinde, affetme seçeneğiyle yüzleşmek zorunda kalacaktır. Hatalar sembolik bir bicimde de düze!tilebilir. Kisininbirine > , hatalı davrandığını doğrudan bildirınesi; bu, karşı tarafı daha da çok üzeceği için, ya da karşı tarafın ölürp ya da ayrılık gibi nedenlerden ötürü yokluğu yüzünden çok 'güç y,ı da imkansızsa, bu h,)t,\düzeltme tarzı özellikle önem kazanır. Tarih, törenler ya d~l sembolik ça8alarla günahlarını affettirmeye çalışan insanlar- . la doludur, ve belki de Joseph Conrad'ın Lord Jim adlı romanı bu konuyu çok derinden açıklamaktadır. Romanın ana karakteri Jim. tüm ideallerine ihanet eden bir üçkilğıtçılık yaptıktan sonra, kendini hapseder ve günah çıkarmaya başlar. Çok azımız, kendini bu kadar dramatik bir biçimde davranmak zorunda hisseder. ama çoğumuz hataları düzeltmeye çalışmanın iyileştirici özelliklerini biliriz. Eğer bir şekilde bir yaşamı, başka birinin yaşamını incitmişsek, daha önce sebep olduğumuz yarayı iyileştirmeye çalışırız. Çocukları incitenler belki de çocuklara yardım etmenin bir yolunu bulurlar. Kıskançlıkla başkasına zarar verenler, başka insanlara bir şeyler vermenin yolunu bulabilirlc.€r. Birini istismar eden kişi, kendini istismar kurbanlarına yardım etmeye adayabilir. Bu ihtiyacı hissettiğinde, hatayı dUzeltmek kolaylaşır. Bu çabaların, gösterişekaçılmadan yapılması gerektiğini bilmek gerekir, böylece zafer ya da iyi niyet gösterilerinden kaçınılır. Hatayı dÜzeltmek çoğu zaman asıl yarayı iyileştirmeyecektil"; Amacı, karşısındakini yaralayanın, yaptığı yanlışı öğrenmesi ve daha iyi bir insan olmasını sağlamaktır. Bu umut edebileceğimiz en iyi şeydir. Başkaları tarafından fena halde incitilenler, yarayı iyileştirme çabalarının, boşa gideceğini, tatmin edici olmayacağını ve bazı acıların asla geçmeyeceğini bilirler. 241 Ego Olmadan Kendini Aşmak Ego olmadan kendini a~mak, ego sınırlarıııın kaybolduğu ve kişinin kendinden geçerek, hqş duygulara kapıldığı ve dışındaki güçlerle hağlanlı kuı:duğu bir deneyimdir. Belki de nıodern;ya şamı bekleyen en büyük zorluk bu !(ir kendiniaşma deneyimini sağlıklıbir biçimde, teknolojinin peşinden giden, bir kültüre uy gıılamak olacakıır. Daha "ilkel" toplumlarda bu tür gelişmeyi ı)ağlaınak iç.in ıoplu törenler düzenlenirdi. Bununiçin' bazen, hayallcr görmeye yarayan peyote, haşhaş ve panja gibi maddeler kullaııılanık daııs edilir"pJiizik çalınır vç dini şarkılar söyienirdi. Batı dünyasında bu, tür törenlerin b,ızı moderri' versiyonları var dır. Gençlerin çılgınca eğlendiğipartiler, uyuşturucu, alkol ve yarı-dinsel kültlerin etkinlikleri, ilkel toplumların yukarıda belirııiğimi{ ayinlerinin bçnzeridir, ama bir farkla: bunlar tehlike lidir. Bu etkinlikleri gerçekleştiren insanlar, yaptıkları şeyin ger çek anlamda bir mistik deneyim ihtiyacını yansıttığının ve bum . ın sai!lıklı' bir tinsel gelisim icin gerekli olduğunun farkında ~. ~ .. ~. ~ . ~ değildirler. İnsanların bu deneyimi yaşamasını sağlamaktan sorumlu olan kiliseıCı', bu görevi tam olarak yerine getirememiş görün mektedir, Bu yetersizlik, mistik deneyimin kapılarını açık bıra karak, insanların bilgisiz ve kontrolsüz biçimde buradan geçme lerine neden olmaktadır. Sonuçta, modern dünyada İnsanlar çe şitli bağıııııılık türlerini pençesine düşmüş ve kendilerine zarar vermişlerdir. Mistik deneyimler çoğu kimse için, sosyal yabancılaşmadan, dışlanmadan, içsel acılardan ve sorumluluklardan bir ka~'ıştır. Bu etkinlik, ruhu besleyecek, güvenlik ve huzur verecek, onları yaşam döngüsü içindeki yerlerine yeniden oturta cak sağlıklı işlevlerininyerini almaktadır. Bu yüzden, bu tür kendini aşma deneyimlerinin, iyileşmeniiı diğer alanlarının yeri ni ıutmnayacağını anlamak gerekir. Ane;ık, balı dünyasında insanların bu tür tinsel girişimlerine . destck verecek bir meslek grubu yoktur. Onun yerine kendine 242 guru diyen ac"yip insanlar vardır. Bilinç dÜzeylerini değiştirmek için;tinsel açlık çeken, eleştirmeden bu olayın içine' giren saf insanlara {çoğu yÜzyıllardır bilinen)'bir sürü tekniği, çoğunlukla yaş'IlT!ların<ı büyük hasarlar 'Vererek sunarlar. Bu yüzd~n, mo dern dünyanın tinselgelişmenin mistik poyqtlarıyla ilgili öğreti lere ve yönlendirmelere acilen ihtiyaC] vardır. Papazlar ve rahip ler bu görevi üstIenscler d~, genelde bunu yapamamaktadırlar. Çünkü daha çok dini bir eğitim almışlardır, genellikle iyikalpli ve cömerttirler ancak eğitımlerinin bir gereği olarak onların tin sel gelişimleriyle de pek ilgilenilm~miştir. Kimik~ribu anlamda yeteneklidir tabii, ama bence onlar azınlıktadır ve'eğitinili olma larına rağmen genelJikle kendi tinsel armağanlarına\utunmak zorundadırlar. Bu gerçeğin ışığında, çoğu terapist v~ danışman psikolojik sorunlardan çok, yabancılaşmış insanlarıri içindebulunduğu tin sel vakumla uğraşmak zorundakalmaktadır, Otuz yıl önce, V~c tar Fn111kl bu konu va dikkatçekmiş, ama sesi bir ölçÜde knyb61 muştur, Ve biz iyileştirme mesleğinin içindekiler, iyileşmekte 'olan insanları, Victor Frankl'ın deyişiyle, "teskin ve analiz" et mezsek, onlara hizmet sunmuş olmayız. Bazı tinsel yetenekleri olanlar, rahipler, papazlar;, damşmanlar ya da doktorlar, onları topluma kazandırınalıdıflar, Tüm bu zorluklara rağmen, kişi mistik deneyimleri, kendi tinsel gelişiıniyle geliştirmenin yollarını bulabilir. Bazı dene yimler, kendini aşmak YOIÜyla ruhu besler. BUnlar, meditasyon, mÜzik, dans, görsellik ve cinsel yakınlıktır. Meditasyon, Meditasyon, egoyu aşmanm en bilinen .yollarından biridir. Yumuşak, gevşetici ve zihnin günlük olaylardan arındırılmasını hedefleyen birçok türü vardır. Bu ıiir alıştırınaların dini bir iç'e riğiolınak zorunda değildir, ve egonun sınırlarından kurtulmak için mÜzik eşliğinde de yapılabilir. Ve kişi bu deneyimi anlamak 243 için kendi dinigörüşlerinden de rayııalanabilir. B ir yardımemın bu i~leme eşlik etmesi iyi olabilir, ve bazı danışmanlar, artan ta lepler karşısındakendilerini bu ~\h\1~la geliştirınektedirler. Tekrar etmeliyim ki, bu tür deneyimleri, yalmzca kaçış ama cıyla yaşamak tehlikelidir. Son yirmi yılda, bir me~itasyon türü birçok insanı oyalamıştır. Bir guru tarafından paketlenip Hindis tan' dan getirilmiş, batı ş~\blonu11l-ra pazarlanmış ve alanlara uy gunluğuna bakııınad,," milyonla"" kişiye saulmış". çoğu kişi stresten kurtulmada ondan faydalandıysa da, kimileri de çok kö tü etkilere marUZ kalmışlardı: Çünkü onu bir kurtarıcı olanık görmeye başlamışlardı, ,ya da bu meditasyon tekniğinin onları, götürdüğü yerlerden geri dönebilecek duygusal oturmuşluğa sa hip değillerdi. Değerleri, dostça paketlenmiş bu malın ardındaki dini ve kültÜrel öğelerin iç~nde gittikçe kendilerini kaybetmiş lerdir. Bu örneğin vurguladığı şeyse,duygusal anlamda yaralı kişilerin, bir güzelmen ölımıksm" bu tür mistik deneyimlere gi rişmelerinin sakıncalı olduğudur. Muzik, Dans ve GörseUeştirme Bazı mü7.ik türleri. yüzyıllarea insanları sıradan ve fiziksel olamn ötesine geçirmek içinkullanılmıştır. Tempo, ritim ve me lodi dinleyicinin zihnin'k birle~ir, ego sınırlarının yıkılmasını sağlar, güzellik ve zevklere doğru bir YL,lCuluğa çıkarır. Beetho ven, görüşünü şöyle özetler: "Müzik. tinsel ve duyusalolan ara sındaki denge\cyicidir," Son zamanlarda tinsel uyarımlara yol .çan müziklere büyük 'alep vaıdtf. Bunlcmn çuğumı "new agc" (yeni çağ) denir, ve onları dinlerken ben bir miktar yapayıık his sediyorum. Sanatçının kafasında bir hedef var gibi görünüyor: bir' mistik mc\odi daha yaratmak. ve başarılı bir formül şeklinde onları birleştirınek. Ama. içten ve oldukça gelişmiş bir tinselli ğe sahip olanlar da vardır: sanki mistik dünyadadırlar ve orada ki müziği alıp getirmektedirler bize. Bence bizim kendi kültüı:ü mÜ:!., bu tür mÜziğ.in en iyilerini yaratmıştır. 244 .\ i Dans, bizi mistik bir hale sokan bir başka araçtır. Ne yazık ki. dansın tinsel törenlerdeki rolü kaybolmuş ve çiftleşme ayininin merkezine oturmuştur. Aynı zamanda gençlerin tekeline geçmiş ve insanlar cinsel hedefler peşinde koşmaksızın, sarhoş olmak sızın dans etmez olmuştur. Son zamanlarda dans yeniden tinsel bir dışavunım aracı olarak },