HAYATTA İlerle Ve ilerlet (çalışanlara altın öğütler) Prof. Herbert N. Casson Hayat Yayınları : 7 Birinci Baskı/Aralık 1997 ISBN/975 -8243 -05-5 Yayına Hazırlayan Nebiye Yaşar Dizgi Zehra Demir Tashih Suat Ergün Kapak Tasarımı Paralel Tanıtım Kapak Baskı Emirler Ofset İç Baskı Çalış Ofset Cilt Sistem Mücellit HAYATTA İlerle ve ilerlet HAYAT YAYINCILIK, İLETİŞİM, EĞİTİM HİZMETLERİ VE TİCARET LTD. ŞTİ. Klodfarer Caddesi, Kültür Apartmanı, No: 27/5 34400 Sultanahmet / İSTANBUL Tel: (0.212) 517 09 57 (Pbx) Fax: (0.212) 516 23 21 Hayat İstanbul/1998 1 İÇİNDEKİLER Önsöz ..... 7 Başlangıç ...... 9 Birinci Bölüm İşinizdeki Zirveyi Hedefleyiniz ...... 11 İkinci Bölüm Tek İşle Yetinmeyiniz .... 17 Üçüncü Bölüm Yaptığınız İşin Özelliklerini Biliniz ..... 25 Dördüncü Bölüm Çalıştığınız Arkadaşlarınızla Dostluk Kurunuz .... 33 Beşinci Bölüm Aldığınız Görevleri Arttırınız ...... 41 Altıncı Bölüm Kazancınızı Arttırınız ..... 49 Yedinci Bölüm Sürekli Yararlı Eserler Okuyunuz .... 55 Sekizinci Bölüm İşlerinizi Zevkli Hale Dönüştürünüz .... 61 Dokuzuncu Bölüm Sıhhatinize Dikkat Ediniz .... 71 Onuncu Bölüm Yönetici Olmayı Öğreniniz ...... 81 Onbirinci Bölüm İşyerinizin Hissedarı Olunuz ..... 91 Onikinci Bölüm Çalıştığınız Yere Bağlanınız ...... 99 Onüçüncü Bölüm İşyeri Ahlakına Aykırı Hareket Etmeyiniz ..... 105 Ondördüncü Bölüm Olumlu Eleştirilere Duyarlı Olunuz Hatalarınızdan Ders Alınız ....... 113 ÖNSÖZ İnsan, duygu ve düşünce yönüyle zengin ve derin bir varlıktır. Bu yüzden, onun his ve şuuruna hitab etmek ve ruhi varlığının gereğini yerine getirmek gerekir. Bu takdir, ona kıymet vermekle, değerli olduğunu hissettirmekle sağlanabilir. Bu eser, kapıcısından müdürüne kadar tüm çalışanların okuması gereken mükemmel bir kitap... Bütün insanların hayatına ışık tutacak, zevk verecek bir eser... Çünkü bu eser çalışanlara, çalışmanın anlamını öğretmekle birlikte zevkine de ulaştırıyor. Bütün iş ve hareketlerini şuurlu ve zevkli bir şekilde yapan, böylece belli bir olgunluk kazanan kişi; en azından kıymetinin bilinmesini ister. Kıymetinin takdir edilmesi, kişiyi ruh ve moral bakımından tatmin edip, yaptığı işte daha faydalı hale gelmesini sağlar. İnsan her ne olursa olsun büyük bir cevherdir. Hayatta en basit işle uğraşan insan için bile, o işin içinde, başarılı olup, büyük işlere ulaşma imkanı vardır. Zira, 8 hayatta, insana ait hiçbir iş küçük değildir. Önemli olan, o işin imkanlarını bilip, zirveyi yakalamaktır. İşte bu eser, size bu imkanları öğreterek hayatta başarılı olmanızı, yükselmenizi ve yükseltmenizi sağlayacak. Aynı zamanda, ihtiyaç neticesinde hazırlanmış olup, hayat tecrübelerinden derlenmiş, sosyal nitelikli bilgi ve değerlendirmelerden meydana gelmiştir. Bu eseri okuyup da faydalanmamak mümkün değildir. Her insanın birbirine mutlaka tavsiye edeceği bir eser... Konular mümkün olduğu kadar, sohbet havası içinde yazılmıştır. Her samimi gayretin mahsûlünün, kendisinden sonra gelecekler için bir basamak teşkil edeceği inancıyla ve temennisiyle... - - BAŞLANGIÇ irgün arkadaşlarımdan biri bana gelerek; — "Artık iş hayatına girdim. Kazanmamı sağlayacak, karşıma çıkan fırsatlardan kolaylıkla yararlanmamı öğretecek bir kitap tavsiye etmeni istiyorum" dedi. Bütün kütüphaneleri araştırdım. Fakat arkadaşımın istediklerini öğretecek tek bir kitap dahi olmadığını hayretle gördüm. Ben de arkadaşıma: —İstediğin kitap yok. Fakat senin gibi ihtiyaç hissedenler için kitap yazmağa karar verdim. Ve bu kitabı yazdım. Bu eser, bu konuda yazılan ilk eser olma özelliğini de taşımaktadır. Bu kitap, emir verme, nasihat etme kitaplarından farklı olarak ele alınmağa özen gösterilen bir eserdir. Bu kitapta, kendinizi gösterin denilmediği gibi küçük bir nehir gibi akıp gitmeniz de istenmemiştir. 10 Çünkü sizin yeteneklerinizden yola çıkarak yazılmıştır. Profesör anlatımı ile yazılmayan bu eser, insanların özlem duyduğu konuları ele almıştır. İş hayatının ne demek olduğunu, ilerlemek için neler yapmak gerektiğini, anlatan çok değerli bir eserdir. Bundan dolayı, bu eseri arkadaşıma ve hayatlarını kazanan fakat benim gibi işe yanlış başlayarak ve güzel fırsatları kaçırarak, ömürlerinin on senesini kaybetmek istemeyen gençlere yazıyorum. İnsanlara zirvenin kapılarını açan anahtarlar bu eserdedir. Her gencin bu anahtarlardan nice kapılar açması inancı ve azmiyle... Herbert N. Casson 11 Birinci Bölüm İŞİNİZDE ZİRVEYİ HEDEFLEYİNİZ Aldığınız işi tüm yönleriyle inceleyiniz. Aklınız ve mantığınızla o iş hakkında bilmediğiniz hiç bir nokta kalmasın, işinizle dost olunuz, çünkü başarınızın anahtarı budur. Aksi takdirde başarısız olursunuz. Bir işi başarmak için ne kadar az çalışacağınızı değil, ne kadar çok çalışabileceğinizi düşününüz, yapılan iş-de zirveyi yakalamak çok çalışmakla gerçekleşecektir. 13 Yaptığınız iş, ekilmeye hazır bahçe gibidir. Bahçedeki işinizi özenle yaparsanız yüksek kazanç elde edersiniz, özen göstermezseniz verim alamazsınız. Şüphesiz bahçeler birbirine benzemez. Asıl birbirine benzemeyenler ise bahçelerde çalışan bahçıvanlardır. Öyle bahçıvanlar vardır ki, verimsiz topraklardan bile zirveyi hedefleyerek, azimle çalışarak, bol gelir elde ederler. Bunun yanında Öyleleri de vardır ki, verimli topraklardan hiçbir gelir elde edemeyip satmak zorunda kalırlar. İngiltere gibi bir ülkede gıda maddelerinin üçte ikisinin dış ülkelerden ithal edilmesinin en önemli sebebi toprakların yüzde onunun sürülüp diğerlerinin çayır olarak bırakılmasıdır. Fabrikalarda ve mağazalarda yapılan işlerden yüksek verim alınmamasının sebebi de işlerin özen gösterilmeden yarım-yamalak yapılmasıdır. İşde ciddiyet şarttır. Baştan savma yapılan işler sahibine fayda getirmez. Bu yüzden işi alır-almaz o iş için yapabileceğiniz herşeyi bir kağıda yazınız. Aldığınız işi tüm yönleriyle inceleyiniz. Aklınız ve mantığınızla o iş hakkında bilmediğiniz hiç bir nokta 14 kalmasın. İşinizle dost olunuz. Çünkü başarınızın anahtarı budur. Aksi takdirde başarısız olursunuz. Bir işi başarmak için ne kadar az çalışabileceğinizi değil, ne kadar çok çalışabileceğinizi düşününüz. Yapılan iş de zirveyi yakalamak çok çalışmakla gerçekleşecektir. Değişik işlerle uğraşıp zaman kaybedeceğinize bir işe sarılarak, onu en iyi şekilde öğrenmeye çalışınız. Geçenlerde bir genç, bana mektup yazarak şu soruyu sormuştu: "Son on sene içinde, yirmiyedi değişik işle uğraştığıma göre, bana şimdi ne yapmayı tavsiye edersiniz?" Verdiğim cevap çok basitti ve şuydu: "En son yaptığınız işe sarılarak, onu öğrenmeye çalışınız..." Bu genç, ömründe bir defa olsun, yaptığı işte zirveyi yakalamayı düşünmediğinden yüksek verim alamamış ve yirmiyedi patron, ona yol vermekten başka bir şey yapamamışlardı. Yaptığınız işlerde, ne kadar az çalışırsak ücretimizi almaya devam ederiz diye düşüneceğinize, iyi ve dikkatli çalışarak, ikaz almadan, işinizi asmadan ücretinizi en güzel şekliyle hakediniz. Birçok işde başarısız olmamızın nedenlerinden biri işde düzenli kontrolün olmayışı diğeri ise işçilerin o iş hakkındaki bilgisizlikleridir. İşe yeni başlayanlar, esaslı bir şekilde eğitilmez ve kontrol edilmezse onlar da fazlasını öğrenmek için çaba sarfetmeyeceklerdir. Hatta, işi asmanın yollarını diğer işçilere de öğreterek verimi engelleyeceklerdir. Bu tutum motivenin düşmanıdır. İşini hergün bir saat aksatan işçinin haftalığından yüzde 12 kesinti yapılması verimi artıracaktır. 15 İşinizi tespit ettikten sonra onun ne kadar küçük olduğunu düşüneceğinize, ne kadar büyük bir iş olabileceğini anlamaya çalışınız. En iyi şekilde yapılan en küçük bir işin ne kadar önemli olduğunu ispat ediniz. Dünyanın en ünlü ve en zengin madencilerinden biri, bir maden fabrikasında az ücret karşılığında fabrika hesabına şoförlük yaparak hayata atılmıştı. Fakat üzerine aldığı işi çok iyi yaparak ilerledi. Ve sonunda zirveyi hedeflediği için fabrikanın sahibi oldu. Her nerede olursa olsun, iş hayatına girmekle ayağınızı bir merdivene koymuş olursunuz. Ayağınızı merdivene koyduğunuz halde basamakları aşmazsanız, bunun bütün sorumluluğu size aittir. Yaptığınız iş ne olursa olsun, neticesinde göze görünmeyen bir mükâfatı mutlaka olacaktır. Bu konuyla ilgili bir kaç örnek verebiliriz: İşini iyi yapan hizmetli, çalıştığı işletmenin, müdürünün işlerini kolaylaştırır, başarısı neticesinde görevinde ilerler ve maaşı artar. İşini iyi yapan kapıcı, çalıştığı, müessesede gülümseyen yüzü, misafirperverliği ile kendisini sevdirirse, başarısından dolayı çalıştığı yerde hisse sahibi bile olur. İşini temiz ve dikkatli yapan, bir cam temizleyicisi, için de bulunmaz fırsatlar vardır. İşini özenle yapan asansör memuru taşıdığı konuklarla dostluk kurarak kendisine yeni fırsatlar meydana getirir. İşini başarıyla yapan mağaza çırağı müşterilerin memnuniyetleriyle birçok imkanlara sahip olur. 16 İşini maharetiyle ortaya koyan garson, müşterilerinden dost kazanarak, günün birinde bir lokantanın başında olabilir. Müşterilerinin ve yolların sevdiği bir şoför, terbiyesi, dikkati ve başarısıyla şöhrete ulaşabilir. İşimizi en güzel şekilde yapmak elimizdedir. Çünkü yetenek, hüner ve terbiyenin sonu yoktur. Bütün bunları kendimiz için yapacağız. Şayet siz bir işi yüzde elli oranında başarıyorsanız yüzde ellilik bir adam sayılırsınız. Değeriniz, çalışma biçiminizle ölçülür. Bunu asla aklınızdan çıkarmamalısınız. Çalıştığınız yerden ayrılmanızı imkansız hale getirmek sizin elinizdedir. Bunu görevinizi en iyi şekilde yapmakla sağlayabilirsiniz. 17 ikinci Bölüm TEK İŞLE YETİNMEYİNİZ Zirveyi yakalayanların hemen hepsi başarılarını yeni birşey yapmalarına, tek işle yetinmemelerine borçludurlar. İş hayatındaki sınavımızın başarısı yeni bir iş yapabiliyor-musunuz? Sorusuna verdiğimiz cevapla belli olacaktır. Fakat en önemli nokta, işi daha iyi yapmanın yollarını bulmaktır. Bu işi, yıpratıcı bir yük olmaktan çıkarır, zevkli hale dönüştürür ve verimli hale getirirsek başarı kaçınılmaz demektir. 19 Yaptığınız işi iyice öğrendikten sonra ne yapmalısınız? İşinizde yüzde yüz başarılı olduğunuzu söyleyebiliyorsanız sizin için yapılacak başka birşey yok mudur? Mutlaka vardır. Siz kendinizden istenen her işi yanlışsız yaparak başarılı olmuşsanız ve ücretinizden memnunsanız bu kadarıda size yeterli olabilir. Fakat ben bu yazıyı zirveyi yakalamak isteyen, hırslı kimseler için yazıyorum. Ve bu yazılarımı müessese için değil de siz çalışanlar için yazdığım için, firmayı ve idarecilerini memnun etmenin yeterli olmayacağını söylüyorum. İnsanların problemleri şunlardır: Nasıl yükselebilirim? Daha iyi bir iş de nasıl başarılı olabilirim? Veya işimde nasıl daha yüksek kazanç elde edebilirim? Kalabalık işyerlerinde çalışanların bir kısmı, çalıştıkları yerlerde, kalabalıktan dolayı varlıklarını ispatlayamadıklarından çalışma şevkleri kırılır ve kendilerini büyük makinaların küçük parçaları zannederler. Bu konuda yapılması gereken en önemli şey bu tehlikeli düşünceden kurtulmaktır. 20 İş yeri sahiplerinin dikkatini çekmenin en güzel yollarından biri, o firma adına ek iş yaparak, karşılık beklemeden yardım etmektir. Bu hareketiniz idarecilerinizin üzerinde büyük bir etki yapacak ve size özel bir durum kazandıracaktır. işyerinin müdürü patrona: işyerimizin çalışkan elemanlarından Mike'i bu akşam, beş dakikalık boş zamanını bile değerlendirip arkadaşına, makinasını nasıl temizleyeceğini anlatıyordu. Bu gençle ilgilenmeliyiz. Çünkü çok zeki birine benziyor. İşyeri sahiplerinin, işçilerine yüksek bir görev vermek için yaptıkları toplantılarda, bu görev için kimseyi bulamadıklarını çoğu zaman gözlemlemişimdir: — Acaba hangisini bu göreve getirsek? sorusu daima cevapsız kalmıştır. Aramalar neticesinde, dışarıdan alınan elemanlar da genellikle işe yaramamıştır. Bilinen şu ki, büyük bir işyerinde görev yapan işçilerin çoğu yaptıkları işe ilgisizliklerinden dolayı birbirlerine benzerler. Öyle ki, yaptıkları işten farklı bir işte hüner gösteremezler, cesaretsizdirler. Hatta büyük makinaların içinde, o makinanın sanki vidası gibi kaybolup giderler. Şüphesiz kendileri de bu durumdan hoşnut değildirler. Zamanla, kendilerine olan saygılarını yitirirler. Gözleri saatte kulakları paydos zilinde olan bu tür kimseler zil çaldığında, zincirden kurtulmuş gibi koşarlar. İyi idare edilen ve işçilerin haklarını koruyan bir işyerinde çalışan kimseler, günün sonunda bu hareketleri asla yapmazlar. 21 Zira benim dairemde çalışan kızların da görevi saat 17:00 de bitmesine rağmen işlerini bitirmeden çıkmazlar. Yoğun iş günlerinde de 1-2 saat fazla çalışırlar ve telefon ederek işlerini bırakıp gitmelerini söylerim. Bu kızların, işlerinde samimi olmalarının nedeni yağmurlu günlerde ve kalabalık hafta sonlarında evlerine rahat dönebilmeleri için yarım veya bir saat önce çıkmalarına izin vermem ve onları uğurlamamdır. Bu hem müessese hem de işçiler için faydalı olan bir tutumdur. Bu nedenle görevimiz, toplumun yararı için, iş hayatımızı dostça bir ortama dönüştürmektir. Yoksa katı kurallar içinde sertleşmek değil... İş hayatının her döneminde, en önemli şeylerden biri de yenilikçi olmaktır, yeni fikirler üretebilmektir. En değerli idareci yeni şeylere başlayabilendir. Zirveyi yakalayanların hemen hepsi başarılarını yeni bir şey yapmalarına, tek işle yetinmemelerine borçludurlar. İş hayatındaki sınavınızın başarısı, yeni bir iş yapabiliyor musunuz? sorusuna verdiğiniz cevapla sonuçlanacaktır. Fakat en önemli nokta işi daha iyi yapmanın yollarını bulmaktır. Bu, işi yıpratıcı bir yük olmaktan çıkarır, zevkli hale dönüştürür ve verimi arttırır. Bir işçinin asla unutmaması gereken nokta da şudur: Kimin hesabına çalışıyorsa çalışsın önemli olan kendisi için çalıştığıdır. Bu yüzden yaptığı işi ne kadar mümkünse o kadar geliştirmelidir. 22 Her çalışanın görevi, çalıştığı yerde makina gibi kullanılmamaktır. "Düşünmek" hakkını korumaktır. En basit bir işte çalışan işçi bile görevi ile ilgili düşüncelerini kaleme alarak, düşünür bir adam olduğunu ispat etmelidir. Dikkat etmeli, düşünmeli ve fikir vermeliyiz. Bunları çalıştığımız yerden ziyade, kendi yararımıza yapmalıyız. En değerli iş adamları hayata basit bir işçi olarak atılmış fakat görevleri dışında işler yaparak, dikkati üzerlerine çekmişlerdir. Günümüzde sermayesi tirilyonları aşmış birçok müessese sahiplerinin, hayata küçük birer katip olarak başladıklarını biliyor musunuz? Örneğin bunlardan biri, mesai bitiminde makbuzları düzeltirken, şefi onu görmüş ve mevkisini yükseltmiş ilerlemesini sağlamıştır. "Andrew Carnegi" önceleri demiryolu şirketinin telgraf operatörü idi. Fakat bir sabah, demiryolu üzerindeki bir kazada, görevi olmadığı halde, emirler vererek, kazaya uğrayan treni çektirmiş, yolu açıp hattın işlemesini sağlamıştır. Bu örnek hareketiyle kısa zamanda şirket şefinin dikkatini çekerek, büyük servetinin temelini atmıştır. Dikkat edilmesi gereken bir nokta, iş hayatının ordu hayatı gibi, baştan sona disiplin ve emre uyma hayatı olmadığıdır, iş hayatında, çalışanların fikirlerini kullanması ve çalıştırması imkanı vardır. İnsanlar şanslarının yardımı ile başa geçmezler. Bu sebepten şansa fazla güvenmek yanlıştır. Çünkü değerinden 23 çok fazlaya mal olur, insanın çalışma kuvvetini körletir. Çocukluğumda, yolda yarım dolar bulmuştum. Daha sonra, günlerce hatta haftalarca aynı yere giderek dolar aradımsa da bulamadım. Ve bunun için harcadığım vakit hiç şüphesiz o dolardan daha değerli idi. Her insanın güvenebileceği en büyük kuvvet, kendi benliğine yardımdır. Başarılı bir adam, işinin kendi gelişmesinin önüne geçmesine izin vermez. Bunu önlemenin en iyi yoluda tek işle yetinmeyip, ek bir iş yapmaktır. 25 Üçüncü Bölüm YAPTIĞINIZ İŞİN ÖZELLİKLERİNİ BİLİNİZ "Ben işimi A'dan Z'ye kusursuz yaparım" diyenlerin sözlerine inanmayınız. Çünkü böyle söyleyenler, yürüdükleri yolun birkaç adımını bile geçmiş değildirler. Ve yeryüzünde yaptıkları işi, başından sonuna kadar tanıyan insanlar, bir elin parmakları gibi azdır. Zira insan, bir şeyi ne kadar öğrenirse, öğrenmeye değer daha o kadar şeyin olduğunu görür. 27 Her insan çalıştığı, uğraştığı işin hilelerini değil, inceliklerini öğrenmelidir.Öğrenilecek şeyler bunlardır. Yoksa dedikodular, gevezelikler veya hileler değildir. Bir işçinin, işinde ihtisaslaşarak, üstünlük kazanmasından kendisini alıkoyacak ne olabilir? Bu konuda kendisine karşı gelecek ne bir kural ne de kanun vardır. Bilâkis insan öğrenilebilecek herşeyi öğrenmekle tecrübe kazanır. Hepimiz, öğretim sistemimizin bizi hayatta yapacağımız işlere hazırlamadığını, kazancımızı arttırmaya yönelik pratik bilgiler öğretmediğini biliyoruz. Bu nedenle öğrenimimiz okuldan sonra başlıyor. "Ben işimi A dan Z'ye kusursuz yaparım" diyenlerin sözlerine inanmayınız. Çünkü böyle söyleyenler yürüdükleri yolun birkaç adımını bile geçmiş değildirler. Ve yeryüzünde yaptıkları işi, başından sonuna kadar tanıyan insanlar bir elin parmakları kadar azdır. Zira insan, bir şeyi ne kadar öğrenirse, öğrenmeye değer daha o kadar şeyin olduğunu görür. Bu şuna benzer, insan bir işte bir adım attığında havalara girer ve her işi kendisinin bildiğini zanneder. İkinci adımında, ayakları yere basmıştır, bilmediği konuların da 28 olduğunu anlamıştır. Üçüncü adımında ise şunu anlamıştı. "Onun bildiği şey, bilmediği ve öğrenilmesi gerekenlerin çok olduğu"... Öğrenmek istediğiniz şeyleri kitaplardan ya da tecrübeli insanlardan öğreniniz. Çünkü bilginizi denemek isteyenler, daima; "Bunu nereden öğrendiniz?" diye sorarlar. İnsanların uğraştıkları işe merak sarmamaları, ilgi duymamaları çok garip bir durumdur. Bu tür insanlar sattıkları malın kalitesi hakkında fikir sahibi olmadıkları gibi işinde kullandıkları makinanın özelliklerini öğrenmeye bile heves etmezler. Mağazalarda çalışan, tezgahtarların çoğu, sattıkları malın sadece fiyatını ezberlediğinden, o mal hakkında bilgi veremez ve verimi düşürürler. Örneğin, kıyafet almak için, mağazaya girdiğinizde tezgahtara: —Bu iki giysi arasında ne fark var? diye sorduğunuz da alacağınız cevap: "Bunun fiatı beş bununsa altı milyon liradır. Arada 1 milyon fark vardır" çünkü bilgisi bundan ibarettir. Yahut, hangisi iyi diye sorsanız, size bir malın iyi olması için gerekli olan on sebepten birini bile zor söyleyecektir. Bu durumda onu utandırmaktan başka birşey olmayacaktır. Tezgahtarlığın en önemli kuralı fiyatı en sonraya bırakmaktır. Çünkü fiatı hemen söylenecek mal en ucuz olandır. Yani fiyatından başka çekici yönü olmayandır. 29 Kaliteli malı satarken önce onun değeri ortaya konulmalı, müşteri malı takdir ettikten sonra, fiyatını söylemelidir. Müşteriye o malla ilgili birkaç söz söyleyemeyeceğimiz ve ilgisini çekemeyeceğimiz hiçbir şey yoktur. Meşhur işadamlarından M. Selfridge: "Benim mağazamda 250 bin çeşit eşya var, bunların her çeşidi, bir adama bir servet kazandırmıştır" diyerek yapılan işin özelliklerini bilmenin önemini ispat etmiştir. Dünyanın en başarılı tacirlerinden John Wanamaker duvar örtüleri işi yapan seksen şubesinden herbirine birer eser hazırlamıştı. O şubelerde görev yapacak olan tezgahtarların o kitapları okuyup anlaması şarttı. Böylece 17.000 işçi çalıştıran müesseseleri kurma başarısının en önemli nedenlerinden biri olduğunu göstermiş oldu. Çünkü, onun bütün tezgahtarları ne ile meşgul olduklarını biliyor ve ona göre çalışıyorlardı. Ziyaret ettiğiniz sergilerde yetenekli tezgahtarlar neticesinde, sergilerin zevk verdiğini söyleyebilirsiniz. Çünkü müşteri burada soracağı her sorunun cevabını güzelce anlayacaktır, mutlu olacaktır. Otomobil galerilerinde, meşgul oldukları işi çok iyi bilen kimseler görür, onların tecrübe ve zekalarına hayran kalırsınız. Çünkü size, otomobille ilgili yığın yığın bilgi verirler. Bazen, mağazasında sattığı malların, her çeşidini tanıyan ve bu bilgisiyle öğünen satıcıları görürsünüz. Örneğin; insan vücudunun bütün özelliklerini gereğince anlamak için anatomi okuyan bir terzi size cazip gelecektir. Ya da sattığı kitapların nelerden bahsettiğini bilen ve onların nasıl ciltlendiğini anlatan, kitapçı, 30 sizde hayranlık uyandıracaktır. Bu çeşit insanlar azdır ve kolay yetişmezler. İnsanların meşgul oldukları işlerle ilgilenmemesi için bir sebep olmaması gerekir. Örneğin daire katibinin defter tutma usulünün en güzelini öğrenmesi... Bu dağ gibi bir iştir. Şayet katip bütün özellikleriyle işi öğrenmezse dağın eteğinde kalır. Dağın tepesine ulaşması için çok emek sarfetmesi gerekir. Bir polis memurunun yükümlü olduğu kanunları bilmesi... Bunları öğrenmemesi için ne sebep olabilir ki? Oysa polis memurları yarım kilometre ötedeki caddeyi bile tanımıyorlar. Polis memurunun daima çalışması, hatta insanların simalarından durumlarını anlaması gerekir. Matbaacının, kağıt ile, özellikleri ile meşgul olması... Matbaacılık ilerleyen ve insanı, sanatın en yüksek zirvesine kadar yükseltecek bir meslektir. Maalesef matbaacılar harf katoloğunu bile açmağa üşenirler. Oysa ki, bu meslek akıllara durgunluk verecek derecede ilerlemiş ve gelişmiştir. Baş ustanın yalnız emir vermekle, makinaları kontrol etmekle yetinmeyerek, insanları idare etmenin yollarını öğrenmesi... Bunları öğrenmesine ne engel var ki? Görevini en iyi şekilde yerine getirmesi verimi arttıracaktır. İlan memurunun yalnız ilan fiyatlarını öğrenmekle yetinmeyerek, tezgahtarlık sanatını öğrenmesi... Buna kim engel olabilir ki? Şayet zekasını işletip, elindeki imkanları kullanırsa bulunmaz büyük fırsatlar elde eder, hem kendisine hem de çevresine huzur verir. 31 Aşçının değişik yiyecek maddelerinden yeni lezzetler elde etmesi... Fakat aşçıların çoğu yiyeceklerin besleyici özelliklerini öğrenmeye heves etmez. Şayet öğrenmiş olsa buna kim hayır der ki? Buna gayret gösterirlerse pişirdikleri yemekler, hem besleyici ve lezzetli, hem de çekici olur. Müşterileri artarak, çok kazanır. Bir şapkacının, renkler arasındaki uyumu öğrenmesi.. Buna ne engel olabilir? Eğer bu konuda bilgileri olsa, müşterilerine en güzel şekilde yardımcı olarak işlerinde yükselirler. Kısacası, her işin insanın becerisini arttıracak bilgisinin genişletecek, birçok imkanları mevcuttur. Şayet ciddi ve samimi olarak, yeteneklerinizden en yüksek derecede yararlanmaya kesin kararlıysanız, işinizde yükselmenin yolunu bulmuşsunuz demektir. Örneğin, mensucat işinde, ayrı özellikleri ve bileşimleri bulunan sayısız iplik çeşidi vardır. Bir kimsenin bunları tanıması imkansızdır. Çünkü bu konu ilginç ve geniştir. Hatta birçok nokta keşfedilememiştir. Deri işinde, insanların çoğu ömürlerini harcamış olmasına ve bu konuyla ilgili kolejlerde eğitim görmesine rağmen, başından sonuna kadar öğrenilmemiştir. Kerestecilikte, kimyagerlerin, yumuşak keresteleri sertleştirmek için buldukları yeni metot daha önceleri hayal bile edilmezdi. Böylece yeni icadlarla kerestelerden kağıt ve suni ipek yapmanın pratik çözümleride öğrenilmiş oldu. 32 Çiftçilikte, kimyagerlerin buluşları ile, tarlaların dönümlerin yıllık verimleri iki-üç katına çıkarılması mümkün oldu. Böylece, bu iş yorucu olmaktan çıkarak ilim haline dönüştü. Her mesleğe, her sanata ilmin gereklerinin uygulanması artık mümkündür. Çünkü ilim ve teknik araştırıcıdır. Her çalışan, teknik adam olmalıdır. Bunun için okul şart değildir. Teknik adam, araştıran ve etüd eden kişidir. Örneğin, toprak kurtları ile 16 sene uğraşan Darwin, bunlara ait eser de yazmıştır. Hepimiz çalıştığımız işle ilgili, geniş bilgi elde ederek, zirveyi yakalayabiliriz. Bu saygınlığımız, menfaatlerimiz ve yükselmemiz için gereklidir. Uğraştığımız işle ilgili bize sorulan sorulara cevap verecek kadar bilgimizi geliştirmek, kendimize faydası dokunacak en iyi alışkanlıktır. 33 "Dördüncü Bölüm ÇALIŞTIĞINIZ ARKADAŞLARINIZLA DOSTLUK KURUNUZ Çalıştığınız yerde, en çok sevilen şahsın kim olduğu sorusuna yapılan oylamada, kaç oy alırsınız? En çok oy alan üç kişi arasında mı yoksa son sıralarda mı? "Bir insanın hayattaki başarısı, cenazesindeki yürüyenlerin sayısı ile ölçülür" sözü bir gerçeği ortaya koymaktadır. 35 Günün sekiz saatini beraber geçirdiğiniz, iş arkadaşlarını tanımamanız imkansızdır. Çünkü sabah, akşam onlarla beraber aynı ortamı paylaşıyorsunuz. Bu yüzden onlarla iyi geçinmeniz, kendinizi onlara sevdirmeniz gerekir. Çalıştığınız yerde, düşman kazanmamak için elinizden ne gelirse yapınız. Birçok insanın hayatta başarısız olmasının nedeni, çalıştıkları arkadaşlarının kendilerinden soğutmaları ve düşman etmeleridir. İş hayatınızın ilk gününde, yakınlık görmediğiniz arkadaşlarınıza gücenebilirsiniz. Hatta günün sonunda beraber çalıştığınız kimselerin çok garip olduklarını düşünebilirsiniz. Sonra onlarla ilgili hikayeler anlatarak sevimsiz olduklarını ispatlamaya çalışırsınız. Ben de dört yıl çalıştığım gazetede sadece bir dost edinebilmiştim. Bu yüzden çalışma arkadaşlarımın garip kişiler olduklarını düşünürdüm. Fakat gerçek olan şey, benim onlardan daha garip, gereğince kendimi sevdirememiş ve sevilmemiş olmamdı. Gençliğimde, hür ve bağımsız olmak tek hedefim-di. Fakat geçirdiğim tecrübelerden sonra, bağımsızlığa bir sınır çekilmesi gerektiğini öğrendim. Çünkü, bağımsızlık, insanı ileriye götürmeye yetmiyordu. 36 İnsan başkalarıyla dost olup, birlikte yaşayamayacak kadar, bağımsızlık düşkünü olmamalıdır. Şayet Robenson Crusoe gibi olmak istiyorsanız, ya çölün ortasında ya da deniz fenerinde çalışmalısınız. Yoksa insanların içinde insanlardan uzak kalmanız imkansızdır. Bazı insanlar, kalabalık müessesede çalıştığı halde yapayalnızmış gibi hareket ederler. Yabancı biri yanlarına yaklaşınca yerin yarılıp kendilerini yutmalarını isterler. Böyle insanlar yıllarca çalışsalarda tek bir dost bile kazanamazlar. Bu tamamen yanlıştır. İnsanlar birbirleri için yaratılmıştır. At, köpek gibi hayvanları dost edinmekte yeterli değildir. Dostsuz insanlar tenkit edilecek değil, acınacak inşalardır. Çünkü sıkılgandırlar. Sıkılganlık, zor yenilen bir kusur olduğundan ancak kontrol altına almak mükündür. Gerçek şu ki sıkılganlık, iş hayatında işleri aksatır. Bu yüzden sıkılganlık, alçak gönüllülük gibi meziyet değildir. Ancak ve ancak insan için eziyettir. Sıkılganlık, söylenmesi gerekli sözü zamanında söyleyeme-mek yapılması gereken şeyi yapamamaktır. Sıkılganlık, insanın üstün niteliklerini örter, bu yüzden insan ilerleyeceğine geri adım atar. Bu kusur, beyni soğutan kar dalgalarına benzer. Bunun neticesinde dil donar, insan verimsizleşir. Sabır, sebat ve kuvvetli irade ile bu kusuru yenmek mümkündür. İnsanın kendini herkesten üstün görmesi, sıkılganlıktan daha kötüdür. Bu tutum insana düşmanlar kazandırır. 37 Bir işe girdiğinizde, başkalarını hor görerek, kendinizi üstün saymanız son derece yanlış ve tehlikelidir. Üstün bile olsanız yine bu şekilde davranmanız haksızlıktır. Çünkü ilk dakikadan itibaren kötü puanlar alarak, nefret edilen biri olacaksınız. Dostsuz kalarak, yıpranacaksımz. İçimizdeki nefretleri ve düşmanlıkları değil sevgileri ve dostlukları geliştirmeliyiz. Başkalarının kusurlarını görmektense iyi taraflarını görmeye çalışmalıyız. Zira kusur aramak, kusurların en büyüğüdür. Başkalarını takdir edip beğenmeniz onları kıskanmanızdan daha iyidir. Kıskançlık; düşkünlük ve budalalıktır. Dünya üzerinde yapılan haksızlıklar çoktur. Düzelmesi gereken birçok şey vardır. Bunları düzeltmenin yolu kıskançlık ve düşmanlık hislerini körüklemek değil, anlaşma ruhunu kuvvetlendirmektir. Çünkü kıskançlık ve düşmanlığa dayanan herşeyden sakınmalıyız. Ne insanları zenginliklerinden dolayı kıskanınız ne de fakirliklerinden dolayı küçümseyiniz. İnsanların dış dünyalarını değil iç dünyalarını keşfe çıkınız. Gözlerinizdeki siyah gözlüğü çıkararak, iyi kalpli ve dürüst insanları görme şerefine eriniz. Güzel roman ve piyeslerin en önemli faydası, halkın her kesimine sevgi göstermeyi öğretmesidir. Örneğin meşhur roman yazarlarından Locke "Sevimli Bir Serseri" adlı eserinde; hor görülen insanları tanıyarak, keşfetmenin faydalarını dile getirerek asil bir konu yakalamıştır. 38 Gerçek hayat sahnesinde bir kişi bulmak, sinemanın bütün hayali roman kahramanlarından daha iyidir. Çünkü, filmlerdeki artistlere hayran olmaktansa, iş arkadaşlarımızı sevmek ve anlamak daha doğrudur. I. Dünya savaşı, işyerlerinde yaşayan kahramanları ortaya çıkarmıştır. Birçok genç, işini bırakıp cepheye koşarak, madalyalarıyla dönmüşlerdir. Böylece arkadaşlarının kahramanlıklarını daha önce keşfedemeyen arkadaşları hayretler içinde kalmışlardır. Şayet insanları incelersek, dünyadaki en enterasan tetkik konusu olduğunu anlarız. İnsanları tanıdıkça severiz. Çünkü insan bilmediği, tanımadığı şeyin düşmanıdır. Arkadaşlarımızın eğlencelerine, gezilerine, oyunlarına katılarak onlarla sosyal ilişki kurunuz. Konuşma sanatını öğrenmek için büyük çaba harcayınız. Bunu kitaplar ve üniversiteler değil, tecrübelerimiz öğretir. Bu üstün yetenek yaratılıştan kazanıl-mamışsa çalışarak kazanmamız mümkündür. Söz, dünyaya hakimdir. Birçok meslek söze dayanır. Çünkü şairimizin dediği gibi: "Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı" Kuvvetli fakat sessiz insanlar, söz söyleyen kişiler olsalardı, daha mutlu yaşarlardı. Kendi sesinizi işitmekten korkmayınız. İş hayatında sözün çok büyük önemi vardır. Sözü ustalıkla kullanan kişi ayrıcalık ve üstünlük kazanır. Kısacası dost edinmek, para elde etmekten daha faydalıdır. Para kolaylıkla kaybedilir fakat dost kaybedilmez. Dostların yardımı ile para kazanabilirsiniz. 39 Fakat para ile dost kazanamaz, hatta kaybedebilirsiniz. Çalıştığınız yerde, en çok sevilen şahsın kim olduğu sorusuna yapılan oylamada, kaç oy alırsınız? En çok oyalan üç kişi arasında mı yoksa son sıralarda mı? "Bir insanın hayattaki başarısı, cenazesindeki yürüyenlerin sayısı ile ölçülür" sözü bir gerçeği ortaya koymaktadır. Başarılı hayâtın en önemli etkeni, dost kazanmaktır. Çevremizdeki dostları kazanmaya çalışınız. İnsanlar dost kazanmanın değerini yaşlandıklarında anlarlar. Fakat iş işten geçmiş olur. Çünkü "gençlik bilseydi, ihtiyarlık yapabilseydi" sözü bu gerçeği fazlasıyla anlatmaktadır. Birçok şey tavsiye ile kazanılır. İnsanı gücü ve karakteri yeterli değildir. Başarı, başkalarının bize verdikleri bir ödüldür. Dostlarımızın yardımı ile kazanırız. İnsanların fikirlerini gözönünde tutunuz. Her zaman haklı olmasa bile, insanların hayatlarındaki en güçlü etkenlerdendir. Bu kuvvet sayesinde insanlar alçalır ya da yükselirler. Zenginlik ve şöhretten kazandığınız başarılarla, birlikte öz benliğinizi de olgunlaştırmaya çalışınız. Bu sebebten sempati, merhamet ve hoşgörüyü öğreniniz. Hayattaki kırgınlık ve sarsıntılar sizi korkutmasın. Dost kazanmaya devam ediniz. Çünkü dost, seni senden kurtarandır. 41 Beşinci Bölüm ALDIĞINIZ GÖREVLERİ ARTTIRINIZ "Cesaret, başarının başladığı tek kelimedir. Hangi işde olursanız olun cesaretinizi elden bırakmayınız. Görevlerinizi arttırmaya çalışınız, korkak insanların tedbirli ve emniyetli yaşadıklarını, asla düşünmeyiniz. Çünkü bu kişiler hayatın zevklerinden uzaktırlar. Güç işleri başaran kişilerin kazandıkları dostluklardan mahrum kalırlar. 43 İşe yeni başlayan birçok kişi o günün bitiminde sevinçle evlerine dönerler ve soranlara "çok şükür, gayet kolay bir iş!" derler. Bu söz, ilerlemek niyetinde olmayan başarısızlığa aday olan kimselerin söylediği, dünyadaki en tehlikeli sözlerden biridir. Bu tür insanlar az çalışıp, çok kazanmak isterler. Bu şekildeki düşünce, insanı başarı yolundan alıkoyar. Dünyada bundan daha yanlış bir fikir de olamaz. Çok şükür, gayet kolay bir iş! Bu sözü söyleyen gencin işle ilgili bütün felsefesi fakirliğinden dolayı bu külfeti omuzlarında yük gibi taşımasıdır. Eğer kendisine amcasından miras kalmış olsaydı, bir işe el sürmez, işsiz güçsüz yaşardı. Onun düşünemediği şey, işin hayatta en iyi bir dost olduğudur. Yine düşünemediği diğer bir nokta da, işsiz insanların hayatlarında değer kazanamamış olmaları ve parazit gibi yaşamalarıdır. Dünyadaki en bahtsız kişi, yapılacak iş bulamayandır. Bu tür insanlar hayattan bıkarlar, bunalıma girerler ve çoğu zamanda intihara teşebbüs ederler. 44 Şayet bu tür kimseler zengin kimseler iseler, bahtsızlıklarını daima hissettiklerinden bir yerde duramazlar, hep seyahat ederler. Meşhur bir söz vardır: "Hiçbir arı, bir kelebeğe imrenmez. Çünkü kelebeğin ömrü kısadır, hem balda yapamaz". Fakat gençlerin çoğu işsiz-güçsüz, bir yerden bir yere uçan kelebeklere özenerek bakarlar. Bu hareketlerinin yanlışlığını daha sonraları anlıyorlar. Yaptığı işten nefret ederek başlayan kişi sadece tembelliği düşünerek tavşanlar gibi yaşar. Bütün kaygısı tembel tembel yaşamaktır. Bu çeşit kaygılar insana yarar getirmediği gibi birçok zararlara sebebiyet verir. Bu tür insanlar kendi hallerini düzeltmezse, ayyaşlığa veya keyif verici zehirler kullanmaya başlar. Çünkü insanlar, üzüntülerini unutmak için içerler, beyinlerini işlemekten alıkoymak için de zehir kullanırlar, hayatı çekilmez bir yük olarak görürler. İşiniz, sığınacağınız bir köşe, saklanacağınız bir delik değildir. İşinizde hiç kimse tarafından görülmeden uyku uyumaya çalışan gece bekçileri gibi hareket etmeyiniz. Bu, hayatınızı bir adım ilerlemeden geçirmenize neden olur. Böyle düşünen insanlar kenarda kalıp, sorumluluk almak istemezler. Öğrendikleri kolay işlerin kendileri için yeterli olduğunu söylerler. Örneğin mercedes fabrikalarında, zengin olma imkanları çok olmasına rağmen, bu tür insanlar tek işle yetinerek, aynı işi tekrar eder dururlar. Hatta ustabaşı bile olmaktan korkarlar. 45 Bu korkaklık yetenekli insanların, başarısız olmalarına neden olur. Şu bir gerçektir ki, hayatta kazanan insanlarını çoğu cesur insanlardır, korkak olanlar değil... İş hayatında, cesur olmak, yürümek, zirveyi yakalamak gerekir. Dünyanın en zengin müesseselerinden birinin sahibi olan Uoyd, kazancını, başkalarının cesaretini satın alarak sağlamaktadır. Gemi sahipleri, gemilerini, küçük prim karşılığında, onlara sigorta ettirirler. 265 yıl gibi süre içersinde asla başarısız olmamış ve İngiltere Bankasına borcunu ödemede sağlam olduğunu göstermiştir. Çoğu insan bunun faydasını düşünmekten uzaktır. "Cesaret", başarının başladığı tek kelimedir. Hangi işde olursanız olun cesaretinizi elden bırakmayınız. Görevlerinizi arttırmaya çalışınız, korkak insanların tedbirli ve emniyetli yaşadıklarını, asla düşünmeyiniz. Çünkü bu kişiler hayatın zevklerinden uzaktırlar. Güç işleri başaran kişilerin, kazandıkları dostluklardan mahrum kalırlar. Bizim ilgilendiğimiz kişiler parazitler değil, enerji sahibi olup yeteneklerini geliştirmek isteyenlerdir. Andrevv Carnegie'nin 1600 kütüphane kurmasının nedeni, kendisine yardım için elinden geleni yaptığını görmedikçe, hiçbir gence yardım etmemesidir. Çünkü o, okumak ve öğrenmek isteyenlere yardım etmeyi amaçlamıştı. Parazit olan kimselerin mutluluğu sorumluluklarının dışında görmeleri baştan sona yanlış bir düşüncedir. 46 Gerçekte, mutluluğun birçok çeşidi vardır. Bir gece bekçisinin odasına çekilip kaçamak uyumasının mutluluğu ile dünyanın en süratli vapurunun kaptanının mutluluğu birbirinden farklıdır. Dünyada hiç kimse 12 büyük mağazası ve 17 bin işçisi olan John Wanamaker derecesinde mutlu olamazdı. Sorumluluklarını sevmesinden dolayı hayatı kana kana yaşayan bu kişi 84 yaşında öldüğünde yüzünde tek bir kırışık yoktu. Annelik büyük bir sorumluluk getirir fakat bu sorumluluğu anneler benimserler. Normal her kadın için, hayattaki en büyük ceza, çocuksuz kalmaktır. Tüm bunlardan, sorumluluğun, hayatta en yakın bir dost olduğunu anlıyoruz. İşimizi başardıkça neşemiz artar. Zorunluluklar bizi düşünmeye yönelterek, bize kuvvetimizi ve zekamızı üstün bir şekilde hissettirir.-Bu durum pratik gücümüzü, insanları idare etme yeteneğimizi geliştirir. Bu okuyarak değil, yaparak kazanılır. Bu sayede irade kuvvetimiz gelişerek karar vermemiz de kolaylaşır. Sonuçta kendine güvenen başarılı insanlardan oluruz. İlerlememizin ve başkalarından daha fazla kazanmamızın sırrı, kendimize güvenerek, sağlam kararlar almamızdır. Bu da bizim para problemimizi çözer. Zirveyi yakalayan, iş hayatlarında ilerleyen ve başarılı olan insanların büyük çoğunluğu hep bu şekilde yükselmişlerdir. Dünyanın heryerinde çok sevilen "ve saygı gören kimseler sorumluluklarını bilen ve ona göre hareket edenlerdir. 47 O halde bize düşen görev, sorumluluklarımızı arttırarak onların hakkından gelmektir. Gözleri saatte, kulakları paydos zilinde olan işçilerden asla beraber olmayınız, insanlar başardıkları işe göre değerlendirilirler. İş, insanın ölçüsüdür. Elbert Hubbard'ın "Garcia'ya Mektup" adındaki eseri milyonlar satmıştır. Garcia, Küba'da ihtilalin lideri idi. Küba ormanlarının birine saklandığından, hiç kimse onun nerede olduğunu bilmiyordu. Düşmanları onun başına çok büyük bir ödül koymuşlardı. Amerika'dan Garcia'ya bir mektup götürülmesi gerekiyordu. Mektubu göndermek isteyen kişi, kendine güveni ile ün yapmış genç bir işçiyi çağırarak. Bu mektubu Garcia'ya götür demişti. Genç adam hiçbir soru sormadan, Küba'ya gitmiş, Garcia'yı bulmuş ve mektubu vermişti. Onun bu işi başarması kendisini zenginliğe kavuşturduğu gibi, onu dünyanın en kahraman kişilerinden biri yaptı. Elber Hubbard'da ona layık olduğu ölmeyen bir ün sağladı. İş hayatında hüküm sürmesi gereken ruh işte bu ruh yani macera ve cesaret ruhudur. Eğer işinizde, bu ruhun tek bir kıvılcımını keşfederseniz, ondan alev yapınız. Bunun yolu ise, aldığınız görevleri arttırmaktır. Hep zor işlere talip olunuz. Çünkü iliklerin en lezzetlisi en sert kemikte bulunur. Bizzat kendiniz ilerlemek için uğraşınız, çünkü hiç kimse sizin adınıza bu konu ile uğraşmaz, çabalamaz yükselmenizi sağlamaz. 48 Her fırsat ve her imkan, yeni bir sorumluluk demektir. Her geçen gün kaybolmuş fırsatlarla doludur. Fırsatları kaybetmeden, yakalayarak değerlendiriniz. Yetişmiş olan kişilerin, hala çocukluk dönemlerini sürdürmek için uğraşmaları ne acı bir gerçektir. Bunlar yetişkin olmalarına rağmen, birinin ellerinden tutmasını, kendilerine yardım etmesini bekler. Bunların tıb bilimindeki karşılığı "duraklamış gelişim" dir. Bu tür insanların akıl ve zekaları sekiz yaşındaki çocuğunki gibidir. Ya yardımla yaşarlar ya da dilencilik ederler. Çünkü hırsız olmak için cesaretleri yoktur. Bu tür insanlara sosyetenin en üst tabakasında rastlamanız mümkün olacağı gibi, en fakir sınıflar arasında da bulabilirsiniz. Bunlar bir ağaca tutanarak yükselen sarmaşıklar gibidirler. Bunlar hem sarıldıkları ağacı hem de kendilerini yokederler. 49 Altıncı Bölüm KAZANCINIZI ARITIRINIZ Her işyerinin en büyük tasası sermayeyi büyütüp, gücünü arttırmaktır. Bu herkesin faydasına olan bir durumdur. Zira sermayenin büyümesi, şirketin güçlenmesi ve sonuçta ücretlerin artması demektir. Bugün 18 yaşında, iş arayan bir genç olsa idim, pirimi bol, sermayesi geniş bir yere başvururdum. Çünkü sermayesi büyük olan yerler, garantili yerlerdir. 51 zel bir kuruluşta çalışıyorsanız, ücretiniz, size verilen değer mesafesindedir. Eğer iş net bir kâr getirmiyorsa o şirket yürüye- mez. Her işyerinde isimleri "kırmızı mürekkep"le yazılmış olan işçiler vardır ve bunlara verilen ücrette zarar kabul edilir. Bunların sonları işten atılmaktır. Bu yüzden işçiler, sağladıkları yarar ölçüsünde ücret alırlar. Örneğin kömür madeninde çalışan işçi ile balıkçının ücretlerinin, hayatlarını tehlikeye attıklarından dolayı daha fazla olmasından yanayım. Fakat kömürcü ile balıkçının ücretlerinin artmasını engelleyen sebebi bu ürünlerin daha pahalıya satılma-masıdır. Çünkü halk mecbur kalmadan bunları almaz. Her işyeri, uğraştığı maddenin fiyatını ya rekabet yoluyla ya da kanun gereği veya halkın etkisiyle belirler. İşçilerin ücretide bu maddenin satışından elde edilen gelire göredir. Buyüzden her işçi gelir bölümünde ortak gibidir. Müessesenin hayatı, sermayesine değil, çalışanlarının kazandırıcı olmalarına bağlıdır. Kazandırmayana kimse ücret vermez. Bir işyerinde çalışan kişi, sadece 52 emeğini, beynini sarfeden değil, işe ait bütün eşyayı hazır bulan kimsedir. Üretimde insan emeğinin yanında makinanın yardımı da inkar edilemez. İşyerlerinin kira, elektrik, su ve vergi gibi masrafları vardır. Şayet bu iş, çalışanlara ait olsaydı, kendi gelirlerinden vereceklerdi. İşin piyasaya çıkarılıp pazarlaması da önemli bir konudur. Bu iş de ücretsiz yapılamaz. Çünkü mal, kendi kendini satmaz. Bunların yanında zarar konusu da vardır. Hatta bir tek zarar, yıllar boyunca elde edilen karı da götürebilir. Borçlanmak, davalara girmek, kazalar, fiyatların düşmesi hesaba katılması gereken noktalardır. İdealist olanlar, kağıt üzerinde bunları hesaba katmadan düşünürler fakat kar ile zararın ikiz kardeş olduğunu anlamazlar. Patronlar; ücretleri, faizleri, kirayı, masrafları zararları karşıladıktan sonra bazen ellerinin bomboş kaldıkları görülür. İş hayatı, memuriyet hayatına benzemez. Çünkü memurlukta gelir söz konusu değildir. İş adamları zararı yükümlülere yükleyemediklerinden dolayı ya az kâr elde ederler, ya da iflas ederler. İş ve ticaret hayatının asıl hedefi net kârı sağlamaktır. Her İngiliz şirketin vardığı sonuç, zoru zoruna iki yakayı bir araya getirmektir. Bu yüzden çalışanların daha fazla kazanç için hizmetleri gereklidir. Mağazada çalışan memurlar, işyerinde çalışan işçiler yapacakları hizmetlerle, net kârı iki katına çıkara 53 bilir. Düzenli ve temiz çalışarak, yaptığı işlerde zarara sebeb olmasını önleyebilir. Her işyerinin en büyük tasası sermayeyi büyütüp, gücünü arttırmaktır. Bu herkesin faydasına olan bir durumdur. Zira sermayenin büyümesi, müssesenin güçlenmesi, ücretlerin artması demektir. Bugün 18 yaşında, iş arayan bir genç olsa idim, pirimi bol, sermayesi geniş bir yere başvururdum. Çünkü sermayesi büyük olan yerler, garantili yerlerdir. Durum buysa, işçilerin grev yapmaları, lokavt yapmaları bir nevi intihardır. Çünkü bu tür hareketler kazanca engeldir. Pirimleri akçeyi kemirir, ücretleri düşürür. Dünyada, işçilerin el ele vererek geçimlerini sağladıkları işi yıkmağa uğraşmalarından daha kötü ne olabilir? Bu tür hareketlerin lehinde konuşanlar bilgisiz cahillerdir. "Kari Maks'a" göre işçiler, ürettiklerini tekrar satın alacak derecede ücret alamıyorlar. Bunun sebebi ise fabrikanın yalnız işçilerden ibaret olmamasıdır. İdareciler, muhasebeciler, satıcılar, hissedarlar v.b — Ayrıca ödenen vergiler —Tüm bunlar uygar bir ülkede yaşamanın karşılığında ödediğimiz faturalardır. Nasıl ki başkasının yaptırdığı evde kira karşılığında oturuyorsak, hiç kimsenin fabrika veya mağazasını da soymağa taraftar olmamalıyız. Bunun için çalıştığınız yerin sermayesinin yüksek olması lehinize olacaktır. Çalıştığınız yer, yeni maki-nalar alır, daha çok reklam yapar, satışını arttırırsa o oranda da kazançlar yükselir. 54 Emek ile sermaye ikiz kardeş gibidir, birlikte hareket ederler. Nasıl ki orkestrada çalan davulcu ile zurnacı arasında uyum varsa, sermaye ile emek arasında da aynı uyum vardır. Bu sebebten işyerinizde ortak gibi çalışınız ve gelir imkanlarınızı arıtırınız. Fazla para kazanıp saygı görmenin tek çıkaryolu budur. 55 'Yedinci Bölüm' SÜREKLİ YARARLI ESERLER OKUYUNUZ Kitabın değerini bütün insanlardan daha iyi anlayan Carne-ğie devrinde 60 milyon İngiliz sterlini kazanmış ve servetinin yarısı ile, herkes için kütüphaneler kurdurmuştu. Meşgul olduğunuz is ne olursa olsun, işinizde yükselmeniz için size yardımcı olacak yığınla kitap vardır. Okumayı bildikten sonra cahil kalmanız için hiçbir sebep yoktur. Hayatta insana en pahalıya mal olan şey cahilliktir. Kurtulmanın yolu da okumaktır. 57 Gençlerin çoğu evlenince sevmeyi, iş bulunca okumayı unuturlar. Sevgiyi de, bilgiyi de hayatın bir bölümüne ait zannederler. fiTndan dolayı nice yuvalarda mutluluk yerine, mutsuzluk vardır. Fakat en güzel yol, daima yaşamak, sevmek ve öğrenmektir. Öğrenmenin en güzel yolu da, her zaman faydalı bir kitap bulundurmak ve zaman buldukça okumaktır. Kitap ile ilişkiyi kesen kimse, başarılı olamaz. Çünkü kitapsız hayat, kör-sağır dilsiz yaşamaktır. Zira kitap bütün dünyaya hakimdir. Ve siyasetten daha kudretlidir. Nice kabineleri bir kitap, iktidar koltuğundan düşürmüştür. Medeniyeti de kitap oluşturmuştur. Newton "Prin-cipia" adlı eseriyle dünyanın düşünüşünü değiştirmiştir. Darwin'in "Türlerin Menşei" eseri de aynı sesi getirmiştir. Adam Smith, "Milletlerin Serveti" isimli eseriyle İngilizler'e ticaret esasını öğretmiştir. Pitt bu kitabı okuyarak İngiliz başbakanlarından en büyüğü olma ününü kazanmıştır. 58 Faraday'ın 14 yaşlarında eline geçirdiği kimya kitabıyla günün birinde, bütün İngiliz bilginlerinin rehberi olacağını kim bilebilirdi? Edison, okulda öğrenip görmedi fakat annesinin okuduğu yararlı kitaplar ile günümüze başarısını ispatladı. Kitabın değerini bütün insanlardan daha iyi anlayan Carneğie, devrinde 60 milyon İngiliz Sterlini kazanmış ve servetinin yarısı ile, herkes için kütüphaneler kurdurmuştu. Meşgul olduğunuz iş ne olursa olsun, işinizde yükselmeniz için size yardımcı olacak yığınla kitap vardır. Okumayı bildikten sonra cahil kalmanız için hiçbir sebep yoktur. Hayatta insana en pahalıya mal olan şey cahilliktir. Kurtulmanın yolu da okumaktır. Kendi tecrübelerimizle öğreneceğimiz herşey bize pahalıya mal olur. Tecrübelerimiz de yeterli değildir. Örneğin hangimiz kendi tecrübemizle elektrik, kimya ya da matematik öğrenebiliriz? Okuyan insan, yalnız kendi tecrübeleriyle yetinmez, başkalarından da yararlanır. Bu sayede dikkati, mukayeseyi, benimsemeyi, öğrendiğini uygulamayı öğrenir. Bugün tecrübe ve deneylerle ilgili kitaplar binleri aşmıştır. Bunları elde etmek çok kolaydır. Kütüphaneye sahip olmak ayrıcalıktır. Her hafta küçük bir ücretle kitap alarak bir kaç yıl içinde güzel bir kütüphane edinebilirsiniz. Okumanın en güzel şekli, ilgilendiğiniz bölümlere 59 işaret koyarak okumaktır. Çoğumuz gazete için geniş zaman ayırdığımız halde kitaba bu önemi vermeyiz. Gazete herkes için yazılır. Gazetede ilgilendiğiniz konuları okuduktan sonra diğer sayfalara sadece göz gezdiriniz. Propaganda gayesi ile yazılmış kitaplara kulak asmayınız. Fakat seyahat kitapları ticaret açısından faydalıdır. Biyografi kitapları değerlidir. Bize ilham kaynağı olabilir. Yalnız övgü şeklinde yazılmış olmaması gerekir. Kitap okumaktan gaye, yalnızca okuyucu olmak değil, o kitaptan faydalanmaktır. Bir çok insanın yaptığı gibi vakit geçirmek için kitap okumayınız. Bu hem fayda hem de zarar getirir. Kitap okumadaki hedefiniz, beyne enerji vermek olmalıdır. Asıl mesele beyni olumlu hale getirmektir. Zira hayatın güçlüklerini yenme konusunda faydalanamadık-tan sonra, beynimizi yığın yığın doldurmak neye yarar. Bir kitabı okuduktan sonra öğrendiklerimizi, hayatımıza ve işimize aksettirebiliyorsak, maksat hasıl olmuştur. Kitap gayemize hizmet etmelidir. Edebiyat ile ilgilenenler kitabı kültür sayarlar. Fakat bu yeterli değildir. İnsanın gözleri kör olmadıktan sonra, dünyadaki bütün bilgi onun emrindedir. Bilmemiz gereken şu ki; bilgi, düşünce ve his ile kurulan hayat, asıl hayattır. Bunlar hepimiz için bir alemdir. 60 Şayet görüyor ve okuyorsak, dünyadaki bütün kitaplar bize aittir. Bu yüzden yalnızlık çekmemize, cahil yaşamamıza, başarısızlığa uğramamıza sebeb yoktur. Gelişmemiz okumamıza bağlıdır. 61 Sekizinci Bölüm" İŞLERİNİZİ ZEVKLİ HALE DÖNÜŞTÜRÜNÜZ Günümüzde de bir çok iş güç ve zevksizdir. Bu işlerin güçlüğünü etkisiz hale getirmek için bilimsel çalışmaların yapılmış olmasıda sevindiricidir. Ancak öyle işler vardır ki yalnız alın teri geçerlidir. Başka hiç bir şeyin geçerli olmadığı işlerdir bunlar. Elbette bu işleri ilgi çekici hale getirecek teknik ve ilim birgün bulunacaktır. Hatta kömür madenciliğininde bir gün zahmet ve tehlikeli iş olmaktan kurtulacağına inanıyorum. 63 Çoğunlukla bütün çalışanlar, iş hayatına yanlış bir düşünce ve fikirle girişirler ki, bunu birazda normal saymak gerekir. Çoğumuz 14 ile 18 yaşları arasında, kafamızın daha çok havadan sudan şeylerle meşgul olduğu sıralarda, iş hayatına başladığımız için, yapmaya çalıştığımız işten zevk alamayız. Oyun ve eğlence içinde geçirdiğimiz günlerimizin geride kaldığını sanarız. Halbuki bundan daha büyük bir yanlış yoktur. Yaptığımız işle başarılı olmak için onu oyun kadar ilgi çekici hale getirebiliriz. Tıpkı profesyonel atletler, oyunu ciddi işe çevirebildikleri gibi. Biz de işi, oyuna ve spora çevirebiliriz. Spor hayatında olduğu gibi, iş hayatında da dostça rekabetlere imkan vardır. Bir yarış ve mücadele düzenlemek mümkündür. Arkadaşlar arasında işbirliği yaparak, onlarla beraber bir takım kurmağa, hep birlikte bütün gücümüzle çalışarak, diğer takıma veya takımlara karşı galip olma mücadelesi vermeğe engel yoktur. Maç her sabah mesai saati ile başlar. Ve günün sonu mesainin bitimi ile elde edilen başarılar başarı hanesine kaydedilen puan ve gollerdir. Takımın birinden 64 ayrılıp, başka bir takıma geçerek, onun başarısını sağlamak ve galibiyete yükseltmekle de kendimize kupalar kazandırabiliriz. İş dünyasının en başarılı kişilerinden biri olan Selfridge "iş hayatı kadar ilgi çekici bir yer yoktur" der. Çünkü kendisi, işi daima bir spor saymış ve iş hayatı hakkında bir eser yazarak, ona "Roman" adı vermiştir. Bu adamın başarılı olmasındaki en önemli faktör işine bir sporcu tavrı ile sarılmış olmasıdır. Bunun neticesinde bir mağaza yerine otuz mağazanın sahibi olmuştur. Eskiden ingiliz tüccarlarına "maceracı tüccarlar" denirdi. Çünkü bu adamlar ticareti, iç sıkan bir uğraş olarak değil, bir spor, bir macera olarak görür ve iş hayatına öyle atılırlardı. Onların çalışmaları neticesinde, İngiltere, bütün dünyanın ticaret merkezi haline geldi. Gençler iş hayatının yalnız para kazanmak olmadığını düşünmelidirler. Her insan yaşamını sürdürebilmek için mutlaka paraya muhtaçtır. Onu kazanmak için yıllarca dişlerini sıkmak istemez, onun için iş yerlerini para kazanma vasıtası olarak görürler sabırsızlıkla paraya koşarlar. Onlar için para, ilk şeydir, son şey değildir. Halbuki "iş"in anlamı, bütün insanlar tarafından yapılan işde, payınıza düşeni başarmak ve kendi benliğinizi geliştirmektir. İş yeri mutlu bir yuva demektir. İş hayatı dost edinmek rahat bir ortamda yaşamak ve yaşanan hayatın zevkini sürdürmek demektir. Akıllı insanlar derler ki: "Hayatta bir çok şeyler vardır ki, paradan çok değerlidirler. Bunlara ulaşmak 65 için parada gereklidir". Para, konsere girmek için alman bilettir. Para yapmak istediklerimizin bir kısmını gerçekleştirebilen bir kuvvettir. Mutlu ve mesut bir hayatın sırrı, para kazanmak ve harcama yollarını anlamaktır. Asırlarca önce iş, köleler tarafından yapılırdı. O zamanlarda, makina da yoktu. Teknik gelişmede yoktu. Mühendisliğin ve bilimsel gelişmenin çeşitleri de yoktu. O zaman ki işçilere, çilekeşler denilirdi. İki asır öncesine kadar, işçilere çalışmalarının karşılığı ücret de verilmezdi. İşçiler zorla, boğaz tokluğuna çalıştırılırdı. İş bir zevk bir eğlence veya spor değil, bir ceza ve işkence idi. Günümüzde de bir çok işler güç ve zevksizdir. Bu işlerin güçlüğünü etkisiz hale getirmek için bilimsel çalışmaların yapılmış olması da sevindiricidir. Ancak öyle işler vardır ki yalnız alın teri geçerlidir. Başka hiç bir şeyin geçerli olmadığı işlerdir bunlar. Elbette bu işleri ilgi çekici hale getirecek teknik ve ilim bir-gün bulunacaktır. Hatta kömür madenciliğinin de bir gün zahmet ve tehlikeli iş olmaktan kurtulacağına inanıyorum. Asrımızda hala bir takım monoton işler vardır. Fakat bu işleri monotonluktan kurtarmak mümkündür. Bizim bugün bu işleri monoton görmemizin sebebi onları çok kötü şartlar içinde yapmamızdandır. Monotonluğu yenebilmenin tek çaresi, yaptığımız işte yetenek ve beceri isteyen yönleri bulmaktır. Bun- 66 lan tetkik ettiğimizde pek çok olduklarını görürüz. Ancak çok az işçi, gereken ölçüde yeteneğe sahiptir. Yaptığınız işin, her günkü iş olduğunu ve hiç değişmediğini düşüneceğinize, yetenek isteyen yönlerini araştırıp bulunuz. Örneğin; bir hafta içinde kaç hata yaptığınızı tetkik ederek hata ve yanlış yapmamanın yollarını arayınız. Bunları arayıp bulduğunuzda yaptığınız işi zevkle yaptığınız gibi ücretinizide yükseltebilirsiniz. Yaptığınız işi ne kadar iyi ve güzel yaparsanız, o iş üzerindeki ilginiz artar. Şayet yaptığınız işten sıkılıyorsanız ve zaman geçmiyorsa onu iyi yapmadığınızdan şüpheniz olmasın. Her insanın iyi bildiği bir oyunu oynamak istemesi doğru değil midir? Yani bir oyunu öğrenmeğe başladığınız zaman, bu oyun size tatsız görünmez mi? Örneğin; kriket oyununu ilk defa gördüğünüz zaman, onu hiç de oyun saymazsınız. Çünkü çok ağır bir oyundur. O kadar ki, bize hiç mi hiç heyecan vermez. Fakat bu oyunu oynamasını öğrendikten sonra onun son derece çekici bir oyun olduğunu kabul edirsiniz. Her işçinin sakınması gereken şey, insanın beynini bir sis gibi saran ilgisizliktir. Bu durum ruhsal bir hastalıktır. Bu durum insanın beynini taşa çevirir. Bu öyle bir hastalıktır ki insanı da, işini de mahveder. Sakınılması gereken diğer bir husus da, şevk ve heyecanın kırılması ve ümitsizliğin ruha işlemesidir. Özellikle gençler, işe yanlış başlamakta bu hale düşerler ve hayatlarını sona ermiş sayarlar. Halbuki spor 67 hayatında gördüğümüz gibi, uzun bir yarışa, hatalı başlamak çok önemli bir problem değildir. Önemli olan o işin sonunu getirmektir. Unutulmamalıdır ki uzun mesafe koşusunda, disiplinli koşan koşucu gerilerde olsa da sonuçta birinci olma şansına sahiptir. Bir defasında Kristal Palas futbol takımı Bristol ile yaptığı maçın ilk onbeş dakikasında 3 gol yemiş ve 3-0 yenik duruma düşmüştü Kristal Palas oyuncuları morellerini bozmadılar, aksine daha da güzel oynadılar. Sonuçta maçı 7-4 kazanmayı başardılar. Onlar maça kötü başladıkları için bozulmadılar, hırs ve azimle rakibi yenmeyi başardılar. Spor ruhunu, çalıştığınız işte uygularsanız, yorgunluk nedir bilmezsiniz. Çünkü yorgunluk, vücuttan önce zihinde etkisini gösterir. Vücudun zayıf düşmesinden çok, zihin kesilmesinden meydana gelir. Örneğin; bir çocuk, bütün gün balık avlamakla meşgul olursa, akşam evine dinlenmiş ve zinde bir halde döner. Ancak ona bir miktar odun taşımasını söylerseniz o anda yorulur. Bir at huysuzlandığı zaman, bu huysuzluk onun kafasından doğar, çiftelerinden değil. Her işte bir ideal olmalı, sizi ilgilendirmeli vede düşündürmelidir. Unutmamalı ki her iş, bizim sandığımızdan daha büyük ve daha önemlidir. Bir üretim işini ele alacak olursak; bir makinanın karşısına geçerek, elinizi hareket ettirmekten ibaret değildir. Bu iş, kesmek indirmek kaldırmak, taşımak işi olmakla da kalmaz. Bu bir iş üretme işidir. 68 Her şeyi yaratan hiç şüphesiz Allah (cc)'dur. Ama onun kulları olan biz insanlarda, yeni yeni şeyler meydana getirebiliriz. Çalıştığımız makinelerle, kullandığımız çeşitli aletlerle, daha geniş bir ölçüde ilgilenirsek ve bunları en iyi şekilde kullanırsak, işimizle ve mesleğimizle olan bağımız kat kat artmış olur. Bir pazarlama işini ele alalım: Bu işin özü, öncelikle, herkesin neye ihtiyacı olduğunu bulabilmektir. Herkesin ihtiyacına cevap verebilme sanatıdır. Yer yüzünde hiç kimse, bu sanatım bütün sırlarını bilemez. Bu sanatın hedefi, insanların ilgisini uyandırıp, onları harekete geçirmektir. Bu sanat başından sonuna kadar bir spor ve macera işidir. Gazeteciliğe bir göz atalım. Haber bulup, yazma ve merkeze ulaştırma her gün girişilen bir maceradan başka bir şey değildir. Yeryüzünde süratle yapılan ve en çok sorumluluk isteyen meslek belki de gazeteciliktir. Çünkü gazetecilik de her gün gazete sahifelerini doğru haberlerle doldurmak gerekmektedir. Sigortacılığa bakacak olursak, bu işin hedefi, yangın, ölüm, ihtiyarlık gibi tehlikelere karşı güven içinde yaşamayı sağlamaktır. Bu işin yaptığı iyilik, diğer hayır cemiyetlerinden az değildir. Çünkü bir çok yetimleri, dulları ve ihtiyaç sahiplerini ve bizi gelecek korkularından kurtarıyor. Yani sigortacılık, cesaret, şefkat ve paraya dayanan faydalı bir kurumdur. Vakıfları ele alacak olursak yoksul kimselerin ve talebelerin karşılıksız olarak faydalandığı yardımlaş- 69 ma kurumları olduğunu görürüz. Daire işlerini gözden geçiriniz. Bu işi spora çevirmek kolay değildir. Çünkü kağıt üzerinde sayılar yazmak, insana heyecan vermez. Fakat idare, bütün işin merkezidir. Yanlış yere yazılan bir sayı, bütün hesapları alt üst eder. Onun için her idarede en önemli mesele, işe özen göstermektir. Ancak özeni bir spora çevirmek kolay değildir. Fakat bütün zihninizi ona verecek ölçüde, onunla ilgilenebilirsiniz. Biraz da bahçivancılıktan söz edelim: Bu sanat topraktan en büyük ölçüde ürün almaktır. Bahçivan, havaya karşı spora girişmiş bir adamdır. Ve bu sporda da bazen yener, bazen yenilir. Tehlike önemlidir ve macera oldukça büyüktür. Karşılığında elde edilecek nimette büyüktür. Siyaset işi üzerinde de bir cümle ile duralım: Siyaset niçin bu kadar büyüleyicidir? Niçin bu kadar güçlüdür? Bir spor mahiyetini almış olmasından mı? Siyasetler, spor ruhunu ayırdığınız zaman, delinmiş bir balon gibi yok olur. Kısacası hayat bir spordur. Biz de onu, olduğu gibi kabul etmek ve ondan en etkili düzeyde faydalanmak mecburiyetindeyiz. Bu oyunu kurallarına uygun sonuna kadar oynamalıyız. Bu yolda kazanılacak bir çok başarılar olduğu gibi, bir çok başarısızlıklar da vardır. İçimizden zengin olarak doğmayanlar için bu "iş spor" u bir ömür boyunca devam eder. Mutluluğumuz, mutsuzluğumuz ve kazancımız da seviyeli bir hayat yaşarız. Oyunu kurallarına uygun oynamayıp fena oynarsak ömür boyu sıkıntı çeker ve yok olup gideriz. 70 O halde, oyunu en iyi şekilde oynamak gerek. Çünkü hayatın anlamı budur. Oyunda kurallara uymak, kuralı bozmaktan iyidir. Dürüst oynamak, oyun bozanlıktan iyidir. Sadece kendimizi korumayı düşünmeden oyun oynamaya bakmalıyız. Elinden geleni yaptığı için zarar gören yoktur. Çünkü hayatın sonunda, insandan ne kazandığı, ne kaybettiği ve şu hayat oyununu nasıl oynadığı mutlaka sorulacaktır. 71 Dokuzuncu Bölüm SIHHATİNİZE DİKKAT EDİNİZ Sağlığınızı korumak için ilk yapmanız gereken şey, vücudunuzu anlamanız ve tanımanızdır. Çünkü vücudu ile ilgili ilmi bilgi sahibi olanların oranı çok azdır. İnsan vücudu bir motor gibidir. Onun görevini yapabilmesi için içinin ve dışının temiz tutulması gerekir. Vücuttaki organların her birinin ayrı ayrı görevleri vardır. Bu organlardan biri kırılıp bozulsa, onun yerine konulacak yedek parça yoktur. Ve bu yüzden de sakat kalabiliriz. İnsanlar sağlıklarına dikkat etmelidir. Çalışmak, ilerlemek ve kulluk etmek isteyen her insan sağlığını korumayı bilmeli ve öğrenmelidir. Sağlığın bozulması, binlerce çalışan insanın işinde ilerlemesini engeller. İş veren de bunlara bakarak "Hele sağlığın yoluna bir girsin ücretini o zaman artırırız" derler. Günümüzde insanların bir çoğu, sağlıklarına dikkat etmezler ve bunları, yarı sağlıklı saymak gerekir. Bunlar, vücut sağlığının ne demek olduğunu bilmezler. Yaşlılık sebebi ile ölenler, yıllık ölüm oranının yalnız % 3 ünü teşkil etmektedir. Geri kalan % 97 çoğunluk, sağlığını korumayı bilmediği için ölüyor. Bu durum bizi önemli bir gerçekle yüz yüze bırakıyor. Her insan 65 ine kadar sağlığını koruyabilir. Büyük tüccarlardan John Wanamaker seksen dört yıl yaşamış. Ömrünün son gününe kadar da çalışmıştı. Glads-tone, seksen altı yaşına kadar İngiltere'nin Başbakanı idi. Doksan beş yaşındaki bir mühendisin masasının başında proje çizdiğini görmüştüm. 74 Sağlığınızı korumak için ilk yapmanız gereken şey, vücudunuzu anlamanız ve tanımanızdır. Çünkü vücudu ile ilgili ilmi bilgi sahibi olanların oranı çok azdır. İnsan vücudu bir motor gibidir. Onun görevini yapabilmesi için içinin ve dışının temiz tutulması gerekir. Vücutta ki organların her birinin ayrı ayrı görevleri vardır. Bu organlardan biri kırılıp bozulsa, onun yerine konulacak yedek parça yoktur. Ve bu yüzden de sakat kalabiliriz. Vücudunuzda 200 kemiğiniz ve 400 kasınız vardır. Bunların hepsi, bel kemikleri üzerinde kurulur. Ve belkemiğiniz 24 parçadan oluşmaktadır. Sanki bunlar, kauçuk yastıklarla birbirinden ayrılmış ve bir elektrik kablosu veya bir bilgisayar ağı ile birbirine bağlanmıştır. Kafanın çalışmasını kolaylaştıran ve onun dengesini sağlayan 20 kas mevcuttur. Bel kemiklerinin çalışmasını sağlayan ve dengesini koruyan adalelerin sayısı ise 144 kadardır. Kemikler 20 yaşında sertleştiği için çocukları ağır işle çalıştırmak ve yormak doğru bir davranış değildir. İnsan vücudunun en kuvvetli olduğu dönem, yirmibeş ile kırk yaşları arasıdır. Kemik dediğimiz şey, canlıdır ve canlı olan küçük hücrelerden meydana gelir. Bu hücrelere osteoblastlar denir. Bunların binlercesi bir sıraya dizilirse ancak bir santimetrelik yer doldurulabilir. Kemik sanki bir arı kovanı gibidir. Her hücresinde milyonlarca arı vardır. Kemik hem kuvvetli, hem hafif, hem de kendi kendini tamir edecek biçimde yaratılmıştır. Kemik; çelik, 75 demir ve tahta gibi maddelerin hepsinden daha fazla hayret verici bir şeydir. Adaleye gelince, binlerce küçük silindirden ve her silindir de, küçük, siyah ve beyaz yuvarlardan meydana gelmiştir. Bu silindirler, açılır ve çekilir. Ve bunlar bir sinirin gönderdiği emre göre hareket ederler. Bu yuvarlakların, nasıl birlikte çalıştıklarını bugün için bilemiyoruz. Bu olay da tabiatın sırlarından biridir. Ancak adalelerimiz kemiklerimiz gibi yıpranmaz. Bunlar ne kadar fazla çalıştırırsanız, o kadar kuvvetlenirler. Bir insanın kuvveti, bir beygirin kuvvetinin yedide biridir. En kuvvetli insanın kırdığı rekor, bir beygirin yarı kuvvetine ulaşabilir. Ayaklarımıza gelince, bir adım atmak için, yarım saniye içinde 54 adet adale faaliyete geçer. Ayaklarımıza fazla güvenmemeliyiz. Çünük kazaların çoğu, ayağımızın kaymasından veya burkulmasından ileri gelmektedir. Sinirler insan vücudunun bilgisayar sistemidir. Vücudumuza yayılan 300.000 hat vardır. İnsan vücudundaki bütün sinirlerin sayısı, 180 milyon, yalnız gözdeki sinirlerin sayısı onsekizbindir. Sinirlerimiz vasıtasıyla gönderdiğimiz mesajlar, saniyede 4 mil, yani saatte 14.400 mil hızla hareket eder. Tıpkı elektrikle gönderilen mesajlar gibi. Beynimizden, parmak uçlarına bir .mesaj gönderildiğinde, mesajın ulaşması için saniyenin ikiyüzde bir kadar zaman yeterlidir. Ateşe dokunur dokunmaz, eli- 76 mizin veya dokunan organımızın yanmasının sebebi budur. Derimiz, vücudumuzun ısısını düzenler. Beden ısısının dörtte üçü deri yolu ile kaçar. Ter, vücudumuzu serinletir. Çok çalışan bir insan normal terin sekiz katını çıkarır. Hiç terlemeyen biri tam anlamı ile sağlıklı olamaz. Kalbimizin her gün harcadığı enerji 200 kuvvet tondur. Kalbimiz yaşadığımız sürece gece ve gündüz saatte 4320 kere çarpar. Oturduğunuz zaman dakikada pompaladığı kan beş litre, yürüdüğümüz zaman ise 20 litredir. Bu yüzden, merdiven çıkarken koşmamak gerekir. Bedenimizin petrolü kanımızdır. Ancak bu petrol, infilak etmez, yanar. Onun nasıl adale yarattığına gelince, bunu bilmiyoruz. Biz buna, "okspidasyon" diyoruz. Fakat bunun ne demek olduğunu da bilemiyoruz. Adalemiz ne kadar çok çalışırsa, kan ona o kadar hızla gider. Bu da bize, çalışmanın önemini gösterir. Bu sayede kan, dolaşımını yapar ve vücudumuzdan atılması gereken maddeler atılır. Ciğerlerimiz bir çift fırın gibidir. Kandaki gerekli şeyleri yakarlar. Bunlarda Altı milyon civarında hava torbası mevcuttur. Tüberkülozun sebebi ciğerleri koruyup kollamamaktır. Özetleyecek olursak, vücudumuz bir kan fabrikası-dır. Aldığımız besinler kan yapar ve temiz hava, onu saf bir hale getirir. Vücudumuz tezgahlar ve laboratuarlarla doludur. En önemli laboratuarımız, karaciğerdir. Çünkü besinlerin özünü alır, ve onu et, kan, kemik ve adale yapmak üzere hazırlar. 77 Demek ki, insan vücudu hiç durmadan çalışan bir motordur. Hiç sönmeyen, devamlı yanan meşale gibidir. Kirli havada yaşayıp, vitaminsiz kalırsanız meşalenin parıl parıl yanmadığım görürsünüz. Belli bir zaman sonra doktorunuz hasta olduğunuzu söyler. Bizde ocaklara kömür atan ateşçiler gibiyiz. Atılan kömür kalitesiz olursa, ateşin yanmamasına şaşmamalıyız. İnsan vücudu bir enerji deposudur. Sağlık kanunu da şudur: Enerji almak, enerji vermektir. Enerji almağa devam ettiğimiz takdirde, vücudumuzun duraklaması için tıp yönünden bir sebep yoktur. Bir hastalık başladığında durdurulabilecek olanları çok azdır. Onu taşımaktan başka çare yoktur. Çünkü onu söküp atacak ilaçlar azdır. Antitoksinlerin difteriye, sıtmaya karşı tesirini biliyoruz. Her sabah bir limon veya yarım bardak şıranın romatizmaya iyi geldiğini de biliyoruz. Her yaranın oksijen veya diğer temizleyici maddelerle tedavi edilmesi gerektiğini de biliyoruz. Fakat genellikle tedavi olmak için sarf ettiğimiz gayretlerin çoğu, sırf tahminlere dayanmaktadır. Genellikle fazla ilaç kullanmak iyi değildir. Çünkü bunların faydası kadar zararı da vardır. Rahatsızlandığımız zaman mutlaka mesleğinde tecrübeli ve kariyeri bulunan doktora müracaat etmeliyiz. Soğuk algınlığı ve öksürükler konusunda, insanların daha fazla bilgi sahibi olduğu görülüyor. Soğuk algınlığına karşı, sıcak ve limonlu çay içmek, C vitamini almak terlemek gerek. İnsan vücudu beş şeye muh- 78 taçtır. "Besin", "sindirim", "çalışmak", " temiz hava", "uyku",... Besin... İnsanın yiyecekleri vücudun ihtiyacını karşılayacak besin değeri yüksek, vitamin değeri bol olan yiyecekler olmalıdır. Çalışmak... Çalışmak, birçok hastalığın ilacıdır. Tembellik insanı türlü türlü akıl hastalıklarına uğratır. Boş olan insan ruhsal dengesi bozuk insandır. Nice tembel insan vardır ki, işe başlamakla hastalığından kurtulmuş ve sağlığına kavuşmuştur. İnsan vücudunun her tarafı kulanılmak ister. İnsanı çalışmak değil, tembellik yıpratır, çalışmayan hücreler belli zaman sonra ölür. Eğer bir kişi akıllı ve çalışkan ise takdir etmeliyiz. Akıllı ve tembel ise ikaz etmeliyiz. Akılsız ve çalışkan ise dikkat etmeliyiz. Sakınılması gereken şey, tembelliktir. Yalnız gereğinden fazla çalışmada hiç çalışmamak gibi vücudun zayıf düşmesine sebep olur. Ne kadar çalışmamız gerektiği konusunda, ilim adamlarının şu sözüne uymak gerekir: "İnsan, saatte iki mil üzerinde, kendi ağırlığının beşte üçünü taşıyabilir. İnsan bunu kısa aralıklarla yapabilir. Dünyanın en kuvvetli adamı olan Thomas Leach bir kolu ile 200 Libreyi iletebilmiş ve dünya rekoru kırmıştır. Sağlık bakımından kuvveti geliştirmek önemli bir konudur. Çünkü yalnızca adale, sağlık belirtisi değil- 79 dir. Atletler de, başkalarından fazla yaşayamazlar. Asıl önemli olan, vücudun iç organlarını sağlıklı ve kuvvetli tutmaktır. İşimizi yorulmadan yapmak için, onu kendimize yaklaştırmalıyız. Bir insanın gün boyu aralıksız çalışması doğru değildir. Her gününüzün en az iki saatini dinlenerek geçiriniz. Ne kadar çok çalışırsanız, o oranda dinleniriz. Sonra, telaş, hiddet, korku, ani sinirlenmelerden sakınınız. İnsanın kafası bozulduğu zaman, vücut şartları da bozulabilir. Çünkü kafası ve vücut birbirine bağlıdır. Birinin rahatsızlığı aynı zamanda diğerininde hastalığıdır. Çünkü beyin de beden de, hem fiziki, hem de fikri birer varlıktır. Aklınızdan geçen düşüncelerin bile, sindirimle yakın ilgisi vardır. Kafanın sakin olması insanın doktor önüne gitmesini azaltır. Hergün biraz eğlenmeli gül-meli ve neşelenmeliyiz. Bunlar kan da bulunan al yuvarları çoğaltır. Neşe ve moralde insanı hastalıklardan korur. Hayatımızı gülerek, sevinerek ve neşeli bir şekilde geçirmeliyiz. Allah hayatın değerini bilenlere, hayat verir ve bu nimeti tanımayanlardan onu esirger ve alır. 81 «Onuncu Bölüm 1 YÖNETİCİ OLMAYI ÖĞRENİNİZ iyi bir yönetici olmak için, azim, sebat, sabır ve çalışanların sevgisini kazanmak gereklidir. Yetki denilen şey, kabalık değil, planlı hareket, düşünceli davranış ve herkesten en yüksek ölçüde faydalanmak demektir. Yönetici, kuvvetli bir iradeye sahip olmalı, ileriyi görmeli, gelecek ayı ve seneyi bugünden düşünmelidir. 83 Küçük gördüğünüz işiniz, size bir gün en yükseğe çıkma fırsatı verebilir. Birçok politikacılar parti üyeliğinden Cumhurbaşkanlığına ve başbakanlığa yükselmişlerdir. Bir çok tüccar da en küçük sıralardan, en yüksek mevkiye ulaşabilmişlerdir. Yukarıdaki örneklerde olduğu gibi, hür ülkelerde her insan, hayatın en basit köşesinden hareket ederek, ilerleye ilerleye ülkenin bütün yönetimini eline alan bir şahsiyet olmaktadır. Onun için bir işe girer girmez, kendimize sormalıyız: - Bu iş benim için bir başlangıç mı, yoksa son mu? - Bir başlangıç olduğuna göre, işle ne kadar meşgul olmalıyım. Bu işte ilerleyebilir miyim? 1- Kendilerinden beklenenin altında iş üretenler, istikbalden bir ümit bekleyemezler. Çünkü bütün ömürlerini küçük ücretler alarak geçirirler. 2- Kendilerinden beklenen işi tam olarak yapanlar, ilerlerler fakat en yüksek mevkilere varamazlar. Belki de devamlı ikinci adam konumunda kalırlar. Bunların da lider olmalarına imkan yoktur. 3- Kendilerinden beklenen işin çok fazlasını yapanlar. Zirveyi yakalamaya aday olanlar bunlardır. 84 Sizin de kendinize sormanız gereken üç soru vardır? Ben yaptığım işten küçük müyüm? Yaptığım işin tam dengi miyim? Yoksa yaptığım işten daha büyük müyüm? Hayatında yüksek bir makama varmak isteyen her insan, daima yürümeli ve kendini ilerletmelidir. Bunun yoluda, işin dışında kendisinden istenmeyen iyi bir şeyler yapmaktır. Halk arasında şöyle bir söz duyarız: "Liderler anadan doğma liderlerdir". Bu söz kısmen doğrudur. Gerçekte ise bunların çoğu doğuştan değildirler. Aslında kendilerini yetiştirmişlerdir. Bazı çocuklar, yaratılışı gereği önderdirler. Onları evlerinde ve okulda daima önde görürsünüz? Arkadaşları arasında da bu üstün durumlarını korurlar. Bunlar iş hayatında da liderliğe adaydırlar. Doğuştan liderlik yeteneği bulunmayanlar da vardır. Ancak bunlar hırs ve azim sahibidirler. Çok çalışırlar, uğraşırlar, dayanırlar hayatta adım adım ilerleyerek, günün birinde en yüksek mevkilere varırlar. Hayatta rastlayacağımız engellerin en büyüğü tembellik ve ürkeklikdir. Ve kendimize olan güvensizliktir. Halbuki bunların herbirini yenmek mümkündür. Hakikaten bazı gençler, gösterdikleri yetenekten daha yetenekli ve zekidirler. Fakat tembellik ve ürkeklik, bunları göstermelerine büyük engel olur. Yönetimde kadınlar da erkeklerden farksızdırlar. Bugün Londra piyasasında binlerce kadın iş başındadır. Londra ticaret odasında üye kadınların sayısı küçümsenemeyecek şekilde fazladır. 85 Hukukçu kadınlar, milletvekili olan kadınlar, Lady Rhonda gibi, 50 şirketi yöneten kadınlar bulunduğuna göre, hayatın erkeklere sağladığı fırsatları kadınlardan esirgediğini söylemek doğru olmaz. Artık iş hayatı, erkeklere ait olmaktan çıkmıştır. Ticaretin % 60'im kadınlar yapıyor ve dünyadaki para kudretini onlar temsil ediyorlar. Günümüzde onların yönetimde başa geçmemeleri için hiç bir sebep kalmamıştır. Bugün insanları idareden maksat, onların kendileri ve kendi kurumları adına en yüksek düzeyde faydalı olmalarını sağlamaktır. Eski idareciler, idare etmek değil, hüküm sürmek isterlerdi. Onun için, körü körüne emirlerine uyulmasını isterlerdi. Yönettikleri insanların sevgisini kazanmağa önem vermezlerdi. Bir tek düşünceleri vardı ve onu: "Haydi çabuk olun? İşi bitirin!" demekle açıklarlardı. Ve insanlara bir makina gibi davranırlardı. Bu metod ticaret ve iş hayatına fayda değil zarar vermiştir. Bugünkü anlayışa göre, yönetici bir öğretmendir. Ve bu öğretmen işçilere hem kendileri için ve hem de çalıştıkları müessese için faydalı olmayı öğretir. Yönetici bu sebepten bir liderdir. Bir iş yerinde çalışanlar ayni ailenin fertleri gibi olmalıdırlar. Kurum müdürü daha fazla verim alabilmek için işçilere tavsiyelerde bulunur. Gelişmek isteyen her müessese, bir tek şahsın idaresine inanmaz ve idare işinin herkes tarafından paylaşılmasına önem verir. Yönetim ne kadar paylaşılırsa, müessese o ölçüde başarılı olur. Onun için idarede yeni iş öğrenmek istiyorsanız, önce kendi işinizi tanı- 86 manız gereklidir. Sonra bildiklerinizi başkalarına öğretmelisiniz. Size başkalarını kontrol görevi verildiğinde, gözetimin öğretmekten zor olduğunu görürsünüz. Çünkü gözetim başkaları üzerinde otorite sahibi olmak demektir. Otorite sahibi olmak büyük bir sınavdır. Çünkü otorite bir çok insanları bozar, onları kibirlendirir. Böyleleri, başkalarında bulundukları insanları hakkı ile idare edemedikleri için, kısa zamanda otoriteleri son bulur. Bir çok kişiler, idareci oldukları zaman yol göstermeğe değil, insanları sürüklemeğe çalışırlar. Ve başkalarına bağırırlar ve gururlarını kırarlar. Halbuki yerinde olan hareket, başkalarına bağırıp çağırmak değil, onlara daha iyi iş yapmanın yollarını göstermektir. İşçileri sıkıştırmak hiç bir fayda sağlamaz. Aksine sıkıştırılan her insan, başkasını sıkıştıracak onun etkisinden kurtulmağa bakar. İnsanları yaptıklarından sorumlu tutmalıyız. İyi işleri takdir, kötü işleri de tenkit etmek şeklinde... Devamlı tenkit edilecekleri görüp, takdir edilecekleri görmezseniz, haksızlık ve insafsızlık yapmış olursunuz. Şayet bir işçinin davranışlarını beğenmiyorsanız ve onu doğru yola ulaştırmak istiyorsanız, bunu başkalarının yanında gürültücü bir şekilde değil, onu odanıza çağırarak sessizlik içinde yapmanız gerekir. Her insanın onuru vardır. İşçiniz onurunu yaraladığınızı hisset-memelidir. Böyle bir hareket işçiyi, insan olarak incitir. Şirketlerde verilen emirlere uymak güzel bir şeydir. Ancak zeka ondan daha üstündür. Bankaların ve kamunun güvenini kazanmağa verilen önem kadar, çalı- 87 şan işçilerimizin güvenini kazanmağa da önem vermeliyiz. Doğru olan işçiye işin sevdirilmesidir. İşçiler sıkılacak bir limon gibi değildir. Onlar da düşünen ve hisseden insanlardır. Yönetici onların düşüncelerini ve hislerini, şirket yararına kazanmağa bakmalıdır. Akıllı bir yönetici, ceza yerine, ödülü önde tutar. Huzursuzluk çıkmasına engel olur. Çünkü yönetici ne ekerse onu biçer ve işçiye göstereceği sevgi ve yakınlık karşılığında sevgi ve saygı kazanır. Üretimi artırmanın metodu, her şeyi tabiatına göre idare etmektir. Bardağa bardak olduğunu bilerek davranır ve onu kırılmaktan koruruz. Kitabı, kitap olarak tanımakla, onu kirletmekten ve yırtılmaktan koruruz. Üretim yaptığımız, makinaya karşı da aynı şekilde davranarak onu temiz tutmamız gerekir. İnsanlara karşı olan tutumumuz da onların, yaşayan, düşünen hisseden yaratıklar olduğuna göre düzenlenmelidir. Demek ki, iyi bir yönetici olmak için azim, sebat, sabır ve çalışanların sevgisini kazanmak gereklidir. Yetki denilen şey, kalabalık değil, planlı hareket, düşünceli, davranış ve herkesten en yüksek ölçüde faydalanmak demektir. Yönetici, kuvvetli bir iradeye sahip olmalı, ileriyi görmeli, gelecek ay ve seneyi bugünden düşünmelidir. Bir şirkette tüketen yönetici değil, üreten olmak zorundasınız, ne kadar yükselir seniz, ileriyi o ölçüde düşünmelisiniz. Yönetici olarak önce kendi odanızı, sonra kendi dairenizi, daha sonra da bütün şirketi düşünmeğe başlarsınız. 88 Yöneticilik üzerine yazılmış, okunması gereken birçok kitap vardır. Bunlardan bir kaçını okuyup öğrendiklerinizi kendi işinizde uygulamaya bakınız. Sonra insanoğlunu da güzel tanımak gerekir. Makinaları ham maddeleri idare etmeye çok büyük bir ihtiyaç yoktur, ama insanı idareye vardır. Bir amir olarak her işe en uygun kişiyi görevlendirmelisiniz. Herkes bunu tam olarak başaramaz. Fakat ne ölçüde iyi yaparsa o ölçüde başarıya ulaşmış olur. İnsanları, başarı ile idare sanatına, siyasal çevrelerde "diplomat" denir. Anlamı, başkalarım, kendi fikrinize çekmek ve kendi görüşünüz yönünde kazanmaktır. Bunu başarabilmek için, insanların huy, düşünce ve fikirlerini çok iyi anlamak gereklidir. İdare işi, kişiye bağlı bir iştir. Bu iş, para, kredi işi, yahut istatistik işi değildir. Yalnızca kuvvetli irade sorunu da değildir. İnsanları dürüst bir istikametle harekete geçirmek için, üzerlerinde etki yapmaktır. Servetleri yapan en önemli unsur, ne emek, ne de sermayedir; adil bir idaredir. Sermayesi tirilyonlar olan büyük müesseselerde kötü idare yüzünden bütün sermayesini kaybedebilir. Demek ki, her müessese, bağlandığı iradeye göre ya yükselir yahut da düşer. İyi bir yönetici, iflasa gitmekte olan bir müesseseyi ele alır ve onu kazanan bir müesseseye çevirebilir. Fakat bu çeşit insanlar çok azdır. Bir yöneticinin sınavı, şu üç büyük nokta üzerinde olur: 1- Emrinde çalışanların bütün maddi kuvvetlerinden 89 faydalanabiliyor mu? Onların daha verimli çalışmaları için gerekli olan şartları sağlıyor mu? Onların sağlığına önem veriyor mu? Çalışanların enerjilerini ve bütün kuvvetlerini, şirketin yararı için kullanıp kullanmadıklarını gözetliyor mu? 2- Emrinde çalışanların beyin gücünden faydalanıyor mu? Bunlar işlerine bağlı mıdırlar? Düşüncelerini şirketin lehine kullanıyorlar mı? İşlerini yapmaya çalıştıkları gibi, düşünebiliyorlar mı? 3- Emrinde çalışanların kalb gücünden yararlanıyor mu? Arkadaşları tarafından seviliyor mu? Onu şirketin menfaati kadar, kendi menfaatlerini koruyan bir dost olarak mı tanıyorlar? Bu kuvvetlerin içinde en çok kazanılmağa değer olanı kalbidir. Her müessesede hiç, üçte iki oranında önemlidir. Bunu akıldan kesinlikle çıkarmamak gereklidir. Görülüyor ki, idare sanatı, çok büyük bir sanattır. Dünya işleri onun sayesinde yürür. Onu tetkik edip uygulayarak ne kadar ilerleyebileceğinizi düşününüz. 91 Onbirinci Bölüm İŞYERİNİZİN HİSSEDARI OLUNUZ Paranın nasıl para yaptığını, bankadaki hesabınızla öğrenebilirsiniz. Para kuvvettir, depo edilmiş bir enerjidir. Para herşeyi satın alır. Toprak, maki-na, bina, araba... Çalıştığınız işyerinizde hissedar olmanız, yapacağınız en güzel işlerden biri olacaktır. Bu görüşlerinizin gelişmesine yarayacaktır. İş hayatının bütün cilvelerini de bu sayede öğrenmiş olacaksınız. Hayatta İlerle ve İıjerlet 93 ayrimenkul insanın parası için en güzel yatırımdır. Bundan sonrada işyerinizde hisse sahibi olmanızdır. Bu sayede kazancınız sizin yanınızda olur. Kar beklediğiniz işlerde para kaybetmeniz size acı bir tecrübe olur, gerçekleri öğretir. Yeni keşifler peşinde koşarak, anlamadığınız işlere para yatırmanız, güvenilir hareket değildir. Bu tür macera işleri milyarderlere göredir. Milyarder olmadığınıza göre, dikkatli olmanız gerekir. Şayet kazandığınız ilk paranızı kaybederseniz, hevesiniz kırılır, mali hayatınız hüsranla neticelenir. Bundan dolayı biriktirdiğiniz paraları güvenilir yerlere koyunuz. Bunun için en güvenilir ve güzel yer, çalıştığınız işyeridir. Para sahibi olmak için bankada hesap açtırmak şarttır. Zamanla bize küçük gelen birikimlerimiz, damlaya damlaya göl olacaktır. Başkalarına muhtaç olmadan yaşamak ve başınızı dik tutmanız için para çok önemlidir. Parasız insanlar hayatları boyunca öksüz çocuklar gibi boyunları bükük kalırlar. Siz biriktirdiğiniz para ile işyerinize 94 hissedar olduğunuzda, önemli bir iş başarmış olacaksınız. Bu, hayatınızın dönüm noktası olacaktır. Bunun sayesinde kendinize güven ve saygı duyarak, durumunuzu sağlamlaştıracaksınız. İşyerinizdeki yerinizi sağlama alarak, patronlarınızla yakınlık kuracak, hissedar olmakla, bağlılığınızı ispat ederek mevkiinizi yükseltmiş olacaksınız. Hem kendiniz hem de işyeriniz için çalışacağınızdan daha verimli olacaksınız. Aynı zamanda, hisseniz sayesinde işçi konumundan çıkıp sermayedar olacaksınız. Çünkü işyeriniz size de ait olacaktır. Bu sayede yıllık hissedar toplantılarına katılabilir, teklif ve tavsiyelerde bulunup, kendinizi gösterebilirsiniz. Sermayeyi akıllıca kullanıp, üretimi sağlamak iş hayatının en önemli sorunudur. Kendi birikimlerini en güzel şekilde değerlendiren kişi, kendisinin dışındaki kişilerinde güvenini kazanır. Biriktirdiğiniz para sayesinde güvenilebilirliğinizi ispat etmiş ve kendinize kredi sağlamış olursunuz. Kredi sahibi olmak, banka sahibi olmak demektir. Size para teslim edenler, neticeden memnun kalacaklarından emindirler. Sermaye çok önemlidir. Buna sadece milyarderlerin sahip olduğunu düşünmeyiniz. Bunların çoğu, küçük paraları biriktirerek, zamanla gelişerek zenginleşmişlerdir. Çünkü insanlar sermayedar doğmazlar, zaman sayesinde çalışarak olurlar. ! Avrupa'da binlerce kişiye ait olan birçok şirket, sermaye bankaları da tanımanız şarttır. Banka, 95 paranızın güven içinde saklandığı ve kazancınızın artması için size yardım eden yol gösteren ve karşılığında bir şey beklemeyen aksine hisselerinizi koruyan kuruluşlardır. İngiltere'nin mali çıkarlarını gözeten ve bütün kuruluşlara yardım eden İngiltere Bankası gibi, beş tane daha bu bankalardan mevcuttur. Bu büyük bankalar halkın küçük tasarruflarını büyük sermayedarlara ödünç olarak vererek modern iş kaynaklarını meydana getirirler. Şayet bankalar olmasaydı, küçük meslek guruplarında çalışmaktan öteye gidemezdi. Öyle ki, gündelik ihtiyaçlarımızı el işimizle karşılayabilirdik. Hisse senetleri ve tahvilât borsaları da insanlar için faydalıdırlar. Bu sayede elinizdekileri kısa bir an içinde paraya çevirme imkanınız olur. Borsada servette kazanabilir, servette kaybedebilirsiniz. Borsa, size piyasa sağlar. Gayrimenkul kadar değerlidir. Paranızı hemen geri almanın yollarından biridir. Kısacası sermaye aleminden uzak kalmayınız. Kusurlarını düzeltme yoluna giderek bu hayatı çalışınız. Aleyhinde söylenen sözlere rağmen, sermayedarlık anlaşılmaya değer bir iştir. Sermaye toplayıp bankada hesap açtırmanız ilk yapacağınız iştir. Böylece, bağımsız hareket edersiniz. Hatta, bu sayede zengin olanlara kıskançlık ve kin beslemezsiniz. Neticede başarılı ve üretken biri olursunuz. 96 Hayatta karşılaşacağınız hastalıklara kazalara, beklenmedik olaylara, fırsatlara hazırlıklı olunuz. En küçük birikimleriniz bile sizin sigortanız olacak, sizi zor zamanlarınızda rahatlatacaktır. Paranın nasıl para yaptığını, bankadaki hesabınızla öğrenebilirsiniz. Para kuvvettir, depo edilmiş bir enerjidir. Para herşey satın alır. Toprak, makina, bina, araba... Ortaçağda banka yoktu. İnsanlar köle gibi, boğaz tokluğuna çalışırlar ücret almazlardı. Paramızı biriktirip, sermaye olarak toplamamız, yaşadığımız devrin, refah sebeplerindendir. Bu sayede yoksulluğu önleyebiliriz. Yine bu sayede zengin insanların baskısından kurtulmuş, sermaye sahibi olma hakkını kazanmıştır. Çalıştığınız işyerinizde hissedar olmanız, yapacağınız en güzel işlerden biri olacaktır. Bu görüşlerinizin gelişmesine yarayacaktır. İş hayatının bütün cilvelerini de bu sayede öğrenmiş olacaksınız. Bu konuda asıl önemli olan, kendi adınıza menfaatler elde etmenizdir. Sahip olduğunuz para, iş hayatına girmeniz için giriş ücreti olacaktır. Bunun neticesinde ilk işiniz, tecrübe sahibi olmanız, müessesenizi zarar veya kara götüren mevzuları öğrenmenizdir. İkinci olarak dost kazanınız. Bu çok kazançlı bir iştir. Hissedar arkadaşlarınızla konuşarak kendinizi müessesenizin önemli ve işleyen bir parçası hissediniz. 97 Ve karakter sahibi olunuz. Kendiniz olmak, kuvvetinizi geliştirmek, kazandığınız saygıyı arttırmak ve olgunlaşmak hedefiniz olsun. Çünkü hedefi olmayan gemiye hiçbir rüzgar yardım edemez. İnsanlara yardım elini uzatarak, insanlığınızı kuvvetlendiriniz. Ancak bu sayede başardığınız işleri güven içinde düşünebilirsiniz. 99 On ikinci Bölüm ÇALIŞTIĞINIZ YERE BAĞLANINIZ Bağlılık iş hayatının temelidir. Karakterin ilkesidir. Bazı işyerlerinde şüphe ve nefretlerin cirit attığını görürsünüz. Şayet, böyle bir yerde çalışıyorsanız, oradan ayrılmanız isabetli olacaktır. Kalmakta ısrarlı hareketler, bulaşıcı hastalık gibidir, insanları yokederler. 101 İnsanların çoğu bağlılığı, hizmetçilere ve uşaklara has bir özellik görürler. Bu son derece yanlıştır. Zira, bağlılık yüksek meziyetlerdendir, fazilettir. Dünyanın en zengin insanlarından biri olan Carnegie bağlılık konusunda en güzel örneği teşkil etmektedir. Öyle ki, kendisine iyilik edenleri unutmamak için, dost defteri tutmuş ve bu dostlarına her yıl kendini belirtmeden para göndermeyi kendine görev bahsetmiştir. Onun bu defteri tutması bağlılık faziletinin neticesidir. Bununla da yetinmeyerek bağlı olduğu işçilerinden 43 kişiyi seçerek onları hayata milyoner olarak kazandırmıştır. Carnegie'nin başarısının sırrı bağlılığında gizlidir. İnsan yaşlanınca, bağlanmaktan daha zevk duyar hale geliyor. Bu müşterilere, okuyuculara, iş arkadaşlarına v.b. bağlılık olması mümkündür. Çünkü bunlar insanı cezbeder. Bağlılık iş hayatının temelidir. Karakterin ilkesidir. İnsan karaktersiz, boş çuval gibidir. Hiç bir şeyde kendini ispat edemez. « 102 Bazı işyerlerinde şüphe ve nefretlerin cirit attığım görürsünüz. Şayet, böyle bir yerde çalışıyorsanız, oradan ayrılmanız isabetli olacaktır. Kalmakta ısrar hareketler, bulaşıcı hastalık gibidir. İnsanları yok ederler. Aynı yerde görev yapanların birbirlerine uzun süre dargın durması, patronunu yıkmak için müşterilerle çatışan memurlar, müesseseden ayrılırken ekibini de yanında taşıyan müdürler, hoşa gitmeyen olaylardır, hainliktir. Pamuk fabrikalarını gezerseniz, ipliği birbirini tutmayacak kadar kısa pamukların kenara atılmış olduklarını görürsünüz insanların çoğu da bu pamuklara benzerler. Çünkü bu tür kimseler, başkalarına bağlanamayan, iplikleri kısa şahsiyetlerdir. Sadece kendilerini düşündüklerinden dolayı bütün teşkil etmeyerek, pamuklar gibi atılırlar. Bağlılık tek başına yeterli değildir. Azimli olmakta gerekir. İkisi beraber olmalıdır. Hem başkaları, hem de kendi menfaatiniz için çalışırsanız faydalı bir kişi olursunuz. Hak, kazanılması gereken bir özelliktir. Hak etmediğiniz, hakları kazandığınızda, çabuk kaybedersiniz. Milyonlarca insana vatandaşlık görevleri öğretilmeden oy hakkı verilmiş fakat bu hakları kullanamadıklarından değersizleşmişlerdir. Çeşitli şekillerde bağlılık vardır. Aileye bağlılık bunların en önemlisidir. İnsanlar hayatlarını borçlu oldukları anne ve babalarına bağlılığı görev edinmişlerdir. 103 Daha sonra eşe ve çocuklara bağlılık gelir ki, bu insan hayatında önemli bir duygudur. Vatana bağlılık insana yapması gereken görevleri en güzel şekilde yaptıran bir meziyettir. En güç olan da çalışılan yere bağlılıktır. Bu insanlarda gelişmemiş bir meziyettir. Halbuki, işyerinize bağlanmanız, onunla evlenmek gibidir. Bu samimiyet sayesinde menfaat sağlanır ve toplum yükselir. Şirketler, insanlardan farklıdır. İnsanlar ölür, fakat onlar yaşarlar. Şirketler orada çalışanların yanlışlıkları ve hataları yüzünden çökerler ve yok olurlar. Örneğin, İngiltere Bankası'ndan asırlardan beri canlılığının yeteneklerini takdir etmesi, karşılaştıkları güçlükle anlaması gerekir. Bu mutlaka hissedilmesi gereken bir görevdir. Herkesi ilgilendirmelidir. Tıpkı vücudun organları misali. Nasıl ki üzerinize bir saksının düşmekte olduğunu anlayınca gözleriniz ayaklarınıza telefon ederek "koş" emri verir, ayaklarınız derhal harekete geçerek kaçmağa başlar ve bu birliktelikle vücut kurtulur. Gözlerin emrine bacakların itaatsizliği hiç mümkün olur mu? Olduğunu düşünelim. Bu itiatsizlik neticesinde vücut ezilir, bedenin birliği yokolur. Paris'teki meşhur müzelerinden birinde "sakat birini taşıyan kör insan heykeli" birlikte çalışmayı, elbirliğini çok güzel anlatan bir örnektir. Birbirimize bağlanır, eksik noktalarımızı beraber tamamlarsak yükselebiliriz. 104 Muazzam bir şirketi işletmek için binlerce kişiye ihtiyaç vardır. Huyları birbirinden farklı bu insanların menfaat birlikleri, birbirlerinin başarısına yardımcı olur. İşyerlerinde disiplin mutlaka olmalıdır. Aşırısı bağlılık ve heyecanı yokeder. Dostluk ve uyum içinde yapılan işlerde başarı çok fazla olacaktır. İdarecilerle, işçilerin işbirliği yapmaları şarttır. Herkes bağlılık içinde hareket etmelidir. Çünkü çalıştığınız her yer bağlılık şebekesi olmak zorundadır. Gelişmiş işyerlerinde her insan işinin hakimidir. Her insanın diğerinden öğreneceği şeyler çoktur. Çünkü inşalar birbirlerine birşey öğretecek kadar akıllıdır. Bağlılık içinde çalışmak çok güzel ve faydalıdır. Bu insanların yaşamlarına can katar. Bağlılık, zeka ve hünerden daha etkilidir. Farklı özellik ve karakterdeki, insanlar bağlılık sayesinde bir araya gelerek toplum menfaati için güzel bir uyum meydana getirirler. 105 On üçüncü Bölüm İŞYERİ AHLAKINA AYKIRI HAREKET ETMEYİNİZ İşyeri ahlakına uymaya çalışan herkes patronundan izin almadan görev yerini terketmemeli, yine izin almadan, haber vermeden onun makamına girmemelidir. Verilen görevi en iyi şekilde yerine getirmeli bu günün işini yarına bırakmamalıdır. Amiri çağırdığı zaman, kapıyı vurmadan girmemeli amirin karşısında edeple durmalı, yer göstermeden oturmamalıdır. Odaya giriş ve çıkışta selam vermelidir. 107 Bir devleti ve o devleti oluşturan şirketleri ayakta tutan, ileriye götüren ve yükselten her alanda yetişmiş bilgili, tecrübeli ve ehil kadrolardır. İster devlet kuruluşlarında olsun, ister özel işletmelerde olsun verimliliği sağlayacak, mükemmeli yakalayacak olan yetişmiş insan gücüdür. İşçisinden genel müdürüne kadar herkes üzerine düşen görevin en iyisini yapmalı, iş disiplinine uygun hareket etmelidir. Hayatının hiçbir alanında disipline uymayan fertlerden oluşan toplumların, milletler yarışında geride kalması gayet doğaldır. Aynı şartlarda çalışan, aynı işi yapan ve aynı maddeyi üreten iki fabrikadan biri kâr yaptığı, işçilerine tatminkar ücretler ödediği halde, diğeri zarar ediyor ve işçilerin ücretini zamanında ödeyemiyor ise, bunun tek sebebi "iş ahlâkında aranmalıdır. Zira, iş ahlakı verimliliğin lokomotifidir. Patronun işçiyi koruduğu, kâr oranında adil bir ücret politikası takip ettiği; aynı zamanda işçinin de kazanmak için var gücüyle çalıştığı, patronu velinimet bildiği bir işletmede verimin artacağı tabiidir. ,, , 108 İşçiyi kârı arttıran bir hammadde gibi gören, işçi fakru zaruret içinde sıkıntı çekerken, kendisi lüks bir hayat süren patronların saltanatı uzun ömürlü olamaz. İşyerinde grevler, huzursuluk, işi yavaşlatmalar başlayacak; verimlilik düşecek, dolayısıyla zarar kaçınılmaz olacaktır. * Resmi olsun, özel sektör olsun her işletmede çalışanlar arasında bir hiyeraşi vardır. Bu, iş bölümünün gereği ve tabii sonucudur. Çalışanlar, birbirlerine saygılı olmalı, akrabalık sıfatlarıyla çağır-mamalıdır. *İş sırasında, özellikle müşteri ile konuşurken, sakız çiğnemek, sigara içmek, bir şeyler yemek iş ahlakına aykırıdır. *Mesai saatlerini görev harici işlerle geçirmemeli, ziyaretçilere uzun zaman ayırmamak, iş telefonunu özel maksatlar, için kullanmamalıdır. *İş yerine vaktinde gelmeli, vaktinden önce ayrılamamak, kendine düşen görevi en iyi şekilde yapmalı, ekip arkadaşlarıyla uyum içinde olmalıdır. * Giydiği elbise, yaptığı işe uygun, temiz ve kaliteli olmalıdır. Atölye elbisesi ile büroda oturul-mayacağı gibi; büro elbisesi ile de atölyede çalışılmaz. * Giyim-kuşam kadar, işyerinin tertip ve düzeni de müşteri üzerinde tesir bırakır. Masasının üstü kağıt ve dosyalarla dolu bir sekreterle, tezgahının üstü takımlarla dolu bir işçi, kimseden çalışkan" notu alamaz. Her kademedeki çalışanın, işyerini temiz ve düzenli tutması, hem estetik, hem de iş güvenliği bakımından 109 gereklidir. * Her görevli, görevini aşan davranışlardan kaçınmalı, müşteri ile yetkisi oranında muhatap olmalıdır. Çok üniteli bir şirketin müracaat memurunu ele alalım. Müracaat memuru, gelen müşteriye veya ziyaretçiye yardımcı olmakla görevlidir. Ziyaretçi veya müşteriyi ayakta karşılamak, selamını almalı "Buyurun efendim, size nasıl yardımcı olabilirim " demelidir. Oturduğu yerden, asık bir suratla ve polis edasıyla "Ne istiyorsun?" dediği zaman şirkete eksi puan kazandırmış olur. Yine yetkisini aşıp şirket sorumlusu gibi, müşterinin elini sıkamaz. "Hoş geldiniz. Nasılsınız?" sözleriyle samimi davranışlarda bulunamaz. Müşteri görüşmek istediği yetkilinin ismini verir, fakat ziyaret sebebini söylemezse; "Müdür beyle ne işiniz var? Müdür bey ile ne yapacaksınız?" diye onu sorguya çekemez. Sadece "Kim geldi diyeyim efendim? sorusunu yöneltip ziyaretçinin ismini alır ve ilgili şahsa bildirir. İlgili şahsın talimatına göre hareket eder. *Küçük esnaf işletmelerinde durum farklıdır. Bir tezgahtar gerektiğinde patron adına hareket edebilir ve bütün gün müşteri ile kendisi muhatab olur. Müşteriyle ne kadar iyi diyalog kurabilir ve ne kadar mal satarsa neticede hem patron hem tezgahtar kârlı çıkacaktır. Dolayısıyla, büyük işletmelerdeki bir müracaat memuru gibi resmi davranamaz. Bununla beraber mal satacağım diye müşteriyi sıkboğaz etmemeli, "buradan birşey almadan çıkamazsın" imajı vermemelidir. 110 Çalışan herkes patronundan izin almadan görev yerini terketmemeli, yine izin almadan, haber vermeden onun makamına girmemelidir. * Verilen görevi en en iyi şekilde yerine getirmeli, bugünün işini yarma bırakmamalıdır. * Amiri çağırdığı zaman, kapıyı vurmadan girmemeli, amirin karşısında edeple durmalı, yer göstermeden oturmamalıdır. Odaya giriş ve çıkışta selam vermelidir. * Amirin gözüne girmek ve makam elde etmek için arkadaşlarını çekiştirmemeli yağcılık yaparak, insanlık şerefi ayaklar altına alınmamalıdır. * Amirin iltifatları karşısında gevşememeli, ciddiyetini muhafaza etmeli, teşekkürle mukabelede bulunmalıdır. Amire karşı saygılı olmak başka, meddahlık yapmak başka şeydir. İkisini birbirine karıştırmamak gerekir. * Alınan maaşa razı olmalı, işini yaptığı kimselerden ne isim altımda olursa olsun rüşvet almamalıdır. * Amir memurunu, işveren işçisini, kendisinden son gücüne kadar faydalanılacak bir hammadde olarak görmemelidir. * Amir, memurlar arasında ayırım yapmamalı, "Filanca, amirin adamıdır" dedikodularına sebebiyet vermemelidir. * Bir memurun kasti olmayan küçük bir ihmalinden dolayı öfkeye kapılmamalı, ona hakaret taşıyan sözler söylememelidir. 111 * Memurun mesleki gelişimi için elinden gelen gayreti göstermeli, nitelikli memurların önünü tıka-mamalıdır. * Amir davranışlarında ve sözlerinde ne hafif meşrep ne de kibirli olmalıdır. İkisinin ortası ciddiyet ve vakardır. Amir işgal ettiği makamın hakkını vermeli, makamın şerefini vakarıyla korumalıdır. * Müessesenin problemlerini çözmek ve daha verimli işgücü elde etmek için her seviyedeki memurlarıyla istişare etmeli, onların görüşlerini almalıdır. 113 On dördüncü Bölüm! OLUMLU ELEŞTİRİLERE DUYARLI OLUNUZ HATALARINIZDAN DERS ALINIZ Hepimiz kaptan olamayız, tayfa olmaya mecburuz. Dünyada hepimiz için birşey var. Yapılacak büyük işler var. Küçük işler var... Yapacağınız iş, size en yakın olan iştir. 115 Olumlu eleştiri yükselmenin lokomotifidir. Zira, eleştiri hataların tekrarlanmaması için, kaçırılmaması gereken fırsattır. Hatasız insana rastlamak imkansızdır. Herkes hata yapar. Bağışlanmayacak tek hata, yapılan hatayı kabullenmemektir. Bu nedenle hatayı kendinize kabul ettirme yanlışına düşmeyiniz. Hata yapmışsanız, bu hatayı yapmamış gibi davranmak yerine, onu tekrarlamayarak fayda kazanmaya çalışınız. İşyerlerindeki hataların çoğu, insanlarla olan ilişkilerimizden kaynaklanır. İnsanlar kendilerine karşı sübjektif olduklarından dolayı, başkalarının hatalarının farkına vardığı ölçüde kendi hatalarını göremez. Ya da insanın bilgi ve tecrübesi hatalarını görmeye yeterli olmayabilir. Bu durumda olumlu eleştirmenlere ihtiyaç hissedilir. Çalışan her insanı hata ve eksikliklerinden kurtaracak her eleştiri, insan için hayati öneme sahiptir. "Ben mükemmelim, beni kimse eleştiremez!" demek kadar basiretsizlik olamaz. Bu durum kişinin manen intiharı demektir. Gelebilecek eleştirileri dinlemeli tarafsız değerlendirmeli, dikkatli davranmalı ve hatayı tekrarlamamaya 116 çalışmalıyız. Çünkü siz zannettiğiniz gibi değilseniz, düşünceleriniz gibisiniz. Yönetim hataları genellikle karar hatalarından kaynaklanır. Karar hataları da, karar verilen konularda eksik bilgi, yanlış değerlendirme, alternatifleri gözönünde bulundurmanıza v.s. kaynaklanabilir. Karar hatası, yönetim hatası doğurur. Tekrarlanmayan hatalar fayda sağlar, tekrarlanan hataları ise şahsiyet ve maneviyatı öldürür. Anlatacağım olay, düşülebilecek hataları açısından önemli bir örnektir: İngiliz ilaç şirketlerinden birisi, ürettikleri böcek ilacına baygon adlı ilacı ekleyerek yeni bir ilaç elde ettiklerini ve böceklere karşı büyük tesir yaptığını, anında öldürdüğünü savunuyordu. Halkla ilişkilerde görevli uzmanlar, yeni ilacın tanıtımı için, soğuk ve karlı bir günde, Londra'da basın toplantısı düzenlediler. İlacı öldürücü etkisini göstermek için birinci tepsideki böceklerin üzerine baygonsuz ilaç, 2. tepsideki böceklerin üzerine de yeni ilaçtan sıkılacak ve yeni ilaçla böceklerin ne kadar çabuk öleceği" ispatlana-caktı. Ne var ki, bu ilaç hayvanlar üzerinde yürüdükleri zaman ayaklarına bulaşarak etkili oluyordu. Soğuktan dolayı uyuşan böcekler, yerlerinden kımıldıyamadıkları için, ilaç etkisini gösteremedi. Neticede ilacın başarısızlığına karar verildi. Ve halkla ilişkiler uzmanının görevine son verildi. Görevine son verilen halkla 117 ilişkiler uzmanı şöyle diyor: "İlacı sıktıktan kırk dakika sonra bile böcekler benden daha dinamik ve sağlıklıydı. Neticede karar hatası, yönetim hatası meydana getiriyor. Hata yapmak, her zaman mümkündür. Kısacası, hata yapabiliriz ama tekrarlamamak şartıyla. Kendisine otomobili kadar değer veren herkes hatalarını gösteren, eksiklerini tamamlayan, yanlışlıklarını düzelten insanlara kızmaz. O insanlar sayesinde yanmaktan, takla atmaktan yarı yolda kalmaktan kurtulacağını bilir. Hatalarımız, eksiklerimiz, yanlışlarımız omuzu-muzda yürüyen zehirli birer akreptirler. O akrepler bizi ya hemen şimdi ya da az sonra ensemizden sokacaklar ve bizi baygın bir külçe halinde yere düşüreceklerdir. Belki de öldüreceklerdir. Ne yapıyor olursanız olun onu en mükemmel şekilde yapmaya çalışın. Hiç kimsenin gücü mükemmel bir işi görmemezli-ğe gelmeye yetmez. Mükemmel bir iş, kendini mükemmel bir şekilde kabul ettirir. Hangi iş ve meslek olursa olsun, onun en iyisini ve güzelini yapmanın, güzelce yapmanın insana en çok yakışan davranış biçimi olduğunu unutmamak gerekir. Douglas Mallach'ın sözleri bu konuyu çok güzel ifade ediyor. "Dağ tepesinde bir çam olamazsan, vadide bir çalı ol... Fakat, oradaki en iyi çalı sen olmalısın!". 118 Çalı olamazsan bir ot parçası ol, bir yola neşe ver... Bir misk çiçeği olamazsan, bir saz ol!... Fakat gölün içindeki en canlı saz sen olmalısın!... Hepimiz kaptan olamayız, tayfa olmaya mecburuz. Dünyada hepimiz için birşey var. Yapılacak büyük işler var. Küçük işler var... Yapacağınız iş, size en yakın olan iştir. Cadde olamazsan patika ol! Güneş olamazsan yıldız ol! Kazanmak yahut kaybetmek ölçü değildir. Sen, her neysen, onun en iyisi olmalısın!... "Arkadan yürüyenler asla yönetici olamazlar." Hun İmp. Atilla "İnsanın yaptığı herşey, amaçlarının ifadesidir." Herbert G. Hicks "Yönetim öğrenilebilen, ama öğretilemeyen bir sanattır." İsabel Werner "Zafer ilerdedir. Siz yürüdükçe, zorlukların ayaklarınızın altında eridiğini göreceksiniz." Herbert N. Gasson "Zirveye oynayın! Enerjinizin nelere muktedir olduğunu kavrarsanız başarı sizi izlemeye başlar." '* Rajneesh Bhagwan "Her,insan yalnızca anladığı şeyi duyar." f 119 J. Volfgang V. Goethe. "Siz zannetiğiniz gibi değilsiniz, düşünceleriniz gibisiniz." Norman Vincent Peale "Yalnız kendisini düşünerek dost arayan, hizmetçi arıyor demektir." Cenap Şehabettin "Kendine hükmedemezsen, zamana da hük-medemezsin." Gerald Achenbach "Önce kendi yanlışlarınızdan söz ediniz." Dale Carnegie "Deniz ve nehirlerin, yüzlerce dağ sellerinden faydalanmaları, daima kendilerinin onlardan daha aşağı seviyelerde bulunmaları yüzündendir." Lao Tse "Kimliksiz insan gerçek değildir." Kierkeguard. "Belirsizlik karşısında anlayışlı olmak, becerikli kişilerin ortak özelliğidir." Michael Mc Carkey "İyi şeyleri hep bir arada yaşama arzusu, kötü sonuçlar doğurabilir." Jere E. Yates.